|
Korku Filmi Türü
Bu tür, adından da anlaşılacağı gibi, izleyicilerde korku uyandıran kişileri,
olayları, durumları işleyen bir türdür. Korkunç olaylar, vampirler, hortlaklar,
hayaletler, kurt adamlar, acayip yaratıklar bu tür filmlerin başlıca öğeleridir.
Konu genellikle karanlık, karabasanlı (kâbuslu) bir hava içinde, ıssız, tekin
olmayan yapılarda, yerlerde geçer. Korku filmleri tıpkı serüven filmleri gibi,
izleyicinin sinirleriyle oynamak temeline dayanır. Fakat bu oynayış, heyecan
yaratmaya değil, seyirciyi korkutmaya, yıldırmaya yönelir. Nitekim korku
filmlerinin en aşırı çeşidine yılgı filmi denir.
Korku filmlerinde makyaj büyük önem kazanır. Çevre, bezem, aydınlatmanın bütün
olanakları ve ses ön sırada yer alır. Genellikle düz anlatıma, yavaş kurguya
başvurulur.(1)
Korku Dolu Saatler
Belki de çocukluğumuzda karanlıktan korkmamıza, hayaletlere inanmamıza neden
olan ve sanki hep varolan korku filmlerine şöyle bir göz atmaya ne dersiniz?
Korku Filmleri korkutmak, saklı endişelerimizi açığa çıkarmak için genelde
korkunç, şok edici bir sonla biten, bizleri büyülüyerek içine alan filmlerdir.
Korku filmleri hayatın karanlık taraflarında geçer. Yasaklanmış, yabancı ve
korkutucu olaylar etrafında döner. Kendi doğamızı harekete geçirir ve korkutur.
Kabuslarımız, kırılganlığımız, ruhsal durumumuz, bilinmeyene karşı
davranışlarımız, ölüm korkusu, kimlik kaybımız ya da cinsellikten korkmak gibi
dugular korku filmleri ile açığa çıkar.
Korku filmleri genelde bilim-kurgu filmleriyle iç içedir. Canavarların ya da
alien’ların anlatıldığı filmlerde teknolojiden yararlanılmak zorundadır. Fantazi
ve doğaüstü filmler, korku filmleriyle aynı anlama gelmezler.
Başarılı korku filmleri rüyalarımıza bile girebilir. Akla gelinmeyecek olayları
akla getirebilir. Ya da birinin içindeki korkuları açığa çıkartabilir.
Korku filmlerinde irrasy onel güçlerin yarattıkları kaos ya da korkuya karşı
savunma vardır ve genelde bu filmlerin sonu normale dönüşle ya da canavarlara
karşı üstünlükle biter.
Genelde korku filmleri korkunç eski evlerde ya da sisli havalarda, karanlık
yerlerde geçer. Bilinmeyen insanlar, doğaüstü güçler, tuhaf yaratıklar,
vampirler, deliler, şeytan, kötü hayaletler, canavarlar, “Frankenstein”da olduğu
gibi deli bilim adamları, cinler, zombiler, büyüler ve satanistler bu filmlerin
vazgeçilmez unsurlarındandır.
İlk korku filmi bir yapımcı olan Georges Melies’ın The Devil's Castle (1896)
isimli filmiydi. Bu tür filmlerin ilklerinden hafızalarda kalan başka bir film
ise Alman sessiz film döneminden izlenimcilik akımının izlerini taşıyan Robert
Wiene imzalı The Cabinet of Dr. Caligari (1919). Filmde hipnozcu Caligari ve
Cesare the Somnambulist (Conrad Veidt) anlatılır. Caligari’nin gölgeli, rahatsız
edici, rüyada ya da kabustaymış havası yaratan tarzı 1920’li yıllarda
Hollywood’a taşındı ve 1930’lu yıllarda da korku filmlerinin bir parçası olmaya
devam etti.
İlk-Vampirler
İlk gerçek vampir görüntüsü Avrupalı bir film yapımcısı olan yönetmen F. W.
Murnau'un Nosferatu (1922) isimli filminde şekillendi. Film Bram Stoker'ın
Dracula isimli romanından uyarlanmıştı. Ekranın ilk vampiri Count Orlok’u
canlandıran ise Max Shreck’ti. Film, kopyalanma haklarından dolayı Dracula ismi
yerine Nosferatu ismini aldı. Ölümsüz vampir görüntüleri şeytansı yüzler, sivri
uçlu kulaklar, uzun parmaklar ve uzun kuyruklar ile unutulacak gibi değildi. Bu
filmlerin sonunda genelde vampirler günışığı karşısında duman olup
yokoluyorlardı. 1979 yılında Alman yönetmen Werner Herzog, Nosferatu the Vampyre
isimli bir film çekti. Bu da bir öncekinden farklı değildi.
Aktör ve yönetmen Paul Wegener, Alman sessiz korku filmlerinden biri olan
Student of Prague’u 1913 yılında çekti. Bu filmde Alman efsanesine göre ruhunu
şeytana satan Faust’un şeytanla olan pazarlığı konu alınıyordu. Wegener’in diğer
bir filmi The Golem (1920) (How He Came Into the World), Orta Avrupa’ya ait
gizemleri konu alıyordu. Ve daha sonra 1930’lu yıllarda çekilen Frankenstein
filmlerini etkisi altına alacaktı.
En eski korku filmleri vampir filmleri ile birlikte değişmeye başlamıştı.
Amerika’daki ilk Frankenstein canavar filmi Edison Frankenstein (1910), Edison
Stüdyoları tarafından 16 dakikalık olarak çekildi. Başrolde Charles Ogle yer
alıyordu. Bu ilk filmde canavar kazan dolusu kimyasal maddenin birleşmesiyle
ortaya çıkarılıyordu. Sessiz döneme ait diğer sessiz filmler Life Without a Soul
(1915) ve Homunculus (1916)’du.
1930’lardan önce Hollywood gerçek hayata ilişkin korku filmleri yapmaya
isteksizdi. Bu yolu açan ilklerden biri aktör Lon Chaney’di. Sinema tarihinde
birçok role bürünmesi nedeniyle “Binbir surat” olarak anılan bu aktör, Universal
Stüdyoların yönetmen Tod Browning ile yaptığı işbirliği ile 1913 yılında sessiz
korku filmlerine başladı. Outside the Law (1921), The Unholy Three (1925) ve
West of Zanzibar (1928) bu filmlerdendi.
Chaney’in iki başyapıtından sonra Victor Hugo’nun romanından uyarlanan Notre
Dame’ın Kamburu (The Hunchback of Notre Dame (1923)) yer aldı. Chaney'in en çok
akıllarda kalan filmi ise Opera’daki Hayalet (The Phantom of the Opera (1925))
filmiydi. Chaney ayrıca Tod Browning’nin sessiz kayıp filmi London After
Midnight (1927)’da bir vampiri canlandırdı. Ve bu Hollywood’un sahip olduğu ilk
vampirdi.
John Barrymore, Jekyll/Hyde hikayesinin ilk versiyonunda, sessiz film Dr. Jekyll
and Mr. Hyde’da (1920) yer aldı. Robert Louis Stevenson'ın bir doktor/bilimadamının
şeytansı tarafının otaya çıktığını anlatan hikayesinden uyarlanan filmin daha
sonra birçok benzeri yapıldı. Fakat bu filmlerden iki tanesi dikkate değerdi.
Bunlardan biri Fredric March'a Oscar kazandıran, Rouben Mamoulian yönettiği Dr.
Jekyll and Mr. Hyde (1932) ve başrollerinde Spencer Tracy ve Ingrid Bergman’ın
oynadığı Victor Fleming'in Dr. Jekyll and Mr. Hyde (1941).
1930’lu yılların başında Hollywood’daki korku filmleri klasik Dracula ve
Frankenstein öğelerine yer vermeye başladı. Stüdyolar Avrupalı vampirler ve
ölmemiş aristokratlar, çıldırmış bilimadamları, kayıp kişileri alarak ve kendi
değişik yaratıklarını yaratarak ekrana yansıttılar. Frankenstein, Dracula, The
Mummy, Invisible Man, ve Wolf Man gibi filmlerin yanında klasik korku filmi
kahramanları olan Bela Lugosi ve Boris Karloff gibi oyuncular ortaya çıktı.
Universal Stüdyoları 1927 yılında kan emen vampirin büyük başarı yakalaması
nedeniyle Dracula (1931)’yı Tod Browning yönetmenliğinde çekti.
Aynı yıl Danimarkalı yazar/yönetmen Carl Theodor Dreyer, gerçekçi olmayan,
atmosferik özelliklere sahip korku filmi Vampyr’i (1931) çekti. Bu film Sheridan
Le Fanu’nun In a Glass Darkly isimli korku romanı serisinden uyarlanarak
yapıldı. Bu filmde yaşlı bir kadın vampir yer alıyordu.
Kurt Adam
İlk Dracula filmlerini bilim kurgu ve gotik tarzın birleştiği korku filmleri
izledi. Klasik canavar korku filmlerinden en çok tanınanı Mary Shelley'in
romanının James Whale tarafından adapte edilmesiyle ortaya çıkan Frankenstein’dı
(1931).
Universal stüdyoları, yarattığı Dracula, Frankenstein, Dr. Jekyll and Mr.
Hyde’ın yanında iki yeni filminde orijinal bir yaratık daha yarattı: Kurt adam.
Amerika’nın ilk kurt adam filmi The Werewolf of London (1935). İkincisi ve en
ünlüsü ise Lon Chaney, Jr’ın ilk defa göründüğü The Wolf Man (1941) idi. Bir
insandan kurta dönüşmeyi anlatan filmler, iyi makyaj tekniği sayesinde oldukça
gerçekçiydi. Daha sonra Lon Chaney bu tür birçok filmde yer almak zorunda kaldı.
Bu filmler bazıları Frankenstein Meets the Wolfman (1943), House of Frankenstein
(1944) ve House of Dracula (1945).
1930’lu ve 40’lı yılların klasik korku filmleri arasında en korkunç olanı ise
King Kong’du (1933).
Zombiler
Ölüleri, zombileri anlatan dikkate değer filmlerden biri de Universal'ın
klasiklerinden The Mummy (1932). Bu filmde yine Boris Karloff başroldeydi. Korku
filmlerindeki başarılıo yunculuğundan dolayı Karloff daha sonra bir İngiliz
filmi olan The Ghoul (1933)’da yer aldı. Bela Lugosi’nin yer aldığı White Zombie
(1932) ise ilk gerçek zombi filmi olarak kabul edilir.
Universal daha sonra mumya filmleri devamında The Mummy's Hand’i (1940) çekti.
Tom Tyler ile mumya filmleri yeniden doğdu. Mumya filmleri; The Mummy's Tomb
(1942), The Mummy's Ghost (1944) ve The Mummy's Curse (1944) olarak devam etti.
Val Lewton'ın başyapıtı I Walked With a Zombie (1943)’de birçok zombi yer
alıyordu.
Dracula filmlerinin yakaladığı başarı Universal stüdyoları’nın buna benzer
birçok film yapmasına neden oldu.
Başarılı yönetmen Terence Fisher 1958 yılında The Horror of Dracula’yı yaptı. Bu
başarıdan sonra Hammer Stüdyoları Brides of Dracula (1960) ve Dracula, Prince of
Darkness (1966) yaptı. Christopher Lee'nin yer aldığı bu filmin üçüncüsü ise
Dracula Has Risen From the Grave (1968)’di.
Hammer ile Lee ortaklığı sonucunda ortaya çıkan diğer Dracula filmleri ise Taste
the Blood of Dracula (1970), Scars of Dracula (1970), Dracula A.D. 1972 (1972),
The Satanic Rites of Dracula (1973) ve The 7 Brothers Meet Dracula (1973) (bu
filmde Christopher Lee yok).
Bu filmlerde lezbiyenlik, seks, çıplaklık öğelerine yer veriliyordu. The Vampire
Lovers (1970), Lust for a Vampire (1970) bu filmlerdendi.
80’lerde ise korku filmlerinin en ünlü vampir filmi Tony Scott'ın yönetmenliğini
yaptığı The Hunger’dı (1983). Filmin başrollerinde Catherine Deneuve, Susan
Sarandon ve David Bowie yer alıyordu.
Frankenstein'ın devamı niteliğindeki espirili Bride of Frankenstein (1935) James
Whale tarafından yönetildi. Filmde Elsa Lanchester görülmeye değer bir gelindi.
Lugosi ve Karloff'un birlikte oynadığı Edgar Ulmer'ın yönettiği The Black Cat
(1934) ise görülmeye değerdi.
Düşük Bütçe Büyük Hasılat
Charles Laughton'ın tek yönetmenlik başarısı ise The Night of the Hunter (1955)
ile olmuştur. Bu filmde ellerinde sevgi ve nefret dövmeleri olan Harry Powell
(Robert Mitchum) isimli bir dindardan bahsediliyor.
Prodüktör ve yönetmen Roger Corman ise yaptığı az bütçeli filmlerle tanınıyor.
Bucket of Blood (1959) isimli düşük bütçeli filminden sonra Little Shop of
Horrors (1960) y aptı. Daha sonra ise The Fall of the House of Usher (1960), The
Pit and the Pendulum (1961), The Premature Burial (1962), Tales of Terror
(1962), The Raven (1963), The Masque of the Red Death (1964) ve The Tomb of
Ligeia (1964) isimli korku filmlerini yaptı.
1960’lı yıllarda korku filmleri başka bir boyut kazanmaya başladı. Bu sırada
sansür ve çeşitli nedenlerden dolayı yönetmenler daha dikkatli ve daha masum
filmler yapmaya başladılar. Roger Corman’ın az bütçeli filmler yaptığı sırada
Hammer Stüdyoları da Dracula ve Frankenstein filmleri yaptılar. Yönetmen Terence
Fisher bu sırada The Two Faces of Dr. Jekyll (1960) ve The Curse of the
Werewolf’u (1961) yaptı.
Hitchcock Filmleri Başlıyor…
Heyecanlı korku filmlerinin yönetmeni Alfred Hitchcock ilk sessiz filmi The
Lodger (1926) ile o güne kadar yapılan korku filmlerinin tarzını değiştirdi.
İnsan ruhundaki karanlıkları ortaya çıkaran Sapık (Psycho (1960)) isimli filmi
özellikle banyo sahnesi ile yıllarca akıllardan silinmedi. Ve bu film
Hollywood’da çekilecek tüm korku filmlerini etkiledi. Hitchcock’un diğer bir
filmi ise Universal stüdyoları için çektiği Kuşlar (The Birds (1963)). Bu filmde
insan ve doğa arasındaki ilişki filmin sonunda da çözülmeden bitiyordu.
Michael Powell’un yaptığı tartışmalı İngiliz filmi Peeping Tom (1960) öldürücü
psikopat bir fotoğrafçıyı anlatıyordu. Harold (Herk) Harvey'in kült, az bütçeli
zombi filmi Carnival of Souls (1962)’da genç bir kızın geçirdiği bir trafik
kazasından sonra bir cadıya dönüşerek kötülükler yapmasını konu alıyordu.
Robert Aldrich'in yönetmenliğini yaptığı What Ever Happened to Baby Jane?’de
(1962) Hollywood’un iki ünlü ismi Bette Davis ve Joan Crawford yer aldı. Aldrich
ve Bette Davis işbirliği Hush, Hush, Sweet Charlotte (1965) filminde de devam
etti.
Roman-Polanski
Polonyalı yönetmen Roman Polanski'nin ilk filmi İngilizceydi. Repulsion (1965)
isimli filmde genç, güzel bir kadının delirmesini konu alıyordu. Başrollerde ise
Catherine Deneuve yer aldı. Polanski daha sonra komedi korku tarzındaki The
Fearless Vampire Killers’ı (1966) yaptı. Filmde karısı Sharon Tate yer aldı.
Polanski’nin ticari anlamda yakaladığı en büyük başarı ise Ira Levin'in en çok
satan kitapları arasındaki Rosemary's Baby’nin (1968) sinema uyarlamasıydı.
Filmde hamile bir kadının cadılara ve şeytani güçlere karşı verdiği mücadele
anlatılıyordu.
Amicus stüdyolarının ilk fortmanto filmi ise (içinde birden çok filmin yer
aldığı film türü) Dr. Terror'un House of Horrors (1964) filmiydi. Filmde büyücü
bir doktor, vampir, insan yiyen bitki, voodoo bebeği ve kurt adamı anlatan beş
hikaye bulunuyordu.
70’ler
George Romero 1968 yılında Night of the Living Dead ismli filmi yaptı. Bu filmde
hayata tekrar dönen zombiler anlatılıyordu.
1970’lerde korku ve terör heryerde gizlenmişti. 70’lerin en çok izlenen korku
filmleirnden biri Willard (1971)’tı. Film yalnız bir adamın kemirgen
arkadaşlarını düşmanlarına karşı eğitmesini konu alıyordu.
Ünlü film yapımcısı Stanley Kubrick'in 1971 yılında yaptığı Otomatik Portakal (A
Clockwork Orange), Anthony Burgess’in tecavüz, cinayet öğelerinin ele alındığı
romanının sinemaya uyarlanmasıydı.
Steven Spielberg ise akıllarda kalan ilk filmi 1972 yılında yaptığı Duel’di. Bu
filmde sürücüsü olmayan katil bir kamyon anlatılıyordu.
William Friedkin'in Şeytan (The Exorcist) (1973) isimli filminde ise şeytani
güçlerin ele geçirdiği küçük bir kız anlatılıyordu. Film William Peter Blatty'in
romanından sinemaya aktarılmıştı.
1970’lerin başında yönetmen Brian DePalma, korku türünde önemli adımlar atmış
bir yönetmendir. Sisters (1973) ve Carrie (1976) ile büyük ilgi görür. Carrie,
Stephen King'in romanından uyarlanmıştır. Telepatik güçlere sahip bir kız
anlatılır. Yönetmenin diğer başarılı çalışması ise erotik/ korku türündeki
Dressed to Kill’de (1980) Psycho’daki duş sahnesi kopyalanmıştır. Filmde
müzedeki gerilim ise oldukça etkilidir.
Korku türü giderek şiddete, sadizme, vahşete, tutku kurbanlarına ve kan
ögelerine yönelmeye başlar. Yönetmen John Boorman'ın Deliverance (1972) isimli
filmi bu türdendir. 70’lerin en çok izlenen filmleri ise kamp filmleridir.
It's Alive! (1974) katil bir bebeği anlatır. Tobe Hooper'in The Texas Chainsaw
Massacre (1974) seri bir katil konu alınırken, John Carpenter’ın etkileyici
korku filmi Halloween (1978) ve Steven Spielberg'in ikinci korku filmi Jaws
(1975)’da ise korkunç bir köpekbalığı anlatılıyordu. Stanley Kubrick'in Stephen
King’in romanından sinemaya adapte ettiği The Shining (1980) de ise çıldırmış ve
bir otele kapatılmış bir koca anlatılıyordu.
Korku çatışmaları doğaüstü canavarlar olarak da filmler de yer almaya başladı.
Bunlardan biri Ridley Scott'ın 1979 yılında yönettiği Yaratık (Alien)’dı.
70’lerde ve 80’lerde şeytana karşı verilen mücadelenin örneklerini en iyi veren
filmler arasında şeytani güçlerin bulunduğu bir evi anlatan The Amityville
Horror (1979), Tobe Hooper'in hayaletlerin bir çocuğu ele geçirdiğini konu alan,
senaryosu Steven Spielberg tarafından yazılan Poltergeist (1982), Damien adında
bir satanistin oğlunu anlatan The Omen (1976). Bu filmin daha sonra iki devamı
çekildi: Damien: Omen II (1978) ve The Final Conflict (1981)).
Kanadalı film yapımcısı David Cronenberg erotik ve vücut korkuları taşıyan
filmler yaptı. They Came From Within (1975), Rabid (1977), The Brood (1979),
Scanners (1981), The Dead Zone (1983), Videodrome (1983), The Fly (1986), Dead
Ringers (1988), ve Crash (1995) kendi türleri içinde farklı yerlere sahip
filmlerdir.
Wes Craven ve Dario Argento
70’lerde korku filmleri kariyerine başlayan Wes Craven ise Last House on the
Left (1972) ve The Hills Have Eyes (1977) isimli filmler yaptı. Fakat yönetmenin
en ünlü iki filmi tüm dünyada büyük ilgi ile karşılandı. Bu filmlerden biri
Freddie Krueger isimli korkunç rüya kahramanını anlatan Elm Sokağı’nda Kabus (A
Nightmare on Elm Street) (1984) diğeri ise Çığlık (Scream) (1996).
Italyan kült korku filmleri yönetmeni Dario Argento ise Suspiria (1977) ve
Unsane (1984) isimli önemli korku filmlerine imza attı.
80’lerde ve 90’larda yapılan filmler yine kurtadamları konu alıyordu. Bu
filmlerden en önemlileri; John Landis'in An American Werewolf in London (1981),
Joe Dante'in korku/komedi türündeki The Howling (1981), Mike Nichols'un
yönettiği Jack Nicholson’ın başrollerinde oynadığı Wolf (1994).
Yazar/yönetmen Sam Raimi komedi ve korkuyu karıştırarak ortaya çarollerde Bruce
Campbell’ın oyndaığı tek kollu bir kahraman çıkardı. Bu seri Evil Dead (1982)
ile başladı ve Evil Dead 2: Dead by Dawn (1987), Army of Darkness (1992) ile
devam etti.
Raimi'nin en önemli filmlerinden biri olan Darkman’de (1990) gotik korku ve
karakterleri biraraya gelmişti.
Vampirlerin Dönüşü
Klasik Dracula ve Frankenstein filmleri 80’ler ve 90’larda tekrar moda oldu.
Frank Langella, Count in Dracula (1979) olurken, aynı yıl vampir gizemi George
Hamilton ile birlikte Love at First Bite’a (1979) sıçradı. Daha sonra Tony Scott
lezbiyen vampir teması üzerine The Hunger’ı (1983) yaptı..
80’lerde ve 90’larda Stuart Gordon'ın Re-Animator (1984), The Bride (1985), Joel
Schumacher'in The Lost Boys (1987), Kathryn Bigelow'ın Near Dark (1987), Francis
Ford Coppola'nın Dracula (1992), Neil Jordan’ın Interview with the Vampire
(1994) önemli vampir filmlerindendi.
Yaratıcı fantaziler ve gotik konuları içeren filmlerden Michael Mann'in The Keep
(1983), Steven Spielberg'in komedi/korku türündeki Gremlinler (Gremlins (1984)),
Ghostbusters (1984), George Miller'ın The Witches of Eastwick (1987) ve Nicolas
Roeg'in The Witches (1990) önemlidir.
Tim Burton ve Hannibal
Tim Burton yaptığı farklı konuları içeren filmleri ile korku filmlerine farklı
bir boyut açarken ünlü filmi Beetlejuice (1988)’da korku ve komedi türünü
birleştirdi. Ayrıca iki Batman filmi; Batman (1989) ve Batman Returns (1992),
parmaklarında bıçaklar bulunan bir çocuğun anlatıldığı Edward Scissorhands
(1990) ve müzikal tarzındaki The Nightmare Before Christmas (1993) yönetmenin
önemli filmlerindendir.
Burton'in biyografik korku filmlerinden Ed Wood (1994) ve bilimkurgu filmi Mars
Attacks! (1996) filmini de unutmamak gerekir.
1990 yılında Kathy Bates, Misery (1990)’deki hasta hayran rolüyle En İyi Kadın
Oyuncu Oscar’ını kazanırken, film Stephen King’in romanından uyarlanmıştı. Kötü
bir psikiyatrist olan Hannibal Lecter ise ilk olarak Michael Mann'in Manhunter
(1986) filmi ile ortaya çıktı. Jonathan Demme'nin başrollerinde Anthony
Hopkins’in oynadığı Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs (1991)) 5
dalda Akademi Ödülleri’ne layık görüldü. Devam filmi niteliğindeki 2001 tarihli
Ridley Scott’un çekitği Hannibal filmi de Hannibal Lecter kült bir korku
karakterine dönüşmesini sağladı.
1992 yılında Temel İçgüdü (Basic Instinct (1992)) çok az da olsa güzel ve seksi
bir katili konu alıyordu. 1990’ların akıllarda kalan filmleri arasında The Craft
(1996), Scream (1996), I Know What You Did Last Summer (1997), The Blair Witch
Project (1999) bulunuyor.
Kaynak
Nijat Özön
100 Soruda Sinema Sanatı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, Nisan 1984, s: 148
|
|
|

|