|
CIA, Filmlerle Kendini Aklar
Ben aslında bir starın peşindeydim. İnternette saydım birbirinin benzeri tam
dokuz tane röportajı var. Haftada en az üç tane de haberi çıkıyor. Üstelik
randevu isterken de çok nazlanmadı. Ancak aynı röportajı getirip önünüze
koymaktansa, mutfaktaki ustalardan birinin, hiç duymadığınız sesini daha ilginç
bulacağınızı düşünerek yine perde arkasını tercih ettim. Gülsüm Öz onlarca
dizinin yazar kadrosunda bulunmuş, deneyimli bir senarist. Çalışmalarını son beş
yıldır Londra'da sürdürüyordu. Yeni projelerini hayata geçirmek için döndü.
Sizler için sohbet ettik.
» Sanatçı geçmişiniz öykü ve şiir yazarak başladı sanırım.
Evet, yazmaya çok küçük yaşlarda başladım. 910 yaşında öykü dalında ödüller
aldım. Öykülerimi ve şiirlerimi o yıllarda radyolarda ve TRT'de okudum.
» Senaristliğe adım atmanız da bu kadar erken mi?
Ne yazık ki hayır. Televizyonun Türkiye'de yaygınlaştığı ve dizi furyalarının
başladığı yıllarda ben Gelişim yayınlarında çalışıyordum. İşimi bırakma riskini
göze alamadım. 1994 yılında öykülerimi Kandemir Konduk'a gönderdim. Beğendi ve
çağırdı. İlk senaryo deneyimim 'Mahallenin Muhtarları' dizisinin yazar
kadrosunda başladı. Kısa bir süre sonra emekli olabilmek için memuriyete dönmem
gerekti. 'Dullar Pansiyonu'na memuriyet yaparken senaryo yazmaya devam ettim.
Emekli olduktan sonra 'Çiçek Taksi'ye senaryo yazdım. 'Herşey Oğlum İçin'
televizyon filminin öyküsünü yazdım. Birçok dizi film senaryo gurubunda bulundum
tabii.
» Onca yıllık memuriyetten sonra "nihayet yazmaya başladım" dediniz mi?
Tabii. Ancak, yazmanında öncelikli olanı var benim için. Roman ve sinema film
projelerimi bitirmek istiyorum ama dizi senaryoları çok fazla zaman alıyor. İki
yıl sonra sadece sinema filmi ve roman yazmak için zaman ayırmayı hedefliyorum.
» Nedense dizi yazan senaristlerin bir gün sinema film senaryosu yazmak gibi bir
idealleri oluyor.
Çünkü sinema kalıcı. Televizyon çok çabuk tükeniyor ve yapılan işler de kısa
zamanda yok oluyor. Ancak, bazı dizi film senaryosu bile yazacak kapasitesi
olmayan senaristlere film senaryosu yazdırılıyor.
» Öncelikle biraz deneyim mi gerekiyor diyorsunuz?
Öncelikli olan yetenek tabii. Bakın Sırrı Süreyya Önder hiç deneyimi yokken
yazdığı ilk filmi ile katıldığı bütün festivallerden ödül aldı. Yılmaz Güney
bunun en önemli kanıtı değil mi? Tabii ki deneyim çok önemli ama sanatçıyı
sanatçı yapan içindeki yetenektir aslında.
» Peki neden senaryo?
Senaryo ile koskoca bir dünya yaratırsınız. İnsanoğlu henüz uzaya çıkmamıştır
ama siz uzay savaşları yaparsınız. Hatta bilimkurgu yazarak bilim insanlarına
ilham kaynağı olursunuz. Amerika'da bir gökdelende yaşarsınız ama Çemişkezek'deki bir köylünün odasına kadar girip onu güldürürsünüz veya
ağlatırsınız. Sinema bir evrendir ve senarist o evrenin çekirdeğini hazırlamakla
mükelleftir. Bundan daha heyecanlı ne olabilir?
» Senaryolar dönem dönem birbirlerine çok benziyor. Adeta kopyalar zinciri gibi.
Haklısınız, aslında izleyici de aynı konulardan sıkıldı. Yapımcılara ve
kanallara sormak gerekiyor. Ama onlara da kızmıyorum çünkü onların önceliği
ticaret. Kolay ve risksiz buldukları için aynı konuları işlemek istiyorlar. Aynı
yöne baksak da farklı şeyler görüyoruz. Oysa ülkemizde öyle çok malzeme var ki,
her taraf hikâye kaynıyor. Ama gelin görün ki, son söz yapımcının ve kanalın
oluyor.
» Yapımcı ve kanal dayatınca senarist işini kaybetmemek için boyun eğiyor
diyorsunuz.
Evet biraz öyle oluyor. Bunun en iyi örneğini bir dönem hikâyesi olan 'Hatırla
Sevgili'de gördük. Dizi Recep Tayyip karakteri konana kadar çok iyiydi. Recep
Tayyip karakterinin konmasıyla, insanlar göz göre göre aptal yerine kondu. 6o'h
yıllarda Deniz Gezmiş, ülkenin bağımsızlığı için mücadele verirken, 1954 doğumlu
olan Recep Tayyip Erdoğan, on dört yaşında bir imam hatip lisesi öğrencisi idi.
Yani dizideki gibi yirmili yaşlarda değildi. Bir dönem dizisinde böyle bir hata
nasıl yapılabilir ki? O kadar önemli bir tarihi gerçeği yüzlerine gözlerine
bulaştırdılar. Amerika'dan özenmiş olmalılar.
» Nasıl yani?
Amerika devleti ve CIA zaman zaman kendi politikasını destekleyecek, politik
kararlarını özellikle de işgalci zihniyetini aklayacak filmler ve diziler
yaptırır. Bu filmler hem para kazanır hem de işgalci Amerika askerinin nasıl
özverili bir kahraman olduğunu beyinlere şırınga eder. Toprağı elinden alınan
gariban Kızılderili ise hep agresif ve kötü niyetlidir. Biraz yerseniz hesabı.
Bizdeki 'şair Tayyip' karakteri de muhtemelen yapımcının ve kanalın isteği
doğrultusunda yazılmıştır diye düşünüyorum. Hiçbir senarist kendi hikâyesinde
böyle bir gaflete düşmez.
» Yani Hollywood, Pentogon ve CIA nın tekelinde mi demek istiyorsunuz?
Elbette. Hollywood'u Hollywood yapan Amerika'nın derin devleti ve Pentagon'dur.
Bakmayın siz eleştiriler karşısında Bush'un, melül melül bakıp, masumane
tavırlar takınarak Hollywood'u dizginleyemediğini ifade eden açıklamalarına.
Hollywood'u sadece resmi kurumlar değil, holdingler ve mafya da kullanır.
Pazardan pay almak uğruna, Sylvester Stallone gibi ünlü sanatçılara vücut
yaptırıp, havaalanında çantasında kaçak doping ilaçları yakalatırlar ve ana
haber bültenleri ile de en büyük reklamı yaparak milyon dolarlar kazanırlar.
» Televizyon dizilerinin kemik izleyicisi kadınlar deniliyor. Çocuklar, yaşlılar
ve erkekler daha sonra mı geliyor?
Evet önce kadınlar. Bu nedenle de senaristlerin yüzde sekseni kadın. Sonra da
çocuklar, yaşlılar ve erkekler geliyor.
» Çocukların da aslında çok televizyon seyretmemeleri gerekiyor değil mi?
Evet çünkü çocuklara, "hayatı televizyondan öğrendim" dedirtecek doğru dürüst
projeler yapılmıyor. Oysa toplumumuzda, 'televizyon çocuğu' diye bir terim bile
türedi.
» Bazı dizilerde farkında olmadan çocuk haklarını ihlal eden sahneler bile
görüyorum ben.
Evet. Konu çocuk olunca daha dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle son yıllarda
çocuk pornosu ve çocuk tacizlerinin arttığını düşünecek olursak, bu konuda
toplum olarak duyarlı olmak zorundayız.
» Bazı senaristlerin ekipleri olduğu ama ekiplerin adının jenerikte geçmediği
söyleniyor. Ne dersiniz?
Evet. Bazı senaristler ekiplerinin isimlerini jeneriğe koymazlar. Gerekçeleri ya
da korkuları nedir bilmiyorum. Üstelik böyle senaristlerin senaryo yazacak
vakitleri de yoktur. İşi kotaran ekiptir. Fikir emeğinin sömürülmesi olarak
görüyorum ve kınıyorum.
» Bir de projenin başlangıçta yapımcı tarafından sahiplenme olayı var sanıyorum.
Evet. Bu, Türkiye'de yeni yeni yaygınlaştı. Hiçbir gelişmiş ülkede, hatta bizden
geri kalmış ülkelerde bile olmayan bir uygulama. Yapımcı senariste proje ücreti
ödememek için, "bir projem var, yazar mısın?" der. Bakarsınız proje ağzından
çıkan iki cümleden ibaret. Ya, "şu sanatçı ile şu sanatçıya romantik bir aşk
yaz" derler, ya da eski ama tutmuş filmlerden birini söyleyip, benzeri bir
hikâye isterler. Daha birçok örneği var iki satırlık projelerin. Ancak bende
dahil birçok senarist bunu kanıksar hale geldik ne yazık ki.
» 'Edebiyat ve sinema iki ayrı dildir' tezine katılıyor musunuz?
Hayır. Her şey birbirine bağlı ayrılmaz bir bütündür. Sinema görsel olan en
güçlü bağını fotoğraf ile değil, öykü ile kurmuştur. Sinema, yazı dilinin
görüntü diline aktarılmasıdır. Sanatsal varoluş, biçim ve içerik ilişkisi içinde
gerçekleşir. Renk, ses, ışık, ritim gibi biçimsel öğeler; konu, anlatım, tema
gibi içeriksel öğelerin harmanlaşmasıyla oluşur.
» Bazı senaristler de; 'aslında edebiyatçılar senaryoyu bizim kadar iyi yazamaz'
tezini savunuyor. Ne dersiniz?
'Göbek dansı yapan bale yapamaz' gibi bir şey. Tersine, dansın hemen her türü
diğerine kolaylık sağlar. Senarist olmak isteyen edebiyatçılar, edebiyatçı
olmayanlara göre daha avantajlı olduğunu düşünüyorum. Üstelik son zamanlarda
bazı romanların sinema ve televizyon için yazıldığını görüyorum. Köprü ve Geniş
Zamanlar gibi. Edebiyat ve sinema hem birbirini seven hem de birbirinden nefret
eden, ayrı yollarda yürürken sık sık buluşmak zorunda kalan ve özlem gideren iki
sevgili gibidir. Örneğin. Rahmetli Sulhi Dölek, meşhur şairimiz Nâzım Hikmet
aynı zamanda senaryoları olan değerli sanatçılarımız değil mi?
» Komedi dizileri bizde yeterince işlenmiyor diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
Evet. Avrupa Yakası' dışında başarılı komedi dizileri yok. Olsa izlenecek
sanırım. Bende şu anda uzun soluklu bir komedi dizisine çalışıyorum. Henüz kanal
ya da yapımcıya sunulmamış bir proje.
» Piyasada yeterince senaryo üretilmiyor da deniyor.
Sanmıyorum. Yapımcılara ülkenin her bir yanından senaryolar, öyküler
gönderilmekte. Ancak bazı yapımcılar, beğendikleri projelerin sahiplerine
ulaşmak yerine, öyküyü ya da senaryoyu evirip çevirip kendi bildikleri
doğrultuda, isimlerini mekânlarını değiştirerek dizi ya da film yaparlar.
Aslında bu öyküyü yazan senaristin ne hissettiğini bilmediklerinden, duyguyu
veremezler ve başarılı olamazlar. Hatta bire bir uygulayanlar bile var maalesef.
Ayrıca bazı filmlerde görüyoruz, oyuncu aynı, yazar aynı, yönetmen aynı, yapımcı
aynı kişidir. Tüm yetenekler bu insanlara verilmiş diye düşünecek olursunuz ama
ortaya iyi bir şey çıkmadığını, yetenek diye bir şey olmadığını görürsünüz.
» Her ay birkaç tane dizi bitiyor. Daha doğrusu iflas ediyor.
Dizi projeleri hatır gönül işleri ile gerçekleşiyor. Tıpkı işe girmek için
torpil gerektiği gibi. Oysa gelişmiş ülkelerde insanlar öz geçmişleri ile bir
işe baş vurup, çeşitli mülakatlardan geçtikten sonra işe alınırlar. Bizde ise
birinin tanıdığı olmak ilk şarttır. Dizi kabul ettirmek de bunun gibi. Kanalın
tanıdığı olmak gerekiyor. Kanallarla hatır gönül ilişkileri olan, iki kişinin
bir araya gelip yapımcıyız diye ortaya çıkması, peydah olan birçok taşeron
yapımcının kısa yoldan para kazanma hırsı gibi birçok neden sayabiliriz. Aslında
dizinin uzun soluklu olması için yapımcı ve senaristin geleceği görmesi, işini
ciddiye alması, kanalların dizi seçme mekanizmasının sağlıklı işlemesi gerekir.
» Şu anda içinde olduğunuz bir proje var mı?
"Hoşbulduk İstanbul" isimli sinema film projem var. Ayrıca yıllar önce yazmaya
başladığım romanımı bitirmeye çalışıyorum. Sanırım aralık ayında basıma girecek.
Ayrıca iki dizi film projem var. Çok iddialı bir dizi der ya herkes... Gerçekten
hem Türkiye'de hem de yurtdışında ses getirmiş birkaç dizi ile aynı kefeye
koyabiliriz. Farklı ve bağımsız öyküler çıkarttım. Her ikisini de otuz dokuz
bölüm finaline kadar yazdım. Birinci bölüm finalini bile henüz düşünmeden dizi
yapanlardan farklı bir çalışma. Çok sevilecek ve kaliteli diziler de
seyrediliyormuş dedirtecek iki proje. Motor demeden isim vermeyeyim sonra
yalancı durumuna düşmek istemem. Ayrıca sizinde bildiğiniz gibi "Bir aupair'in
Günlüğü" isimli gurbet hikâyelerinden oluşan, kültür kaynaşmalarının konu
edildiği bir projemizde İngiltere'de görücüye çıktı. Umarım her şey iyi olur.
'Filmde de dizide de sansür olmamalı'
Hazırlayan : Metin DEMİRCİ
mdemirci@evdesinemakeyfi.com
|
|
 |

|