|
Ürettiği Sinema Makineleri Dünya ile Yarışta
Birkaç saatliğine de olsa hayal gücümüzü zorlayan, bizi hiç bilmediğimiz
yaşamlarla tanıştıran ve de zamanda kısa bir yolculuğa çıkaran sinema, aslında
dev bir sektör. Milyonlarca doların harcandığı bu piyasa, gösterdiği renkli
dünyaların dışında kendi içinde de ilginç hikayeler barındırıyor. Bunlardan biri
de 62 yaşındaki İzmirli Orhan Ustaya, yani Orhan İlkerler'e ait.
Bugün ülkemizdeki sinemaların yüzde 85'inde perdeye yansıyan kareler, Orhan
Ustanın yarattığı Protek adlı film projektörünün objektifinden süzülüyor. Orhan
İlkerler, bu makinelerin ilkini 1962 yılında Mithat Paşa Erkek Sanat Enstitüsü
orta kısmını bitirdiği yıllarda geliştirdi. İlk makineler kömürlü olarak
bilinenlerdendi. Bugün ise Orhan Ustanın son teknolojiyi kullanarak yaptığı
makineler Amerika, İtalya, Almanya, Hindistan ve Çin gibi ülkelerin markalarıyla
yarış içinde. Şimdilik yurtdışında Sudan, Rusya ve Irak gibi ülkelere de makine
satan Orhan Ustanın atölyesi, kalitesiyle ismini kulaktan kulağa duyuran
cihazları sayesinde harıl harıl verilen siparişleri yetiştirmek için uğraşıyor.
Boy Küçük Kafa Büyük
Bulgarlar makinistlerin; "Boy küçük ama kafa büyük" dedikleri Orhan Usta,
sinemayla ilk kez orta okul yıllarında tanışır. Gittiği filmlerden birinde
herkes perdeye bakarken onun gözü, ışık süzmesinin çıktığı makine dairesine
yönelir. Ve bir türlü gözünü alamadığı bu küçük pencereden kendisini fark eden
makinist sayesinde sinemanın farklı bir yüzü ile buluşur. Bu tanışmanın etkisi
yıllar boyunca bırakmaz Orhan Ustayı ve giderek daha çok içine çeker. Ta ki
sinema sektörünün bir parçası olana kadar.
İlk makinesini yapıp sattıktan bir süre sonra, sattığı makineden kazandığı
paranın yarısıyla eşi Nesrin Hanım ile evlenen Orhan Usta, diğer yarısı ile ise
yapacağı ikinci makine için parça temin eder. Bu arada askere gidip vatani
görevini yapan Orhan Usta, 18 yaşında sinema makinisti olmak için ehliyet almak
için başvurur. Sınavı geçtikten sonra ise Saray Sineması'ndaki makinesinin
başına geçer. Esprili bir kişiliğe sahip olan Orhan Usta o günleri anlatırken
gülümseyerek şunları söylüyor: "O zamanlar bugünkü gibi herkesi makinist
yapmazlardı. Makinist olmanız için elektrik ve makine bilginizin olması
gerekirdi. Bugün araba kullanmak için nasıl bir sürücü ehliyeti alıyorsak,
geçmiş yıllarda da makinist ehliyeti alınırdı. Şimdiki sinema salonları
sahiplerinin yaptığı gibi, kapının önünden geçen herhangi birini tutup kolundan
makinenin başına geçirmezlerdi. Artık bu işi yapanların bir çoğu eğitimsiz ve bu
iş ile ilgi bilgisi olmayan kimseler. Oysa bir sinema makinesinin ömrü araba
gibidir. Bir kişi kullanırsa 30 yıl, 5 kişi kullanırsa 5 yıl... Bugün bilgili ve
titiz makinist çok az var. Eğitimin önemi çok büyük. Eğer teknik resim
bilmeseydi Orhan Usta, bugün bu cihazlar ve bu işletme ortaya çıkmazdı. Ayrıca
bugün makinistlerin aldıkları maaşlar da çok düşük. Geçmişte bu işin bir havası
vardı. Mahalleye girerken herkes bizi parmağıyla gösterirdi. Ama artık o da yok.
Bu mesleğin kıymeti bilinmiyor."
İtalyanlara Ortaklık
25 yıl makinistlik mesleğini sürdüren Orhan Usta, bir süre geceleri makinistlik
yaparken gündüzleri de 80 metrekarelik bir alanda makinelerini üretmeyi
sürdürmüş. 1968 yılında Türkiye'de ilk kez profesyonel anlamda film projektörü
üretip sinema sektörüne satan kişi olan Orhan Usta, 1970'li yıllarda makine
imalatına ağırlık verdi. Orhan Ustanın bugün biri döküm, biri imalathane olmak
üzere iki büyük atölyesi ve bir showroom'u var. Birkaç yıl önce İtalyanların en
büyük firması Provas'ın sahiplerinin Türkiye'ye gelip kendilerini ziyaret
ettiğini belirten Orhan Usta şunları anlattı: "İtalyanlar geldi ve bize ortaklık
teklif etti. Kabul etmedik. Biz yeni teknolojiyi kullanıyoruz makinelerimizde.
Onlar ise hala eski teknolojiyi kullanıyorlar. Ve bizim yaptığımız malları kendi
markalarının adı altında satmak istediler, biz de tekliflerini geri çevirdik."
Gelişen teknoloji ile makinistlik mesleği de giderek yok mu oluyor sizce? diye
sorduğumuz da ise Orhan Usta şunları anlatıyor: "Makine üreticileri cihazlarını
yaparken artık operatörün yaptığı işleri elektronik yollarla makineye yaptırmaya
çalışıyorlar. Ama bunda yeteri kadar da iyi değiller. Ayrıca bizim ülkemizde bir
eğitim sorunu da var. Çok gelişmiş makineler olsa dahi yine bir elemana ihtiyaç
var. Bu kişi makinelerin bakımlarını ve kontrollerini yapmalı. Yeterli eğitime
sahip olmayan insanlar çalıştırıldığı için Türkiye'de bu tarz makineleri sinema
salonlarına koymak şimdilik imkansız.
Artık işleri, 1991 yılından beri birlikte çalıştığı oğlu Oral'a bıraktığını da
vurgulayan Orhan Usta, yine de atölyesinden ayrılamıyor. Kendi ürettiği 'azdırma
freze tezgahı'nda çalışmasını sürdürüyor. Orhan Ustanın bir eşi olamayan
tezgahından çıkan parçalar, filmin karelerinin makineden düzgün bir biçimde
ilerlemesini sağlıyor.
Devlet Kredi Vermiyor
Yıllar geçer Orhan Usta işlerini büyütür ama dev firmalarla baş etmesi, işlerini
büyütmesi, Türk ekonomisine katkı sağlaması ve daha fazla kişi çalıştırması için
yatırım yapması gerekir. Oysa ona, ne bugün istihdam oranlarını nasıl
yükselteceğini kara kara düşünen devlet kurumları, ne de diğer kurum ve
kuruluşlar yardımcı olur. Aldıkları olumsuz yanıtlardan dolayı, kredi peşinde
koşmaktan sıkıldıklarını belirten Orhan Ustanın oğlu ve şirketin Genel Müdürü
Oral İlkerler, bütün güçleriyle; "Nasıl daha kaliteli mal üretiriz? Nasıl
kendimiz daha iyi tanıtırız?' sorularının peşine düştüklerini anlattı. Bugün
hala tanıtım eksikleri yüzünden birçok şirketin diğer ülkelerin mallarına
yöneldiklerini ifade eden Orhan Usta ise, bir gün, firmasını ziyaret eden
konuklarını kendilerinin tasarladıkları bir sinema salonunda konuk etmeyi ve
ürünlerini orada göstermeyi hayal ediyor.
Türk sinemasının atakta olması, yeni ve kaliteli yapımların ortaya çıkması da
Orhan Ustanın işlerinin yolunda gitmesine neden olmuş. "Türk filmlerinin sinema
salonlarına çektiği insanlar bu sektörün gelişmesinde büyük pay sahibi" diyen
Orhan Usta, bu talep karşısında yeni açılan her alışveriş merkezinde ve kültür
merkezinde bir de sinema salonunun yapılmasının çok önemli olduğunun altını
çiziyor. Yurtdışına daha çok ürün satmak istediklerini de aktaran Orhan Usta,
bunu yapabilecek birkaç dil bilen, teknik alt yapısı olan insan bulmakta
zorlandıklarını söylüyor.
Objektifler Yurtdışından
Ekrana verilen görüntünün kalitesini elde edebilmek için gerekli olan optik ve
elektronik aletleri ülkemizde temin edebilmenin imkansız olduğunu aktaran Orhan
Usta şunları belirtti: "Biz yaptığımız cihazların mekanik bölümünü kendi
geliştirdiğimiz teknoloji ile yapıyoruz, yurtdışından da Türkiye'de
bulamadığımız mercekler ve görüntüyü elde edebilmemizi sağlayan 2 bin 500 watt'tan
10 bin watt'a kadar olan ampulleri getirtiyoruz. Optik teknolojisinde
Almanlar çok üstün. Japonlar bile onlarla yarışmakta zorlanıyor. Ama bu
sektörler devlet tarafından desteklense belki de biz onlardan daha iyi olacağız
ve makinelerimiz için dışarıya harcadığımız para yurtiçinde kalacak.
Yatırımcılar için aynı sorun sinema salonu kurmak istedikleri zaman ses
sistemlerinde de ortaya çıkıyor. Ses sistemleri de çoğunlukla yurtdışından
getirtiliyor. Ayrıca sinema koltuklarını da yurt dışından getirtenler de var.
Böylece Türkiye'de kurulan her sinema salonun kuruluş maliyetinin büyük bölümü
yurtdışına gidiyor. Sinema projektörü açısından baktığımızda bu sektör bizim
çabalarımızla ayakta duruyor. Yurtdışındaki insanlar bu konularda daha
duyarlılar. Hem ülkelerine, hem de kendine kazanç kapısı olacak işleri iyi takip
ediyorlar. İtalyanlar buraya gelip bizimle ortak olmak istediler, Bulgarlar
yaptığımız işleri yakından görmek için atölyelerimizi gezdiler. Biz mekanik
alanda çok iyiyiz ama kendimizi daha çok geliştirmek isteyip de kredi almak
istediğimizde başta devlet kurumları, işi yokuşa sürdüler. Yaptığımız işleri çok
beğendiler ama Türkiye'de her şey sözde kalıyor. Nedense devlet kendi ülkesinin
vatandaşının gelişmesi, daha fazla istihdam sağlamasını istemiyor gibi bir durum
ortaya çıkıyor. Buna rağmen biz büyümemizi sürdüreceğiz. Bugün Türkiye'nin her
yerindeki kendi makinelerimize olduğu gibi başka markalara da servis hizmeti
verebilecek durumdayız"
Hatalı salonlar izleyiciyi azaltır
Bazı sinema salonu sahiplerinin de bilinçsizce davrandığını söyleyen Orhan Usta,
şunları anlattı: "Sinemada film izlerken bazen kadrajın içinde üsten sarkan
'mum' denen mikrofonlar görürüz ve bunları yönetmenin filmin montajını yaparken
gözden kaçırdığını sanırız. Oysa bunlar yüzde 2 yönetmenin hatasıdır. Bilinçsiz
sinema salonu yöneticileri ve makinistler yüzünden bizler filmi seyrederken bu
istenmeyen görüntülere tanık oluruz. Bunun nedeni yanlış perde ve mercek
seçimidir. Film aslında olması gerektiği gibi çekilmiş ama yanlış hesaplamalar
yüzünden perdeye kötü yansıtılmıştır. Böylece salonlardaki kalite düşer.
İzleyici bu bahsettiğimiz şeylerin dışında küçük bir salonda devasa bir perde
gördüğünde aslında kalitenin düşürüldüğünü anlayabilir. Hatalı sinema salonları
izleyicileri kötü etkiler ve bir süre sonra giderek o salonun izleyicisi azalır"
- Protek marka bir film projektörünün satış fiyatı ses sistemleri hariç 16.500
euro.
- Ses sisteminin maliyeti ise 30 bin dolar.
- Bir sinema salonun maliyeti ise en az 100 bin dolar.
- Makinelerden saniyede 24 kare geçiyor.
- Bir filmin kopyasının ömrü 150'ye yakın gösterimden oluşuyor. Bu süre film
kopyasının kalitesine ve oynatanın dikkatine göre artıp azalabiliyor.
Kaynak
onpunto.com, 21 Nisan 2007
|
|
|

|