|
Dram Türü
Tiyatroda dram, geleneksel ağlatının zamanın gelişmesine uygun olarak gösterdiği
evrimle ortaya çıkmıştır. Tiyatro gerçeğe yaklaştıkça, ister istemez ağlatının
bazı özelliklerinden vazgeçmek zorunda kalmış, böylelikle yerine dram türü
çıkmıştır. Ağlatı ile dram arasındaki en önemli başkalık, artık kahramanların
kapalı, dar, dış dünyayla ilişkisiz çevrede yaşamaktan çıkıp, belli bir
çevrenin, belli bir çağın somut koşulları içinde yer almasıdır. Kahramanlar,
ağlatıdakinin tersine, dramda artık günlük yaşamın tam içindedirler; durumları,
davranışları günlük yaşamın koşullarıyla belirlenir. Kısacası, geleneksel
ağlatının ayağı yere basınca ortaya dram çıkmıştır. Dram kahramanını belli bir
toplumsal durumu, bu durumdan ileri gelen davranışları vardır. Dramatik yapı,
duygulardan, tutkulardan çok, kahramanın içinde yaşadığı toplumsal koşulların
etkisiyle kurulur. Bundan dolayı dram sinema izleyicisine ağlatıdan daha
yakındır, çünkü içinde yaşadığımız günlük gerçeğin ürünüdür.
Dramda da kahraman olağanüstü bir durumla karşı karşıyadır. Toplumsal yapısının,
bilincinin, kendini çevreleyen koşulların elverdiği ölçüde bu olağanüstü durumu
yenmeğe uğraşır. Bu, kahraman ile onu çevreleyen somut koşullar arasında bir güç
denemesidir, bir sınavdır. Dram kahramanı bu güç denemesi sırasında kendi
kendini daha iyi tanır, güçlü ya da güçsüz yönlerini öğrenir; elindeyse, güçsüz
yönlerini güçlendirmeye çalışır. Dramın amacı da, ortaya böyle olağanüstü bir
durum koyup, kahramanı bu olağanüstü durumla karşı karşıya getirmek, bu güç
denemesini anlatmak, bu güç denemesinin sonunda kahramanın hangi noktaya, neden
geldiğini açıklama Kahramanın, sonunda yenik düşmesi ya da üstün gelmesi önemli
değildir. Dram türündeki filmlerin dramatik yapısını sağlam temellere oturtmak
önem taşır. Genellikle ağlatıda önem kazanan bütün öğeler, dramda da önem taşır,
ama sinemacı gerçeğe daha yakın bir yapıt ortaya koymak amacıyla, bu öğeleri
daha ölçülü olarak kullanır. Dram türündeki filmlerin genel temposu da
ağlatıdaki kadar yavaş değildir; birbirinden değişik nitelikteki görünçlüklere
uygun, gerçek yaşamın akışına denk düşen dizem görülür.
Dram Filmleri ciddi konuları ele alır, gerçek karakterlere, gerçek yerlere,
gerçek yaşam koşullarına ve gerçek hikayelere sahiptirler. Bir dram filmi bize
bir insanın en iyi halini, en kötü halini ve bunlar arasında olan her şeyi
gösterir. Dramatik filmler sinemadaki en geniş türe sahiptir. Melodramlar ve
epik filmler de bu türün içine girerler.
Dramatik konular çoğunlukla içinde bulunulan durumu, sosyal yaraları,
problemleri ya da adaletsizlikleri örneğin ırk ayrımı, dinsel hoşgörüsüzlüğü,
uyuşturucu bağımlılığını, yoksulluğu, politik rahatsızlıkları, gücün etkisini,
alkolizmi, cinsel ayrımı, akıl hastalıklarını, kadınlara karşı kullanılan
şiddeti ya da zaman içinde meydana gelmiş diğer büyük olayları ele alabilir.
Dram filmleri sosyal problemlerle gerçekçi ve samimi bir yolla başa çıkarlar.
Çok farklı zamanlardan iki film akıl hastalıkları ve akıl hastalıkları ile olan
kurumları ele almışlardır. Bunlardan biri Olivia de Havilland'ın yer aldığı The
Snake Pit (1948) diğeri ise Jack Nicholson'ın yer aldığı One Flew Over the
Cuckoo's Nest (Guguk Kuşu) (1975). Gençlikte yapılan hatalar, gençlik çeteleri
ve gençlik ayaklanmaları ise Dead End (1937), The Wild One (1953), The
Blackboard Jungle (1955) ve Rebel Without a Cause (Asi Gençlik) (1955)'un
konuları arasındadır. Yahudiler'e karşı olanları konu alan filmler arasında ise
Gentlemen's Agreement (1947) ve Crossfire (1947) yer alır.
Irkçılık ile ilgili filmler ise Hollywood'un ilk suçlayıcı filmleri ile başlar.
Home of the Brave (1949), Bad Day At Black Rock (1955) (Japonlar ve Amerikalılar
arasındaki ırkçılık konu alınır), The Defiant Ones (1958), Guess Who's Coming to
Dinner (1967), In the Heat of the Night (1967) ve Spike Lee's Do the Right Thing
(1989).
New York'un sert ve ulaşılmaz rıhtım işçilerini anlatan Amerikan filmi On the
Waterfront (Rıhtımlar Üzerinde) (1954) ya da Martin Scorsese'un New York 'ta
yaşayan ve hayatını ümitsiz bir şekilde yalnız olarak geçiren bir taksiciyi
anlattığı Taxi Driver (1976). Japonların ünlü klasik filmi Rashomon (1951) ise
12. yüzyılda geçen şiddet, cinayet ve tecavüzü farklı dört kişinin gözlerinden
izleyiciye yansıtır.
'Sanık Ayağa Kalksın' Filmleri
Mahkemelerde geçen dramlarda ise hakimler, avukatlar, suçlular ve tanıklar
bulunur. Bu filmlerde süpriz kurbanlar, psikolojik çöküşler konu alınır. 12
Angry Men (12 Öfkeli Adam) (1957), Witness for the Prosecution (1957), Anatomy
of a Murder (1959), Compulsion (1959), askeri mahkemeyi konu alan Herman Wouk'un
aynı isimli oyunundan uyarlanan The Caine Mutiny (1954) (bu filmde Captain Queeg
rolündeki Humphrey Bogart unutulmaz bir performans sergilemişti), Inherit the
Wind (1960), Nazileri konu alan sosyal bir dram filmi Judgment at Nuremberg (Nuremberg
Mahkemesi) (1961) ya da Pulitzer ödüllü Harper Lee'nin kitabından uyarlanan ve
bir siyahın tecavüzden yargılanmasını anlatan To Kill a Mockingbird (Bülbülü
Öldürmek) (1962) bu filmler arasındadır.
Kramer vs. Kramer (Kramer Kramer'e Karşı) (1979) ise bir babanın çocuğunun
vasiyetini ele geçirmeye çalışmasını konu alır. Avusturya yapımı bir film olan
Breaker Morant (1980) mahkemelerde geçen başka bir filmdir. Bu film Güney Afrika
savaşında başkalarının suçlarını üstlenen askerlerin gerçek hayatlarını anlatır.
Ödüllü dram The Verdict (1982)'in başrollerinde Paul Newman yer alır. Filmde
alkolik bir avukatın tıbbi yolsuzlukları ortaya çıkarması anlatılır. A Soldier's
Story (1984)'de 1940'larda yaşayan bir askerin mahkemesi konu alınır. A Few Good
Men (Birkaç İyi Adam) (1992)'de bir albay ve iki genç avukat arasındaki adli
mücadele anlatılır. Jonathan Demme'in 1993 yılındaki AIDS ile ilgili dramı
Philadelphia'da ise AIDS'e karşı olan bir kuruluşa karşı açılan dava anlatılır.
Politik Dramalar Politik dramların içine Frank Capra'nın iki politik filmi Tracy/Hepburn
çiftinin yer aldığı State of the Union (1948) ve bir senatörün politik bozulmaya
karşı verdiği mücadeleyi anlatan Mr. Smith Goes to Washington (1939) da giriyor.
Bozulmuş bir senatörü anlatan All the King's Men (Kralın Adamları) (1949) ve
tartışmalı bir film olan The Manchurian Candidate (1962) yine politik
dramlardandı. Robert Redford'ün başrollerinde oynadığı The Candidate (1972)
politik kampanyaların güçlüğünü anlatırken, Oliver Stone'un suikastçi etrafında
dönen dramı JFK (1991) Başkan Kennedy'nin ölümüne ait gerçekleri anlatır.
Dramatik filmler gazetecilik etrafında da döner. Gerçek hayatta Watergate
skandalı ile büyük bir işe imza atan Bernstein ve Woodward'ın araştırması All
the President's Men (Başkanın Adamları) (1976), Network (Şebeke) (1976), Absence
of Malice (1982) ve Broadcast News (1987)'e konu olmuştur.
Alkol ve Savaş
Alkolizm The Lost Weekend (1945) ve Days of Wine and Roses (1962)'un konusu
olurken, fakir insanların problemleri The Good Earth (1937) ve The Grapes of
Wrath (Gazap Üzümleri) (1940)'da yerini almıştır. Dramatik filmlerde savaş
zamanı ve barış zamanındaki zorluklar da konu alındı. Mrs. Miniver (1942), The
Human Comedy (1943), Since You Went Away (1944) ve The Best Years of Our Lives
(1946) bu filmlerdendir. Sosyal dramalar ve mesaj taşıyan filmler, güçlü dersler
vermeyi de ihmal etmezler. Güney bölgesindeki hapishanelerin kötü şartlarını
anlatan I Am a Fugitive From a Chain Gang (1932) ya da çetelerin kanunsuzluğunu
konu alan Fritz Lang's Fury (1936) bu filmlerdendir. Amerika'nın geçmiş
günlerini dramatize eden San Francisco (1936), Drums Along the Mohawk (1939),
Sergeant York (1941), götik tarzda aile hayatını anlatan The Magnificent
Ambersons (1942) ve Gone With The Wind (Rüzgar Gibi Geçti) (1939) gibi.
Aileler ve Spor Kahramanları
Bir de nostaljik aile filmleri vardır. Bu filmler arasında How Green Was My
Valley (Vadim O Kadar Yeşildi ki) (1941) ve I Remember Mama (1948) bulunur.
Bir de Amerikalı spor kahramanlarını anlatan biyografik tarzda dramlar vardır.
Bu filmler arasında Notre Dame futbol takımının koçu Knute Rockne' nin hayatını
anlatan All-American (1940) ve Gary Cooper'ın başarısını anlatan The Pride of
the Yankees (1942) bulunur. Başrollerinde Robert Redford'un bulunduğu Downhill
Racer (1969)'da bir kayakçının şampiyon olmaya çalışması konu alınır. Paul
Newman, The Hustler (1961)'da bir bilardocu canlandırır. Bugüne kadar
sporcularla ilgili yapılan en iyi film ise
futboldaki kaba şiddeti konu alan North Dallas Forty (1979)'dır.
Chariots of Fire (Ateş Arabaları) (1981) iki İngiliz koşucunun birbirlerine
paralel hayatlarını konu alır. Bu koşular 1924 Paris Olimpiyatları'nda
yarışırlar. Yönetmen Barry Levinson'ın beysbolu konu alan filmi The Natural
(1984)'da Robert Redford yer aldı. Komedi/dram türündeki Bull Durham (1988) ise
lig beysbolunu ve fantazi/dram türündeki Field of Dreams (1989) de elmastan
yapılan bir topu konu alıyordu. Aksiyon/dram türündeki Days of Thunder (1990)'da
araba yarışları anlatılıyordu.
Özellikle de boksu konu alan filmler belki de bu tür içinde hakkında en çok
çekilmiş filmlerdir. Boksla ilgili bugüne kadar çekilen filmlerin en iyisi John
Garfield'in başrollerinde oynadığı Body and Soul (1947)'du. Diğer filmler
arasında King Vidor'un klasikleri arasında yer alan The Champ (Şampiyon)(1931)
bir dövüşçü ve onun küçük oğlunu konu alıyordu. Champion (1949)'da Kirk Douglas
genç bir dövüşçü rolünde yer alırken, The Harder They Fall (1956) unutulmaz boks
dramalarından biriydi. Amerika'da bir efsane haline gelen Rocky Balboa'nun
anlatıldığı Oscar ödüllü Rocky (1976) ve Martin Scorsese'ın yönettiği Robert
DeNiro'nun çok başarılı bir performans sergilediği bir böksörün yükselişini ve
çöküşünü anlatan Raging Bull (Azgın Boğa) (1980) yine bu filmler arasındadır.
Din ve Hollywood
Dini dramalar kader ve ruhani konuları ele alır. The Song of Bernadette (1943)
19. yüzyılda yaşayan köylü bir kızı konu alırken, Friendly Persuasion (1956)
Kuveykır mezhebinden bir ailenin yaşadıkları anlatılır. Audrey Hepburn'ün
hemşire rolünde olduğu The Nun's Story (1959) ve Burt Lancaster' ın unutulmaz
filmi Elmer Gantry (1960)'da bu filmlerdendir.
Hollywood kendi yaptığı işleri de beyazperdeye aktarmıştır. Birçok drama gösteri
dünyası ardında olanları gözler önüne sermiştir. Bu filmlerden ilki sessiz
döneme ait Sherlock, Jr. (1924)'dı. Buster Keaton'ın bu filmi hayalperest bir
ışıkçının kendini çektiği filmdeki dedektif rolünde bulmasını konu alıyordu.
Kamera arkasını konu alan filmlerden biri de All About Eve (1950)'di. Billy
Wilder'ın Sunset Boulevard (1950), Kirk Douglas'ın bir prodüktörü canlandırdığı
The Bad and the Beautiful (1952), Robert Altman'ın Nashville (1975) ve yine
Altman'ın kara komedi türündeki filmi The Player (1992) film dünyasını
eleştiriyordu.
Prodüktör/yönetmen Richard Rush'ın The Stunt Man (1980) isimli filmi becerikli,
güç düşkünü, megaloman bir yönetmeni anlatıyordu. Coen Kardeşlerin karanlık,
sürreal ve orjinal filmi Barton Fink (1991) de bu filmlerdendir. Yönetmen Tom
DiCillo'nun düşük bütçeli filmi Living in Oblivion (Manik Depresif)(1995) ise
düşük bütçeli filmlerin çekimleri sırasında geçen olayları konu almıştı.
Edebi Dramalar
Edebi eserler, oyunlar ya da romanlar da birçok filme adapte edildi. Bu filmler
arasında oldukça başarılı olanlar oldu. W. Somerset Maugham'ın klasik romanından
adapte edilen Of Human Bondage (1934), John Steinbeck'in trajedisi Of Mice and
Men (Fareler ve İnsanlar) (1939 ve 1992), Theodore Dreiser'in An American
Tragedy'sinden uyarlanan A Place in the Sun (1951), Carson McCullers'ın romanı
The Heart is a Lonely Hunter, Tennessee Williams'ın çalışmalarından adapte
edilen A Streetcar Named Desire (İhtiras Tramvayı) (1951), Baby Doll (1956), Cat
on a Hot Tin Roof (Kızgın Damdaki Kedi)(1958) ve Suddenly, Last Summer (Geçen
Yaz Birdenbire)(1959) ve Paddy Chayefsky'den uyarlanan Marty (1955) bu
filmlerdendir.
Savaş karşıtı dramalar ise Erich Maria Remarque'ın kitabından uyarlanan All
Quiet on the Western Front (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) (1930), James
Joyce'un kısa hikayesinden adapte edilen The Dead (Ölüler)(1987). Yeniyetmeler
Okul mezunlarını ele alan filmler arasında Charles Webb'in romanından uyarlanan
The Graduate (1967), Kazuo Ishiguro'nun romanından adapte edilen The Remains of
the Day (1993) ve Tom Wolfe'un Merkür astronotlarını anlatan romanından sinemaya
uyarlanan The Right Stuff (1983) dönemin ünlü romanlarından sinemaya uyarlandı.
Kaynak
Nijat Özön
100 Soruda Sinema Sanatı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, Nisan 1984, s: 139
|
|
|

|