|
Pornografi
Cinsellik, hem toplumumuzda hem de diğer toplumlarda çok rahat bir şekilde açığa
vurulmuş bir kavram değildir. O, her zaman varolmuştur ama, bazı sınırlamaları
da her zaman mecbur tutmuştur. Cinselliği doğal doğrultusundan çıkarıp
bastırdığınız ya da kısıtladığınız zaman farklı yerlerden akmaya başlar ve bu
akışı kontrol altına almak çok zordur.
Toplumda yalnızca, cinsellik hakkında konuşmak değil, aynı zamanda cinselliği
açıklayan ve anlatan belirgin tanımların varlığı da yasaklanmıştır. Ama
cinsellik bu tip kısıtlamalarla önüne geçilebilecek birşey değildir. Örneğin
cinselliğin en sıkı şekilde denetlendiği Osmanlı Harem'ini ele alalım. Küçük
yaşlarda hadım edilmiş haremağalarının, haremin labirenti andıran koridorlarında
yaşamları pahasına da olsa çeşitli yöntemlerle cariye ya da gözdelerle ilişkiye
girmişlerdir. Osmanlı zihniyeti işi kökünden hallettiğini zannederken bir başka
tuzağa, hem de en acımasızına düştüğünün farkına bile varamamış ya da görmezden
gelmiştir.
Cinselliğin dışa vurulması toplumda kısıtlanınca ve cinsellik toplumda
konuşulması "ayıp" ya da "yasak" bir kavram olunca, ilişkilerin çarpıklığı,
sevimsizliği yalnızca kapalı kapılar altında kalmaz, kendisini çeşitli yollarla
dışa vurma yolunu arar. İşte, pornografinin ortaya çıkmasının asıl nedeni de
budur.
John Ellis, pornografinin bazı yasaklanmış simgeleri üretmek ve onları
pazarlamak amacıyla geliştiğini söyler. Uzmanlar pornografiyi, gelişmekte olan
porno endüstrisinin doğasından itibaren başlayan bir çeşit sunum, bir simge
olarak görür. Bazıları da, pornografiyi anlamların yasaklanmış alanı olarak
tanımlar.
Pornografinin kesin ve doğru bir tanımını yapmak zordur. Bunu yapmanın en
güvenilir yolu, "Erotik Film" in tanımını yapmak ve onun pornografik filmlerle
olan farkını açıklamaktır.
Erotik ve Pornografik Film
Erotik film, western ya da gangster filmi gibi değişmez kuralları ve tekrar
karşımıza çıkan klişeleri olan bir janr değildir. Erotik film, mesajını
iletebilmek için komediden gerilime kadar akla gelebilecek her değişik anlatım
biçimini kullanır.
Ama eğer bir tanım yapmak gerekirse şöyle denebilir : Erotik film,
maddileştirilmiş göstergenin bilinçdışından gelerek bilince tırmandığı, başka
bir deyişle, erotik göstergenin, örtük bir bilinçaltı durumundan, ben buradayım
bilinciyle ortaya çıktığı filmdir.
Erotik film çıplaklığın, cinsel ilişkinin, erotik serüven ve sapkınlıkların
oluşturduğu bir kompozisyondur. Erotik film, erotiği gerçekten özgür kılacak bir
tasarım, ütopya ya da kurtuluş projeleri üretmez; cinsel fantezilerimizi erotik
tasarımlar oluşturmaya yönlendirmez, tersine sadece gösterir. Erotik filmlerin
görevi mevcut statükoyu korumak değildir. Statükoyu koruma görevini tam olarak
yüklenmiş film ise, bu bağlamda "porno"(seks) filmidir.
Pornografik filmler, aslında bir bütün olarak hiç de "erotik" olmayan bir etki
yapan ve asıl dertleri, çıplaklık tabusunun yıkılması biçimimde özetlenebilecek
çıplak-beden kültürü filmleridir. İlginç bir mistik hava taşıyan bu filmler
çoğunlukla, insanı herhangi bir şekilde cinsellik üzerine düşündürebilecek,
cinsellik ile ilişkili uzak ya da yakın en küçük ayrıntıyı değerlendirmemize
destek verebilecek unsurlara yer vermez.
Pornografik filmlerde, sahte bir felsefi söylem ya da sahte bir tanrıbilimsel
söylem, cinselliğin sergilenmesinin bir aracı konumundadır. Erotik filmin tam
tersine, pornografik filmlerde cinsellik bir tür çaresizliğin ve umutsuzluğun
adı olup çıkmıştır. Bu filmlerde cinsellik, modern insanın boşluğunun, Tanrı'ya
olan uzaklığının bir parçasıdır. İnsan, içinde Tanrı'nın olmadığı, ama
boşluğunun hissedildiği bir alanda yalnız ve çaresizdir. Bu durumdaki bir
insanı, artık cinsellik de kurtaramaz.
Erotik bir film güzel, içten ve dostça olduğu yerde bile, hazzın yaratıcısı
değil göstericisidir, gösterilmiş hazdır veya hatta yetersizliklerin, acıların
da gösterilmesidir. Fakat, içerdiği felsefi boyutlar ne olursa olsun pornografik
filmlerin verdiği mesaj ; filmlerde çıplak bir bedenin, hatta apaçık bir cinsel
birleşme sahnesinin gösterilerek, film boyunca inatla, seksin iyice iflah olmaz,
çürük, hastamsı bir ilişki olduğunu vurgulamaktır.
Pornografik filmlerde yapay karakterler, yapay bir olay örgüsü ve rasgele
seçilmiş mekanlar yer alır. Çünkü bu filmlerde temel amaç, izleyiciye cinselliği
ve her tür cinsel ilişkiyi en ince ayrıntısıyla yalnızca sunmaktır. Bir filmde
olması gereken diğer anlatım özelliklerinin pek bir önemi yoktur. Fakat erotik
film izleyiciye cinselliği, belli bir olay örgüsü içinde, belli karakterler
kullanarak ve bir öykü çerçevesinde sunar. Erotik ve pornografik film arasındaki
en temel farkın bu olduğu söylenebilir.
Pornografiye Olan Temel Yaklaşımlar
Pornografik filmlerde cinselliğin somut, açık-seçik gösterilmesine karşı
toplumsal kesimlerden gelen itirazlar sonucu ortaya çıkan başlıca 3 yaklaşım
vardır. Bu yaklaşımların hepsi, pornografiyi farklı birer nesne olarak tanımlar.
Bu yaklaşımlar, sunum tiplerini pornografik olarak sınıflandıran tanımlar
üretirler ve sunumun sosyal etkisi ile görevi konusunda tartışmalar yaratırlar.
Bütün bu yaklaşımlar arasındaki genel toplumsal kabul-görürlük, pornografi
endüstrisinin günümüzdeki halini yaratmıştır. Pornografi endüstrisini daha iyi
anlamak için, temel yaklaşımları açıklamak gereklidir.
1. Işık Festivali
John Ellis'in Longford Raporu 'ndan esinlendiği isimle Işık Festivali denilen bu
yaklaşım, Batı toplumlarındaki kilisenin ve devlet kurumunun tepkisini oluşturan
muhafazakar yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, sinemada cinselliğin gösterilmesi
tıpkı sosyal hayatta olduğu gibi önlenmeli ve o, tabuların örttüğü bir alan
olarak korunmalıdır. Aksi durumda bu yaklaşım kendisini "aklaki bir çöküntünün"
tehdidi altında hissedecektir.
Bu tutucu kanadın yaklaşımına göre, pornografik sunumlar, insanın cinsel
pratiğini doğal olmayan biçimde zorlar ve çarpıtırlar. Pornografik sunumların
amacı, sadece izleyiciyi vahşete kışkırtmaktır. Bu yüzden pornografi, nerede
olursa olsun mümkün olduğunca yasaklanmalı ve kesinlikle çocuklardan uzak
tutulmalıdır.
Dinsel söylemin, daha doğrusu din kurumlarının ve burada temellenen ahlaki
yaklaşımın, pornografik sunumlara karşı çıkışını bu kurumlaşmanın tarihine bakıp
anlamak mümkündür. Ne var ki, dinsel ve ahlaki yaklaşımlar, akla dayalı bir
eleştiriye kapalı oldukları için onlarla tartışmanın, onları çürütmeye
çalışmanın da bir anlamı yoktur.
2. Feminist Yaklaşım
İkinci yaklaşım, her ne kadar pornografiye bakış açısı farklı olsa da, kendisini
muhafazakar yaklaşımla ilişkili bulan Feminist Yaklaşım 'dır. Feminist yaklaşım
özellikle dişinin, kadının onur ve haysiyetini korumayı argümanının temeline
yerleştirmiş modernist yaklaşımdır. Cinselliğin bir sömürü metasına
dönüştürüldüğünü ileri süren bu yaklaşım pornografiyi, toplumsal özelliklerinden
yoksun bırakılmış cinsel aktiviteler olarak tanımlar.
Birçok feminist pornografiyi, cinsler arasındaki genel "nefret" in bir ürünü
olarak tanımlar. Bu yaklaşıma göre erkekler pornografinin "öznesi" dir ve
pornografi onların zevki için üretilir. Kadınlar ise, pornografinin "nesnesi"
dir ve birer seks objesi olmak için küçültülmüşlerdir. Toplumdaki cinsellik ve
onun sunumları erkekler tarafından pazarlanmaktadır, kadınlar ise onların
kurbanlarıdır. Cinsiyetler arasındaki nefreti temel alan bu yaklaşıma göre, her
sunum pornografik bir özellik taşır. Çünkü erkek zevki kadını cinsel bir obje
olarak görmeyi ister.
Feministlerin pornografiye olan yaklaşımı, kanunlara ve geleneksel ahlaki
düşüncelere güvenmez. Çünkü toplumda kabul gören en etkin sunum tipleri,
kadınları erkeklerin cinsel aktivitelerinin bir nesnesiymiş gibi sunar.
Kadınların cinselliğinin erkek zevki için üretilmiş bir "ürün" olduğunu düşünen
feminist yaklaşım, bu yüzden kadınları bu tipte gösteren tanımlara ve sunumlara
karşı çıkar.
3. Williams Raporu
Pornografinin sunumuna, her türlü canlandırma ve anlatım biçimine karşı çıkan
üçüncü yaklaşım ise, John Ellis'in Williams Raporu diye adlandırdığı liberal
yaklaşımdır. Bu yaklaşım, modern Batı kültürünün izin verdiği sunum yollarının
sadece ve sadece psikanalitik anlamda kaydırma ve bastırmayı daha da sağlam,
daha da dirençli hale getirdiğini söyler.
Bu yaklaşım, "mahrem" ve "namahrem" arasındaki ayrımı çok kesin bir şekilde
yapmıştır. Feminist ve muhafazakar yaklaşım bu iki kavramı birlikte algılamakta
ve ikisi arasında bir ilişki kurmaktaydı. Oysa bu yaklaşıma göre bu iki kavram
birbirinden çok farklıdır, çünkü her ikisi de değişik özgürlük kavramları
içermektedir. Yani, Williams Raporu denilen bu yaklaşımın en önemli özelliği,
bireylerin genel olarak toplum içinde diğer bireylerle olan ilişkilerine bir
limit getirmesi ve böylece onların haklarını koruma altına almasıdır.
Williams Raporu, pornografik filmlerin izleyicileri vahşete yönlendirdiğini
düşündüğü için, film sansür kurulunun özellikle çocukları korumak amacıyla bu
tarz filmleri, içerdikleri pornografik sunumlara göre gruplamasını sağlamıştır.
Böylece British Board of Film Censors filmlere P, PG, XR, X gibi sertifikalar
vermiştir.
Bu yaklaşıma göre sinema çok kuvvetli bir araçtır. Öyle ki; yakın çekimler,
hızlı kesmeler, inanılmaz makyajlar ve özel efektler ile etkili bir müzik geniş
perdede bir araya gelince, ortaya başka hiçbir kitle iletişim aracının
yaratamayacağı bir etki çıkmaktadır. Böylece biz izleyiciler, filmlerde
gördüğümüz şeylerden hangisinin gerçek hangisinin ise fantazya olduğunu
ayırmakta zorluk çekeriz.
Pornografi Kurumu
Muhafazakarlar, feministler ve liberaller kendi pornografi görüşleri
doğrultusunda değişik tanımlar yapmışlar ve değişik açılardan pornografiye
yaklaşmışlardır. Bu yaklaşımların hepsi de birbirinden farklıydı ve kendi
içlerinde çatışmaktadır. Varolan bu üç yaklaşım günümüzde yapılan "yasal
müstehcenlik" tanımıyla birleşince ortaya belirli bir endüstri çıkmıştır. Bu
endüstri ise Pornografi Kurumu olarak tanımlanır.
İngiltere'de genel kurallar çerçevesinde pornografik olarak tanımlanan kavramlar
şunlardır:
• Erkek ve kadınların genital organlarının(göğüsler hariç) gösterilmesi,
• Açık bir şekilde canlandırılan veya gösterilen cinsel ilişki,
• Vahşet ve iğrençlik içeren seks sahneleri.
Genel amaçları, izleyicinin cinsel zevklerini tatmin etmel olan sunumlar da bu
sınıflamaya girer. Ama son yıllarda ortaya çıkan ve pin-up denilen(çıplak kadın
vücudunun sanatsal fotoğrafı) sunumlar pornografik olarak nitelendirilmez. Çünkü
bunlara, artık hemen hergün gazetelerde rastlanılmaktadır.
Pornografide yapılan başka bir sınıflama da, temeli Amerika olan Hard-core ve
Soft-core pornografidir. Bu terimler sunum sırasında oluşan, meydana gelen
gerçek veya canlandırılmış seks sahnelerini kapsar, özel bir anlamı yoktur. Soft-core
pornografi halka açık sinemalarda gösterilen filmler ve bayilerde satılan
magazinlerdir. Fakat hard-core pornografi sadece el altından, kaçak olarak
pazarlanır. Soft-core pornografide eşcinsel ve lezbiyen ilişkiler bulunurken,
vahşey ve iğrençlik içeren sahnelere yer verilmez. Fakat hard-core pornografide
hayvanlar ve cisimlerle cinsel ilişkiden tutun da en vahşi, iğrenç, sadist ve
mazohist özellikler taşıyan akla gelebilecek her türlü sahneye bolca yer
verilir.
Genellikle pornografiye dışarıdan bir şüphe ile bakılır. Pornografi kurumu da
kendisini ifade etmek için bu şüphenin çağrıştırdığı şeyleri sömürür. Bu nedenle
pornografik magazinlerin kapağında veya filmlerin afişinde her zaman çıplak veya
yarı-çıplak bir kadın bulunur. Böylece izleyicide bunların içeriklerinden önce
çağrışımları meydana gelir. Buradan da anlaşılır ki, pornografi kurumu kendini
asla pornografik olarak tanımlamaz. Bu, ona dışarıdan atfedilen bir terimdir.
Pornografi kurumu, her biri kendine ait farklı pazarlama ve yayılma sürecine
sahip uygulamalardan oluşur. Örneğin, sadece soft-core porno film gösteren
sinemalar veya her türlü seks materyalini bulabileceğiniz, her türlü porno filmi
izleyebileceğiniz "özel kulüpler" bulunmaktadır. Bunun yanında, gelişen video
pazarı da bu alana her türlü malzemeyi temin ederken, aylık ortalama tirajları
150.000-250.000 arası olan ve sadece özel dükkanlarda poşet içinde satılan
pornografik magazinler de pazara büyük kar sağlarlar.
Fakat burada unutulmaması gereken ve asıl önemli olan şey, tüm bu pornografik
uygulamaların ve sunumların içinde yoğun bir "şiddet" öğesinin varolması ve
bunun insanları hiç de olumlu etkilemediğidir.
Pornografik Sunumlarda Yer Alan Şiddet
Pornografi ve şiddetin gösterildiği yayınların artması, bugün yaşadığımız toplum
içinde giderek çoğalan bir sorunsalı oluşturmaktadır. Pornografi ilk önce, büyük
kentlerdeki "saygın" semtlerin dükkanlarını ve eğlence merkezlerini istila
etmiş, daha sonra da film ve video sayesinde evlerimize kadar girmiştir.
Pornografi, kitle iletişiminin pazarındaki değişmelerden dolayı önce, sadece
"müstehcen" ya da "erotik" olmayı aşarak pornografik bir nitelik almış, sonra da
şiddet ile cinselliği birleştiren çok daha kapsamlı bir pornografi türü olan "sado-mazohistik"
pornografiye varmıştır.
Ünsal Oskay pornografide varolan şiddet öğesini temel iki kavramla açıklar :
sexist bias ve machismo. Cinselcilik(sexism) ve bundan türeyen cinsiyete dayanan
taraf tutmayı ifade eden(sexist bias), kültürel ve toplumsal bir olgudur.
Machismo kavramı ise, cinsel güçlülüğü erkekliğe ve ergilliği(virility) erkekçe
olabilme gururu'nun kaynağı saymayı ve aynı zamanda bir tür narsizmi ifade
etmektedir. Ayrıca machismo, kadın cinsini erkek için bir araç saymayı, kadını
kullanmayı, kadına erkeğin istediği gibi davranabilmesini ve cinsel birleşmede
erkeğin doyum sağlamak için kadına şiddet kullanabilmesi anlayışını ifade eder.
Yani denilebilir ki, "machismo" bugün "maçoluk" diye bilinen kavramın ta
kendisidir.
Ünsal Oskay, bu nedenlerden ötürü pornografik sunumlarda yer alan erotizmin
"eros" tan uzaklaşmış, cinsel birleşmeye yönelmeyen, kırbaçlama, zincire vurup
işkence yapma gibi şiddet uygulamasına dayanan bir durum olmasının, günümüzde
pornografinin erotik yanının zayıflamış olduğunun bir işareti olduğunu
söylemektedir.
Böylece günümüz pornografisindeki şiddet uygulamasıyla, pornografide yer alan
aşk ve cinsellik giderek, eros'tan yoksun olan hasta bir cinselliğe(eros karşıtı
bir cinselliğe) dönüşmüştür. Bu da bize, insanın en doğal yanı olarak bildiğimiz
"aşk ve cinsellik" in bile giderek daha yoğun bir şekilde "kültürel bir yan"
haline geldiğini, yani giderek yok olduğunu göstermektedir.
Şiddetin, hem düz hem de pornografik olarak evlerimize, kitapçılara, büfelere,
bayilere, video kaset satan yerlere kadar girmiş olması kişisel bir bozukluk
sorunu olduğu kadar, aynı zamanda toplumsal bir sorundur.
Pornografi ve bunun yaydığı şiddet sunumunun yaygınlaşmasıyla, günümüzdeki
toplumsal yaşam koşullarının çok sıkı bir ilişkisi vardır. Şöyle ki, günümüzde
insan toplumsal yaşamda giderek daha pasif duruma düşerken, bu "fantazya"
dünyasının içinde yer alan şiddet öğesine ayrılan yer de artmaktadır. Eskiden,
K.İ.A. ile sunulan en ufak şiddet öğesine bile karşı çıkan toplum, bugün çizgi
filmlerde bile en yoğun şekilde sunulan şiddeti normal karşılar olmuştur.
Pornografide sunulan şiddet bütün şiddet gösterimlerinin içindeki en yoğun ve en
etkin gösterim biçimidir. Çünkü, pornografide cinselliğin yerini şiddet almıştır
ve satılan(veya tüketilen) şey ortadaki yaşama üslubudur. Yani gerçek, toplum
yaşamının değişik yöntemlerle hafifletilmesi ve hissedilmez kılınmasıdır.
Ünsal Oskay'a göre pornografi sunumları, radyo-gazete ve televizyonda verilen
haberlerden çok daha etkili bir şekilde, toplumsal sistemden ve onun gündelik
hayatın işleyişi içindeki yeniden üretiminden yana bir iletişim türü oluşturur.
Kadının Pornografiden Aldığı Haz
Laura Mulvey Görsel Haz ve Anlatı Sineması isimli makalesinde geleneksel anlatı
filmlerince sunulan haz ve hoşnutsuzluğu incelerken, geleneksel filmlere ve
onların sağladığı hazza karşı çıkmadan önce kurgu, mekan, anlatı gibi sinemasal
kodların ve onların dış yapılarla olan ilişkilerinin kırılmış olması gerektiğini
belirtir.
Mulvey'e göre sinemada üç farklı bakış açısı vardır:
1. filme yatkın olayları kaydeden kameranın bakışı,
2. bitmiş filmi izleyen izleyicinin bakışı ve,
3. perdedeki yanılsamada ortaya çıkan karakterlerin birbirlerine bakışı.
Anlatısal filmin uzlaşımları, ilk iki bakışı yalanlar ve onları üçüncüye bağımlı
kılar. Bunun amacı, daima araya giren kameranın varlığını tasviye etmek ve
izleyicide meydana gelen uzaklaştırıcı farkında olmayı önlemektir.
Mulvey, izleyicinin narsist bir gözetleme(scopophilic) dürtüsüne sahip olduğunu
söyler. İzleyici perdede gördüğü figürlerle kendisini özdeşleştirir ve bunları
dışarıda varolan "kendisi" imiş gibi algılar. Burada da karşımıza iki kavram
çıkar
Röntgencilik ve Fetişizm
Mulvey'in tanımladığı fetişizm, kadınların penise olan ihtiyaçlarını reddeder ve
bu yüzden kadının genital organları ile penisi bir fetiş nesnesi olarak
göstermekten kaçınır. Fetiş sunum izleyici ve sunulan nesne arasındaki mesafeyi
kaldırmaya çalışırken, röntgencilik ise bu mesafeyi korumak için uğraşır.
Böylece izleyiciyi sunulana karşı güvenli bir ortamda tutmuş olur. Bu da,
sinemada kurgunun, mizansenin ve anlatının gelişmesini sağlar. Fetişizm ise,
sürekli olarak bu farkı ve mesafeyi azaltmak için uğraşır.
Mulvey'e göre fetişizm röntgencilikle çelişmektedir. Çünkü, fetişizm hadım
etmeyi ve cinsel ayrımcılığı kabul etmez. Oysa ki, röntgencilik cinsel açıdan
farklı olmayı onaylayarak, kadını cinsel bir bakış nesnesi olarak görür ve
böylece onu cezalandırır.
Kamera kendi bakış açısıyla izleyicinin bakışını asıl gücünden mahrum bırakır.
Böylece dişi imgenin fetişistik sunumu yanılsamanın büyüsünü bozmakla tehdit
eder ve perdedeki erotik imge doğrudan izleyiciye ulaşır. Burada ise
fetişleştirme olgusu devreye girer ve izleyicinin bakışını dondurur. İzleyiciyi
sabitleştirerek onun, karşısındaki imgeden uzaklaşmasını önler.
Pornografinin temel yapı taşlarından birisini oluşturan Fetişizm olgusunu ve
pornografi ile olan ilişkisi, Freud'un bu konuda yazmış olduğu o ünlü
makalesiyle birlikte incelemek gerekir.
Fetişizm ve Pornografi
Freud Fetişizm isimli o ünlü makalesinde, kadınların penis yokluğu çektiklerini
ve bu yüzden bu arzularını vücutlarının bir parçasıyla, bir nesneyle ya da diğer
duyumlarıyla gidermeye çalıştıklarını ve böylece de kadınların kendi penislerine
sahip olma duygusunu yaşadıklarını söyler.
Fetişizmde, fetiş nesne veya onun görüntüsü cinsel bir tahrik sağlar. Freud bu
duruma sadece erkeklerde rastladığını belirtir. Fetişizm bir algılama yapısı
olarak kadınlarda da bulunabilir. Fakat, Freud'un fetişizm kuramının temelini
penisin yokluğu veya varlığı oluşturur.
Penisden yoksun olma, kadınlar için bir dayanak olan Fallus(Phallus) kavramını
oluşturur. Freud bu kavramı 50 yıl önce ortaya atmıştır. Kadın, penisi andıran
ince ve uzun herşeyi onun yerine koyar ve bu fallus arzusu kadındaki fetişizm
duygusunu kuvvetlendirir. Buradaki düşünce şöyle özetlenebilir : "Evet, kadının
fallusu yoktur. Ancak, kadın için fetiş nesne olan herşey bir fallustur."
Konuyu daha iyi incelemek için, Shine on the Nose örneğinden söz etmek yerinde
olur. Freud'un bir hastası olan genç bir adam, onu cinsel açıdan uyaran yegane
şeyin partnerinin "burnundaki parıltı" (shine on the nose) olduğunu söyler. Genç
adam "burundaki parıltıyı" fetişistik bir önkoşul derecesine çıkarmıştır. Bu
olayın şaşırtıcı açıklaması ise şöyledir: Hasta bir İngiliz evinde doğup
büyümüş, daha sonra da Almanya'ya gelmiş ve burada ana dilini neredeyse tamamen
unutmuştur. İlk çocukluk yıllarına kadar uzanan fetişin Almanca değil de,
İngilizce anlaşılması gerekmektedir. "Burundaki parıltı" İngilizce'de shine on
the nose, Almanca'da glanz auf der nose, gerçekte ise glance at the nose yani
"burna bakış" anlamına gelmektedir. Dolayısıyla fetiş olan "burundaki parıltı"
değil, "burun" un ta kendisidir ve hasta, o burnu başkalarının algılamadığı bir
parlaklıkla donatmıştır.
Freud fetişin, ilk çocuklukta son derece önemli olan ama sonra kaybedilen özel
bir penisin yerine konulması olduğunu söyler. Yani fetiş, oğlan çocuğun
kadında(annesinde) olduğuna inandığı ve vazgeçmek istemediği penisin yerine
konmasıdır.
Dolayısıyla, oğlan çocuk kadında(annesinde) penisin olmadığını algılar, fakat bu
gerçeği kabul etmez. Çünkü bir kadın iğdiş edilmişse kendi penisi de tehlike
altında demektir.
Çocuğun, annesini gözledikten sonra kadının penisi olduğu inancını aynen
koruduğu doğru değildir. Çocuk bu inancı hem korumuş hem de terketmiştir. Evet,
onun kafasında kadının herşeye rağmen bir penisi vardır, ama bu penis artık
eskisi gibi değildir. Yerini başka birşey almıştır, sanki yerine başka birşey
konmuş ve daha önce penise yönelen ilgiyi miras almıştır.
Gerçekte fetişizm illaki bakmayı gerektirmez; koklanan, duyulan veya hissedilen
herhangi bir şey de fetiş nesne olabilir. Vücudun bazı kısımları, duyumlar ve
nesneler genellikle fetiş nesne olarak tanımlanırlar. Çünkü tüm kültür, onları
cinselleştirmiştir.
Fetişizme, benzer bir yaklaşım da Christian Metz'den gelmiştir. Metz The
Imaginary Signifier isimli makalesinde, fetişizme sinematik aygıt, yani kamera
ile olan ilişkisi açısından yaklaşmıştır.
Metz sinemada bazı yönetmenlerin, kameramanların ve izleyicilerin "teknik bir
fetişizm" sergilediğini belirtir. Bu anlamda kamerayı bir prop, yani bir araç
olarak tanımlar. Çünkü bu araç, şey'lerin yokluğunu reddeder ve bunu kanıtlamak
için de şey'leri yaratır. Örneğin bu araç, penisin yokluğunu kabul etmeyerek
onu, arzulanan ve sevilen bir nesne olarak tekrar yaratır.
Metz'e göre, sinemada teknik malzeme ne anlama geliyorsa, fetişizmde arzulanan
vücut da o anlama gelir. Fetiş, sinemada teknik performansdır. Sinema fetişisti
tekniğin gücü ve kapasitesi ile kendinden geçer, büyülenir. Filmi izlerken her
saniye düşünür ve bundan da sinematik bir haz duyar. Fetiş, tüm vücudu arzulanan
bir nesne olarak sunar. Bu bağlamda, sinema fetişisti için teknik ve malzeme de
"sinema aşkı" nı sunmanın özel bir yoludur.
Sinemada fetişizm, iyi ve güzel olan nesne ile ilişkilidir. Fetişin görevi o
nesnenin iyiliğini yeniden kurmaktır. Sinemada fetiş fiziksel bir durumdadır,
yani fetiş her zaman bir materyaldir.
Metz'e göre, eğer çocuk hala annesinin bir penisi olduğunu zannediyorsa o zaman
fetişe ihtiyacı yoktur. Ama, çocuk artı annesinin bir penisi olmadığını çok iyi
biliyorsa o zaman bir fetişe ihtiyacı vardır. Başka bir deyişle fetiş sadece bir
red, bir inkar değerine değil, aynı zamanda bir bilgi değerine de sahiptir.
Laura Mulvey'in bahsettiği fetiş formların sunumu, bize bugünkü pornografiyi
hatırlatır. Çünkü fetişizmin bazı yapıları günümüz pornografisinde de yer
almaktadır.
Pornografik filmlerde ve fotoğraflarda kadının cinsel organına ait benzetmeler
ve sunumların yanında, bir de lezbiyen davranışlar yer alır. Bunlardan en çok
rastlanılanı "kadınların yaptığı mastürbasyon" dur. Feministler, bu
mastürbasyonun sunuluşunu pornografiyi kuvvetlendirdiği için eleştirirler. Fakat
konu "lezbiyenlik" olunca hiçbirşey söylemezler, çekimser kalırlar. Oysa ki, bu
tarz pornografik sahnelere halka açık sinemalarda ve her yerde satılan
pornografik magazinlerde çok kolay rastlanılmaktadır.
Bu sunumlarda yer alan fetiş nesneler, bir fallus halini almış kadının temiz ve
sade vücudu değildir artık. Onlar kadının cinsel zevkidir. Yine de, kadın cinsel
zevk sırasında bir fallusa sahiptir. Fakat kadın orgazm sırasında fallusu
olmadığını inkar eder. Kadınları sunuluşu pornografik olarak tanımlandığı için,
toplumda bu tür konulardan söz edilemez.
Orgazm sırasında kadın artık bir fallus değildir, o artık fallusa sahiptir.
Pornografi sektöründe üretilen filmler izleyici üzerinde bir etki sağlamak için,
sürekli olarak kadınların cinsel haz duyduğu sahneleri tekrarlarlar. Erkeklerin
cinsel haz duyduğu sahneler ise ilgi çekmez, çünkü izleyicilerin çoğu erkek
olduğu için bu sahneler onlara sıkıcı ve ayrıca yapay gelir. Filmler ve
fotoğraflar gibi bütün pornografik sunumlar, kadınların orgazm olduğu sahneler
etrafında döner.
Kadının duyduğu cinsel haz, bir fetiş olarak cinsellik içeren sunumları sağlamak
amacıyla erkek izleyicilere pazarlanmıştır. Bu nedenle kadının aldığı cinsel
haz, bu hayalet uzantı yani "olmayan penisin varlığı" yüzünden günümüzdeki
pornografik sunumlar içinde en etkili fetiş haline gelmiştir.
Toplumda, kadınların aldığı cinsel hazzın erkeklere bağlı olduğuna dair bir
önyargı vardır. Bu da, kadının aldığı cinsel hazzın sorgulanmasını sağlar: Kadın
kendi fallusunu orgazmda bulur ve o orgazm kadına erkek tarafından verilir.
Erkeğin fallusu, kadının cinsel zevk alması için gereken ve daima kabul edilen
bir koşuldur.
Pornografik sunumlarda yer alan fallus kadınlara, izleyiciler arasındaki
erkekler tarafından temin edilir. Yani bu fallus, kadınların orgazm olmasını
sağlayan ve ona erkek tarafından verilen bir armağandır.
Tüm bu anlatılanlardan sonra ortaya "Kadının cinsel hazzı nedir ?" gibi bir soru
çıkar. Bu sorunun cevabı pornografik sunumlar içinde yer almaz. Bugünkü
pornografik filmler bu sorunun cevabının çıplaklığın ve hazzın doğasında
yattığına inanır.
Pornografik filmlerde dikkat ve ilgi her zaman kadınlara ve onların cinselliğine
çekilir. Erkek izleyicinin cinselliği her zaman bir koruma altındadır.
Erkeklerin cinsel zevki yeterince incelenmiş varsayılır, bu da erkek izleyicinin
güvenliğini sağlar.
Tüm bunlar bize özellikle sinemada, cinselliğin pornografik sunumunda bir
kararsızlığın olduğuna işaret eder. Burada önemli olan, sinemanın pornografik
cinselliğin sunuluşu ve kadınlar(hatta erkekler) için önerdiği olanakları
göstermek için izlediği yoldur.
Bir Sonuç Niyetine
Burada anlatılan genel yaklaşım, pornografiyi çeşitli estetik açılardan oluşan
bir sunumlar arenası olarak tanımlamaya çalışmıştır. Bu arenanın sınırları
ahlak, cinsellik, sunum ve bunun gibi pornografik sayılabilecek kavramlarla
sınırlandırılmıştır. Eğer bu pornografik arenayı, sunumlar üzerindeki estetik
bir alan olarak kabul edersek, kanunları da bu alan için sağlanan koşullar
olarak nitelendirebiliriz.
Buradaki yaklaşımlar, genel bir kanı tarafından "pornografi" diye nitelenen ve
toplum tarafından da kabul görmeyen sunumları temel almıştır. Burada bahsedilen
türde sunumların üretilmesi ayrı bir endüstrinin işidir. Her ne kadar fark
edilmemiş olsa da, pornografik sunumlarda estetik bir çaba ve bir tat vardır.
Eğer bizim pornografiye olan yaklaşımımız "Evet, pornografi diye bir şey var,
ama ben onu görmemezlikten gelmeyi tercih ederim." şeklinde olursa, bu estetik
tattan yoksun kalmış oluruz.
Malesef pornografi ve sunumları, sanki istenmeyen bir "üvey" evlatmış gibi
toplumdan dışlanmıştır. Toplumda, değil pornografik sunumları görmek, onlar
hakkında konuşmak bile yasaklanmıştır. Bu yöntem toplum tarafından kabul görmüş,
ama yanlış bir yoldur. Doğru ve aynı zamanda zor olan, pornografiye de diğer
türler gibi önyargısız yaklaşabilmek, ondaki estetik hazzı tadabilmektir.
Şu asla unutulmamalıdır ki, pornografi bize uzaydan gelmiş yaratıklar tarafından
miras bırakılmamıştır. O, insanların en doğal ve en güzel yanlarından biri olan
"cinsellik ve sevgi" nin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Biz ne kadar
pornografiyi görmemezlikten gelmeyi ve onu yasaklamayı sürdürsek de, çok iyi
biliyoruz ki, pornografiyi oluşturan temel öğeyi hiçbir zaman yok sayamayacağız.
İnsanlar yaşadıkça varolacak bu öğe, bize Tanrı tarafından bahşedilen ve
insanlık için en önemli özellik sayılan "yaşam" ın devam etmesini sağlayan
"üreme" dir.
Şu çok iyi bilinmelidir ki; cinselliğin dışavurulması bir toplumda kısıtlanırsa
veya yasaklanırsa, o toplumdaki ilişkilerin çarpıklığı ve sevimsizliği yalnızca
kapalı kapılar ardında kalmaz, başta sinema olmak üzere tüm sanat dallarına da
bulaşır.
S. Serhat SERTER
ssserter@anadolu.edu.tr
KAYNAKÇA
1)- Ellis, John. "On Pornography" , The Sexual Subject: A Screen Reader in
Sexuality. London: Routledge, 1992
2)- Evren, Burçak. "Bir Bilete İki Porno" , Radikal . 9 Haziran, 1997
3)- Freud, Sigmund. Cinsellik Üzerine . Ankara: Öteki Yayınları, 1997
4)- Metz, Christian. "The Imaginary Signifier" , Screen . 16, 2, Summer 1975
5)- Mulvey, Laura. "Görsel Haz ve Anlatı Sineması" , 25. Kare . 3, Ocak-Şubat,
1993
6)- Oskay, Ünsal. Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri . Ankara: Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1982
7)- Roloff, Bernhard ve Georg Seeblen. Erotik Sinema . İstanbul: Alan
Yayıncılık, 1996
8)- Özön Nijat: 100 Soruda Sinema Sanatı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, Nisan 1984,
s: 132
|
|
|

|