|
Tarihsel Film Türü
Tarihsel film türünü belgesel türden hemen sonra ele almak gerekir. Çünkü
belgesel türün başlıca amacı bugünün gerçeğini ortaya koymak olduğu gibi,
tarihsel filmin amacı da dünün gerçeğini yansıtmaktır. Ancak, sinema işleyiş
biçimi yapısından doğan koşullar, tarihsel film türünü, çok kez bu amacından
uzaklaştırmış, hatta buna ters düşürmüştür.
Tarihsel türde çevrilmiş filmlerin çoğu, tarihsel gerçeklere hiç uymayan,
yalnızca adları tarihten alınmış birtakım kişilerin serüvenleri kılığına
bürünmüştür. Bu adların çekiciliği, tarih olaylarının önemi, geçmiş çağların
bezemleri, giysileri, geçmiş çağlardaki yaşayış tarzı ve davranışlar seyirciyi
avlamak amacıyla kullanılmıştır. Gerçekte bu filmlerin büyük bir çoğunluğu bu
tarihsel kişiler, bezemler, giysiler dışında, günümüzde de geçebilecek herhangi
bir aşk öyküsünden, bir serüven, dram ya da melodramdan başka bir şey değildir.
Tarih burada yalnız bir göz boyama görevi yüklenmektedir. Göz kamaştırıcı bezem
ve giysiler, büyük yapılar, kalabalıklar, savaşlar, dolantılar da bu göz boyama
işinin yardımcı öğeleridir.
Tarihsel filmlerin bu eğilimi göstermesinde, bu türün belirmeye başladığı vakit
işlenen yanlışlar da yatmaktadır. Bu tür, ilk önemli gelişmesini ilk Dünya
Savaşı arifesinde İtalya’da gerçekleştirdi. Eski Roma İmparatorluğu’nun ayakta
duran büyük yapıları, tarih anıtları, zengin bir söylenbilim (mitoloji) ve tarih
hazinesi, İtalya’nın si nemaya çok yatkın iklimi tarihsel filmlerin birbiri
ardından çevrilmesine yol açtı. Böylelikle sinemanın ilk uzun filmleri, ilk
üstünyapımları ortaya kondu. Bunlar, Roma tarihinin düzenlerini ele alıp
işleyen, ortaya birtakım tarihsel kişileri çıkaran, göz alıcı bezemleri, değişik
giysileri, kalabalık figüranları kullanan filmlerdi. Bu filmlerin izleyicilerce
çok tutulması İtalya’daki tarihsel film yapımını hızlandırdığı gibi öbür
ülkelere de yaydı. Bugün renkli, geniş görüntülüklü, üstünyapımlı tarihsel
filmler nerede çevrilirse çevrilsin bu ilk tarihsel filmlerin damgasını
taşımaktadır. Oysa, gerçek tarihsel film bu değildir. Tarihsel film, tarih
gerçeğini doğruya en yakın biçimde yansıtmaya, bu gerçeği nesnel tutumla vermeye
çalışan filmdir. Gerçek tarihsel filmin amacı da izleyiciyi oyalamak,
eğlendirmek değildir. Bu amaç, belli bir toplumun bugününü, hatta yarınını
aydınlatmak için o toplumun geçmişteki yaşayışını incelemek, bundan gerekli
sonuçları, ipuçlarını çıkarmaktır. Gerçek tarihsel filmin yaratıcısı tarihin bu
coşku verici, canlı, yararlı yönünü göz önünde bulundurur; tarihin herhangi bir
olayını, kişisini ele alırken buna dikkat eder.
Tarihsel filmlerde, içerik yanında oyun, bezem, donatım, giysi, makyaj, renk
öğeleri ön sıraya geçer. Çerçeveleme, görüntü düzenlemesi önem kazanır.
Genellikle düz anlatım, yavaş kurgu kullanılır.
Tarihsel film türünün biraz değişik iki çeşidi vardır. Bunlar çağ filmi ile
giysili filmdir. Birincisi, belli bir çağı bütün toplumsal, siyasal, ekinsel
(kültürel) yönleriyle canlandıran uygarlık değerlerini yansıtan filmdir. Çağ
filmlerinin gerçekten başarılı olanlarına, tarihsel filmlerden de az rastlanır.
İkincisi, geçmiş bir toplumun belli bir tarihteki yaşayışını, daha çok dış
görünüşe, özellikle giysilere önem vererek yansıtan filmdir. Gerçekte, bir çağın
bütün özelliklerini büyük bir titizlikle yansıtmak zaten gerçek tarihsel
filmlerin başta gelen niteliğidir. Bundan dolayı tarihsel film türüne giren bir
film, ayrıca çağ filmi ya da giysili film çeşitlerinin birine daha yakınsa,
zaten iyi bir tarihsel film sayılamaz.
Epik Filmler
Epik/tarihi filmler genellikle tarih ya da hayal gücüne dayalı, efsanevi,
destansı ya da kahramansı özellikler taşır. Bu filmlerde bütçe oldukça
kabarıktır, çünkü filmin çekileceği ortam, kostümler, müzik, hepsi gerçeği
yansıtmalıdır.
Epik filmlerde kostüme dramaları, tarihi dramalar, ortaçağ oyunları ya da "dönem
resimleri"nin konuları genelde geniş bir zamana ve panaromik bir zemine dayanır.
Bu tarz filmlerde geçmişte büyük tarihi olaylarda yer almış bir kahramanın
maceraları anlatılır. Bazen doğruluğa tam olarak sadık kalınmaz, kronoloji
değiştirilebilir ve politik/tarihi güçler bu hikayelerin özelleştirilmesinde
önemli rol oynayabilir.
Epik filmlerde hikayenin geçtiği yer oldukça önem taşır. O dönemi yansıtan
kostümlere ve birçok karaktere ihtiyaç vardır.
Çoğunlukla izleyicileri başka bir dünyaya götürürler, eski zamanlara, İncil
dönemine, Orta Çağ'a…Epik filmler diğer türlerle de birleştirilebilir. Örneğin
epik western, epik bilim-kurgu, epik drama ya da epik savaş filmleri gibi. Bu
tür filmlerde tarih baştan yazılır, konularda din ön plandadır. Ayrıntıları ve
karakterleri takip etmek zordur, romantik hayal dünyası vardır.
Çoğu izleyici epik ya da tarihi filmlerde romantik ya da macera öğelerinin
olduğu filmleri tercih ederler. Bu filmlerde tarihi olaylar sadece renkli bir
zemin sağlar: Doctor Zhivago (Doktor Jivago) (1965), Lawrence of Arabia
(Arabistanlı Lawrence) (1962), or Gone With the Wind (Rüzgar Gibi Geçti) (1939)
türü filmlerde olduğu gibi.
Epik filmlerde en çok kullanılan temalar kraliyet, krallar, başkanlar ya da
dönemlere göre lider kişilerdir. İngiliz Kraliyet Ailesi, Anne of the Thousand
Days (1969), Becket (1964), Henry V (1944 and 1989), The Lion in Winter (1968),
A Man for All Seasons (1966) ve The Private Life of Henry VIII (1933). Rus
Kraliyet Ailesi ise: Anastasia (1956), Nicholas and Alexandra (1971), Ivan the
Terrible (1944-1946) ve Catherine the Great (1934) gibi filmlere konu olmuştur.
Sinematik olarak yapılan ilk iyi filmler sessiz epik filmlerdir. Ilk Amerikan
epik film D. W. Griffith'in İncil ile ilgili olan Judith of Bethulia (1914)
filmidir. The Birth of a Nation (1915) ise en çok tanınan filmlerindendir. Kuzey
ve Güney arasındaki iç savaşın iki aileyi nasıl etkilediğini konu alır.
Griffith'in diğer bir filmi ise Intolerance (1916). Bu ünlü film adaletsizliği
ve hoşgörüsüzlüğü anlatır.
Rex Ingram'ın savaş karşıtı filmi The Four Horsemen of the Apocalypse'de
(Mahşerin Dört Atlısı) (1921) Arjantinli iki erkek kardeş arasındaki kavga
anlatılır.
Griffith'in Orphans of the Storm (1921) isimli filmi Fransız Devrimi üzerine
kurulmuş filmlerden biri. Film, birbirinden ayrı yerlerde farklı koşullarda
yetişen iki kızkardeşi konu alıyor.
Erich Von Stroheim'ın Greed (1924) isimli filmi de sessiz dönemin
başyapıtlarından biri. Bu filmde San Francisco'lu bir dişçi ve karısının
açgözlülüğü anlatılır.
Raoul Walsh'ın yaratıcı Arap Geceleri fantazisi The Thief of Bagdad'ın (Bağdat
Hırsız) (1924) başrollerinde Douglas Fairbanks yer alıyor. Bu filmde ise sihirle
ilgili özel efektler, uçan halılar ve cinler yer alıyor. King Vidor'ın savaş
filmi The Big Parade (1925) bir Fransız köylü kız ile Amerikalı bir asker
arasında yaşanan ümitsiz aşk hikayesini anlatıyor.
Rus yönetmen Sergei Eisenstein'ın sessiz başyapıtı The Battleship Potemkin (Potemkin
Zırhlısı) (1925), 1905 devrimini bir Rus gemisinde meydana gelen isyanla küçük
bir dünyadan yansıtır. Bu filmden sonra film yapımı sonsuza kadar değişecektir.
Griffith'in yönetmenlikteki ortağı, tüm hayatını hem sessiz hem de sesli
filmleri inceleyerek geçirmiş ve uzmanlık alanı abartılı, epik filmler olan
Cecil B de Mille'di. De Mille kariyerinde sessiz dini konularla ilgili genelde
Roma döneminde geçen filmler yaptı. İki bölümlük sessiz filmi The Ten
Commandments'da (On Emir) (1923) Kızıldeniz'in ikiye ayrılması sahnesinde
görülmeye değer efektler kullanıldı. The Ten Commandments'ı King of Kings (1927)
izledi.
King of Kings, Chris'in görkemli yaşamını konu alır. Film 1931 yılında tekrar
müzik senkronize edilerek çekildi. Yönetmen Fred Niblo milyonlar ve iki yıl
harcayarak döneminin en pahalı filmlerinden biri olan Ben-Hur: A Tale of the
Christ (1926)'ı çekti.
Sesli filmlerle birlikte daha çok İncil'le ilgili ve Roma dönemine ait filmler
çekilmeye başlandı. De Mille'nin Sign of the Cross (1933) ve daha sonra da
Cleopatra (1934) filmi gibi. Claudette Colbert bu filmde Mısır'ın kraliçesi
rolündeydi. Ünlü yönetmen, dinle ilgili filmlerine Samson and Delilah (1950) ile
döndü. Başrolünde Hedy Lamarr yer alıyordu.
De Mille'nin 1923 tarihli filmi The Ten Commandments (1956) yılında daha
gelişmiş teknolojiyle tekrar çekildi. Başrol oyuncusu ise Charlton Heston'du.
(Film özel efektleri ile Oscar kazandı)
1950'li yıllar İncil'le ilgili ya da Roma ile ilgili filmlerin çekildiği
dönemlerdi. Mervyn LeRoy'un Quo Vadis?'i (1951) İmparator Nero dönemini
anlatmakta ve Hristiyan zulmünü konu almaktadır. Müthiş görüntüler, kostümler,
romantizm ve aksiyon hepsi bu filmde buluştu.
Henry Koster'ın The Robe (1953) isimli filmi CinemaScope tarafından beyazperdede
gösterilen ilk filmdi. Başrollerde Roma halkını savunan genç Marcellus'u
canlandıran Richard Burton ve kölesi Demetrius'u canlandıran Victor Mature yer
alıyor.
William Wyler'ın 11 dalda Oscar kazanan filmi Ben-Hur (1959) aynı isimli sessiz
filmin bir tekrarıydı. Aynı heyecanlı sahnelerin bulunduğu bir film.
1960'lı yıllar Stanley Kubrick'in gladyatör ayaklanmasını anlatan filmi
Spartacus (1960) ile başlıyor. Ve El Cid (1961) ile devam ediyor. Başrollerde
Charlton Heston ve Sophia Loren var.
Nicholas Ray, King of Kings (1961)de Chris'in başka bir macerasını çekiyor.
Chris'i Jeffrey Hunter canlandırırken, Orson Welles anlatıyor.
Dino De Laurentis, Anthony Quinn'in katil bir hırsızı canlandırdığı Barabbas
(1962)'ı yapıyor. Diğer bir dini film ise Robert Aldrich'in yönetmenliğini
yaptığı İtalyan yapımı Sodom and Gomorrah (1962). Filmde iki günahkar şehrin
yıkılışı anlatılır.
Joseph L. Mankiewicz ise çok iyi oyuncuların yer aldığı ve pahalı bir film olan
Cleopatra'nın (1963) dört saatlk versiyonunu çekiyor. Başrollerde kraliçe
rolüyle Elizabeth Taylor ve Marcus Antonius rolüyle Richard Burton bulunuyor.
Anthony Mann'in büyük bütçeli tarihi epik filmi The Fall of the Roman Empire
(1964), Roma İmparatorluğu sırasındaki tarihi olayları konu alıyor.
George Stevens'ın The Greatest Story Ever Told (1965) filmi birçok Hollywood ve
uluslararası tanınmış oyuncuları (Charlton Heston, Max Von Sydow gibi) farklı
rollerle karşımıza çıkarıyor.
John Huston'nın üç saatlik epik filmi The Bible (1966), İncil'in başlangıç
bölümünden sadece iki bölümü anlatıyor.
İç savaş filmlerinin en iyisi David O. Selznick'in Gone With The Wind (Rüzgar
Gibi Geçti) (1939) filmidir.. Diğer dikkate değer savaş zamanı epikleri ise D-Day
in The Longest Day (1962), Patton (1970) ve Schindler's List (1993).
İngiliz yönetmen David Lean en iyi tarihi epik filmlere imzasını atmıştır. Savaş
karşıtı epik bir drama olan The Bridge on the River Kwai (Kwai Köprüsü) (1957),
Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence) (1962), Doctor Zhivago (Doktor Jivago)
(1965), Passage to India (Hindistan'da Bir Geçit) (1984).
Epik filmlerin diğer bir türü ise biyografik çalışmalardır. Bu tür filmlerde
tarihte adı geçen önemli kişilerin hayatları konu alınır. Her yönden savaşa,
politikaya ve sosyal koşullara farklı bir bakış açısı sunan bu filmler, bir
insan hayatı etrafında gelişir. Bu filmlerin önemli ilk örnekleri Warner Bros.'un
tarihi ve biyografik filmlerinden The Story of Louis Pasteur (1936) ve The Life
of Emile Zola (1937). Diğer örnekler ise Marie Antoinette (1938), Young Mr.
Lincoln (1939), Abe Lincoln in Illinois (1940). Ayrıca Citizen Kane (Yurtdaş
Kane) (1941) de bir hayat hikayesini anlattığı için bir biyografi sayılabilir.
Sanatçılar ve yazarlar da filmlere konu olmuşlardır: Vincente Minnelli'nin
yönettiği Gustave Flaubert'in aynı isimli romanından uyarlanan Madame Bovary
(1949) ve Alman ressam Vincent Van Gogh'un hayatını anlatan Lust for Life
(1956).
Rus yazar Leo Tolstoy'un ünlü romanı Anna Karenina'nın ise birçok farklı
versiyonu çekilmiştir. Birincisinde 1935 yılında Greta Garbo, 1947 yılında ise
Vivien Leigh yer almıştır. Yine aynı şekilde Tolstoy'un ünlü romanı War and
Peace (Savaş ve Barış) (1956), yönetmen King Vidor tarafından beyazperdeye
aktarılmıştır. Sovyet versiyonu ise yönetmen Sergei Bondarchuk tarafından
gerçeğe sadık kalınarak çekilmiş ve tam 373 dakika uzunluğunda olmuştur. Bu
filmin tamamlanması 5 yıl sürmüştür!
King Vidor'un bu dönemde yaptığı western epik filmi Duel in the Sun (1946)
oldukça önemli filmlerden biridir.
Romanların ve oyunların edebi adaptasyonları birçok konuyu ve senaryoyu
beraberinde getirmiştir. Sinemaya uyarlanan ünlü romanlardan bazıları: Louisa
May Alcott'tan Little Women (Küçük Kadınlar) (1933, 1994), Charles Dickens'tan
David Copperfield (1935), Anthony Hope'tan Prisoner of Zenda (Zenda Mahkumları)
(1937), Emily Bronte'den Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) (1939), Jane
Austen'dan Pride and Prejudice (1940), Daphne Du Maurier'den Rebecca (1940),
Charlotte Bronte'den Jane Eyre (1944), Charles Dickens'tan Great Expectations
(Büyük Umutlar) (1946), Thomas Hardy'den Tess (1979), Charles Dickens'tan Little
Dorrit (Küçük Dorrit) (1987) ve E.M. Forster'dan Howard's End (1992).
Son yıllarda yapılan biyografi tarzındaki epik filmlerden George C. Scott'un
unutulmaz filmi Patton (1970), Sir Richard Attenborough'un Gandhi (1982),
Broadway müzikalinden uyarlanan ödüllü film Amadeus (1984), Bernardo
Bertolucci'nin in The Last Emperor (Son İmparator) (1987), Spike Lee'nin Malcolm
X'i (1992).
Kaynak
Nijat Özön
100 Soruda Sinema Sanatı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, Nisan 1984, s: 131
|
|
|

|