Erotik Sinema Deyince Akla Onun Adı Gelir!
Günümüz İtalyan sinemasının en popüler yönetmenlerinden olan Tinto Brass 26 Mart 1933'te Venedik'te doğdu. Hukuk öğrenimi gördü. Okulu bitirince Paris'e göç etti. Sinemayla yakından ilgileniyordu.  Dünyanın en geniş kapsamlı, en saygın sinemateklerinden biri olan Cinemateque Française'de arşivci olarak çalıştı. İtalya'ya dönünce de fiilen sinemada çalışmaya başladı. Alberto Cavalcanti, Joris Ivens ve Roberto Rossellini gibi yönetmenlerin asistanlığını yaptı. Otuz yaşındayken de yönetmen olarak ilk filmi Chi lavora e perduto'yu çekti. Aynı yıl tiyatro yönemenliği de yaptı. Sahneye koyduğu "Panzo di famiglia" beş sezon boyunca oynandı. İlk filminden bir yıl sonra, yani 1964'te, başrollerinde Silvana Mangano ile Alberto Sordi'nin oynadıkları La mia signora'nın iki bölümünü yönetti. Aynı yıl, aynı oyuncularla bu sefer de Il disco volante'yi çekti.

Brass, 1965'te Ca Ira'nın kurgusunu yaptı. Filme bu şekilde yön vermek hoşuna gitmiş olacak ki, bugüne değin bütün filmlerinin  kurgusunu kendisi yaptı. 1966'da çektiği ve başrolünde Jean-Louis Trintignant'ın oynadığı Col cuore in gola, Londra'da çekeceği bir seri filmin başlangıç noktasını oluşturdu. Bir yıl sonra, yani 1967'de ise, ilk kez sansürle tanıştı. O yıl çektiği ve dönemin aşırılıklarını yorumladığı iki filmi, Nero su bianco ile L'urlo, 1974 yılına kadar sansürü aşamadı. Aynı oyuncularla üst üste iki film çekme alışkanlığını, Vanessa Redgrave ve Franco Nero'yla sürdürdü. Londra'da çekilen Drop Out'u, İtalya'da gerçekleştirdiği La vacanza izledi. Camelot'un setinde tanışan iki oyuncunun bu beraberlikten hoşnut oldukları kuşkusuz. Oğulları Carlo, hoşnutluklarının kanıtı.

1970'li yıllarda ise, tabir caizse, aldı yürüdü. 1975'te çektiği Salon Kitty büyük ilgiyle karşılandı. 1930 yılının Nazi Almanya'sını anlatan filmde Bergman'ın oyuncusu Ingrid Tuhlin, Visconti'nin oyuncusu Helmut Berger başrolleri paylaşıyordu. Bu filmde işlediği randevuevi atmosferi onun sonraki filmleri için "anahtar" özellikler taşıyordu. Bu anahtarla "erotik üstad" olmanın kapılarını da açtı zaten.

Bir yıl sonra 3 saatlik bir tarihsel deneme olan Caligula'yı çekti. Filmi Penthouse dergisinin editörü Bob Guccione adına yönetmişti. Guccione maliyetin aşılmasına kızdığı için bazı sahneleri başka birine çektirdi ama yine de Caligula bir Brass filmidir. Bütün dünyada patlayan bu filmle yönetmen büyük şöhret kazandı. Deli Roma İmparatoru Caligula'yı oynayan aktör Malcolm McDowel'ın müthiş bir performans gösterdiği filmde dönemin sapıklıklarla dolu, ürkünç, mide bulandırıcı seks hayatı anlatılır.

1979'da Attraction'ı yönetti. Dört yıl sonra da 45 yaşındayken çırılçıplak soyunan Stefania Sandrelli'nin hem iyi bir oyuncu, hem hâlâ güzel olduğunu gözler önüne seren La chiave'yi (Anahtar). Bu filmden sonra "Sinyor Popo" ünvanını aldı. Anahtar'da inanmış Katolik aktör Frank Finlay'i oynamaya ikna etti. Filmde, bir profesörle karısının, cinsel fantezileri için ayrı ayrı tuttukları günlükler bir gün ortaya çıkar ve hepsi gerçek olur!

Tinto Brass bundan sonra yeni ve güzel popolar keşfetme konusunda uzmanlaştı ve filmografisi bir nevi güzeller resmi geçidine dönüştü: Serena Grandi, parlak keşfi Francesca Dellera, Debora Caprioglio, Claudia Koll... Arada gene bir ciddi aktörün, İtalyan ve Avrupa sinemasının en iyi oyuncularından Giancarlo Giannini'nin başrolünde oynadığı Snack Bar Budapest'i yaptı (1990). Ardından da Fermo Posta Tinto Brass ve Lola geldi.

Tutucular, dinciler tarafından "dinsiz bir anarşist" olarak tanımlanan Tinto Brass'ın yaşı çoktan kemale erdi ama bildiği, benimsediği yoldan şaşmıyor yine de. Cinselliğin tutkuyla altını çizdiği filmler yapmayı sürdürüyor. Üstad kendisine "erotizmin ustası" ünvanı lâyık buluyor.