|
Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü

Agah Özgüç
Agora Kitaplığı
ISBN : 9758829041
262 sayfa, 1. Basım, Ekim 2003
Resmi tarihe göre Türk sineması 89 yaşına gelmiş bulunuyor. Fuat Uzkınay’ın
belgesel filmiyle başlayıp, Muhsin Ertuğrul’dan Cahide Sonku’ya, Ö. Lütfi
Akad’dan Metin Erksan’a, Yılmaz Güney’den Zeki Ökten’e doğru uzanan bir
serüvenin toplamı bu tarih.
Dolayısıyla, Agâh Özgüç’ün ince işçiliğiyle, resmi tarihe ışık tutmanın yanı
sıra, gayri resmi tarihe de vurgu yaparak hazırlanan bu kitaptaki panorama,
sadece çekilen filmleri isim isim kaydetmekle yetinmiyor, bunun yanında, Türk
sinemasının anlamlı bir fotoğrafını da çekiyor...
KÜÇÜK MUSTAFA HAYAT SOKAKLARINDA
17:21 02 Aralık 2006
Geçenlerde bir gece, yatağa girerken Agah Özgüç'ün 'Türk Film Yönetmenleri
Sözlüğü'nü (Agora Yayınları) aldım elime. Hesapta, bakarken bakarken uyuyup
gidecektim. Saat 2'yi geçti. Uyku falan kalmadı.
İsterseniz önce iki cümleyle Agah Özgüç'ten söz edelim. Agah Özgüç, 1960'lardan
bu yana başta sinema olmak üzere, hayatını yazarak idame ettiren eşine az
rastlanır bir şahsiyet. Bir karınca sabrı ve azmiyle Türk sinemasının kaydını
tutan adam. Sinemaya dair özel alanlara odaklanmış muhtelif eserlerinin ya-nısıra
('Türkan Şoray: Türk Sinemasında Bir Diva', 'Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney',
'Türk Sineması Sansür Dosyası' gibi...), iki ciltlik 'Türk Filmleri Sözlüğü'
ayrıca anılmaya değer. (Bir defasında rahmetli Atıf Yılmaz şöyle demişti: "Bana
ne zaman toplam kaç film çektiğimi sorsalar, 'hatırlamıyorum, Agah'a sorun'
derim.")
Agah Özgüç, kitapta Türk sinemasında yönetmenlik yapmış insanların
biyografilerini, hangi filmleri çektiklerini, hangi ödülleri aldıklarını vb
derleyip toplamış.
Bu arada, bir 'sözlük'ten bahsettiğimize göre, insanın eline alıp sayfa sayfa
okuması biraz abes görünebilir. Ama bu sözlükte kimi 'madde'lerin karşısındaki
bilgilere baktıkça, bu memleketin, artık sosyal tarihi mi dersiniz, popüler
tarihi mi bilemiyorum; o tarihin ara sokaklarında eni konu tuhaf hayatların
yaşandığını görüyorsunuz. Anlayacağınız, uyku tutmamasının nedeni, kimi
yönetmenlerin şaşırtıcı biyografileri. Tabii ki bunlar, Lütfi Akad'lar, Atıf
Yılmaz'lar, Memduh Ün'ler, Metin Erksan'lar değil. Adını sanını pek bilmediğimiz
insanlardan söz ediyorum.
Mesela, Tekin Akpolat. 1954-61 yılları arasında beş film çekmiş. Filmler bir
yana, 1963 yılında 'Senaryo Yazma Tekniği ve Sinemada Artistik Oyun Sanatı'
isimli bir de kitap yazmış. Gelin görün ki, Tekin Akpolat'ın ne doğum ne de ölüm
tarihi biliniyor (Agah Özgüç'ün uzun uza-dıya araştırdığından kuşkum yok). Tek
bilinen Akpolat'ın akıl hastanesinde öldüğü...
Ya da Nuri Akıncı... Bir zaman görüntü yönetmenliği yapan Akıncı, 1961'de ilk
filmini çekmiş: 'Küçük Dünya'. Ama bu ilk film çekildikten sonra kaza sonucu
tümüyle yanmış. Nuri Akıncı bir daha film çekmemiş.
Semih Evin ise bambaşka bir örnek. Yeşil-çam'ın en fazla film çeken on
yönetmeninden biri. Kitaptan aktaralım: "...Sinema yaşamı dünyada benzerine
rastlanmayan akıl almaz, ilginç çalışma biçimleriyle geçti. Birçok filmini
senaryosuz ve sigara paketi arkasına diyalog yazarak çekti. Kendine özgü pratik
bir sistemle emprovize çalıştı. Aynı mekânda içice iki ayrı film çekerek çok
ucuz maliyetli sıradan filmler üretti." Bir de küçük not: Aslında Harp Okulu
mezunu olan Evin, yaşamının son yıllarını büyük bir yalnızlık içinde geçirmiş ve
67 yaşında, bir otel odasında ölü bulunmuş.
Bir de Oğuz Gözen var. O da başta 'şarkıcı filmleri' olmak üzere sayısız filme
imza atmış. Benzer başka yönetmenler sinemaya çoktan veda etmişken Gözen, son
yıllarda da (2002'ye kadar) kamera arkasında işini sürdürmüş, üstelik yıllar
önce çektiği filmlerin benzerlerini tekrar ederek... Tabii hiçbiri gösterilecek
sinema bulamamış.
Ve birbirinden enteresan başka hayatlar...
Kitapta çok sayıda fotoğraf da var, her yerde kolay kolay eşine rastlanmayacak
resimler...
1950'li, 6o'lı yıllar... Neriman Köksal'lar, Belgin Doruk'lar, Muhterem Nur'lar,
Göksel Arsoy'lar, Orhan Günşi-ray'lar neyse de, yüzleri aşina gelen ama çoğunun
isimlerini bilmediğimiz kadınlar ve erkekler var fotoğraflarda... Genellikle
daha yaşlı hallerinden tanıdığımız ikinci-üçüncü dereceden rollerin oyuncuları
(müşfik anne, mahallenin manavı, meyhaneci Yorgo, dayak yiyen haybeci kabadayı
vb). Herbirinin yüzünde, o an yaptığı işin yeni fırsatların kapısını açacağına
dair bir inanç, bu acayip ve muazzam şehirde -birçok bahtsız meslektaşı hapı
yutmuşken- en azından o an için yırtmış olmanın rahatlığı, bizzat o karede yer
almanın samimi gururu, hasılı hepsinde istikbale dair umudun açık seçik izleri
var. Lakin, bu aşina yüzlerden bazıları -aslında hayatta kalanlardan bazıları
demek daha doğru- hâlâ Beyoğ-lu'nda Gazeteci Erol Dernek sokakta takılıyor.
Birkaç günlük sakallı yüzleri kararmış, üstte yok başta yok. Eski güzel günlerin
bir daha asla geri gelmeyeceğine dair kesin bir bilgiyle namütenahi sigara
içiyor, altılıdan bir vurgun hayaliyle küçük kuponlar yapıyorlar.
Daha şanslı olanları -ki sayıları çok az, televizyondaki dizi filmlerde irili
ufaklı rollerle hayatlarını idame ettiriyor. Buna da şükür!
Yazının başlığı mı? Bir Oğuz Gözen filmi. 1985 yapımı.
|
|
|

|