Hollandalı ressam ve baskı ustası. Avrupa ve Hollanda sanat tarihinin en önemli
ressamlarından biridir. Hollanda'nın ticaret, bilim ve sanatta atılım yaptığı
"Hollanda Altın Çağı"nda yaşamıştır. "Işığın ve gölgelerin ressamı" olarak da
anılır.
Cornelia ve Harmen Gerritsz'in oğlu olarak Leiden, Hollanda'da dünyaya
gelmiştir. Bir değirmenci olan babası varlıklıydı, annesi ise bir fırıncının
kızıydı. Leiden Üniversitesi'nde okuyan Rembrandt, ressam Jacob van
Swannenburg'un takdirini kazanmış ve 1621'de onun öğrencisi olmuştur.
1624 yılında kısa bir süreliğine de olsa Pieter Lastman'ın yanında Amsterdam'da
çıraklık yapmış, 1625'de ise Leiden'de, arkadaşı ve meslektaşı Jan Lievens ile
paylaştığı stüdyosunu kurmuştur. 1627'de öğrenci kabul etmeye başlamıştır ki
bunlarında arasında Gerrit Dou da bulunur. 1629'da matematikçi Christiaan
Huygens'in babası, devlet adamı ve şair Constantijn Huygens tarafından
keşfedilmesi ona fayda sağlamıştır; bu bağlantısının bir sonucu olarak Prens
Frederik Hendrik 1646'ya kadar Rembdrandt'an tablo satın almaya devam etmiştir.
1630'da babası ölen Rembdrandt, üç yıl sonra Amsterdam'da Hendrick van
Uylenburg'un evini kiralamıştır ki bu adamın kuzeni olan Saskia van Uylenburgh
ile de sadece bir yıl sonra 1634'de evlenmiştir. Çiftin 1635 doğumlu Rombertus
ve 1638 doğumlu Cornelia adlarındaki çocuklarının daha bir yaşına basamadan
ölmesinin ardından 1640 yılında doğan ve yine Cornelia olarak adlandırdıkları
üçüncü çocukları da birkaç haftalıkken ölmüştür. Aynı yıl Rembrandt'ın annesi de
vefat etti. Daha sonra 1641 yılında doğan Titus isimli erkek çocukları yaşa da,
doğum sonrası zorlukların da etkisiyle, Rembrandt'ın eşi Saskia 1642 yılında
vefat etmiş ve Oude Kerk'e gömülmüştür. Geertje Dircx eve Titus'a bakması için
alınmış, Rembrandt ile 1649'da kötü sonla biten bir ilişki yaşamıştır.
1640'ların sonuna doğru Rembrandt, 1647'de evine kâhya olarak giren Hendrickje
Stoffels ile bir ilişkiye başladı ki evli bir çift gibi yaşayan çiftin 1654
yılında adını Cornelia koydukları bir kızları oldu. Günahkâr olduğu iddiasıyla
Stoffels kiliseden aforoz edilse de çift ilişkilerini sürdürmüşlerdir.
1656 yılında Rembrandt'ın iflâs ettiği ilan edilmiştir ve bunun sonucu olarak
birçok eseri ve antika koleksiyonu açık arttırmaya çıkmış, evi dahil bütün mal
varlığı da borçlarını kapatmak için satılmıştır. 1660 yılında Hendrickje, Titus
ile birlikte iş kurmuş, Rembrandt'ı da işe almış böylece onu alacaklılarından
korumuştur. Bundan üç yıl sonra, 1663'de vefat eden Hendrickje Stoffels
Westerkerk'e gömülmüştür. Bu ölümü beş yıl sonra, 1668'de Titus'un ölümü takip
etmiştir. Kısa bir süre sonra, 4 Ekim 1669'da da Rembrandt vefat etmiştir.
Amsterdam'da vefat eden Rembrandt 8 Ekim'de, Westerkerk'te bilinmeyen bir mezara
gömülmüştür.
15-temmuz 1606'da Leiden'de Ren kıyısında bir yeldeğirmeni sahibi olan bu
yüzdende ''Van Rijn'' (Renli) adıyla bilinen bir değirmencinin sekizinci oğlu
olarak doğdu. Kökeni Katolik olan aile, sonradan Kalvenciliğe yöneldi. İşçi
sınıfının bir üyesi olan ailenin en büyük oğlu, Rembrandt'ın abisi de babası
gibi değirmenciydi, bir diğer kardeşi fırıncı, bir diğeri ise ayakkabı
tamircisiydi. Yine de ailenin maddi durumu iyiydi ve Rembrandt'ı Leiden'deki
Latin Okulu'na gönderdiler.
Leiden, o yıllarda tanınmış üniversitesi, sanat ve bilim alanlarındaki muazzam
altyapısıyla tam bir kültür şehriydi. 16 yüzyılın dikkate değer sanat
okullarından biri de Leiden'de kuruldu. Flemenk'in en önemli okulu olarak kabul
edilen Leiden Okulu'nun baş sanatçısı Lucas van Leyden'di. Leyden, Rembrandt
gibi usta bir gravürcüydü. Onun ayrıntılı titiz sanatı Rembrandt'ın da
uyguladığı incelikli resim olarak nitelenen üslubun öncüsü sayılır.
Daha sonra Rembrandt, Amsterdam'da Pieter Lastman'dan ders almaya başladı. Altı
ay sonra 1624'te eğitimini tamamladı. Lastman'ın çalışmaları, onu daha önce
çalıştığı ressamlardan belirgin bir şekilde ayırmaktadır. Lastman'ın oturmuş
tarzı, yetenekli öğrencisi üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Rembrandt,
Lastman'ın resimlerini ayrıntılara inerek çalışmış kompozisyonlarını sabırla ve
titizlikle kopya etmiştir. Böylece geniş sahneler yaratmada ve geçmişteki
eserlere gönderme yapmada iyice ustalık kazandı. Hatta daha da ileri giderek
Lastman'ın ulaşamayacağı kadar ustalaşarak ondan kopya ettiği resimlere geniş
espaslar katarak kompozisyonları daha çarpıcı hale getirdi.
Lastman'ın yanındaki eğitimini tamamladıktan sonra profesyonel bir kariyer
beklentisiyle Leiden'e dönen 19 yaşındaki ressamı parlak bir gelecek
beklemekteydi. Kendisi gibi Lastman'ın öğrencisi olan Leiden'li Jan Lievens'le
birlikte ortak bir atölye kurdular. Birbirlerine çok yakın üslupta çalışan iki
genç sanatçı, Lastman'dan aldıkları ve Utrechtli ressamlara olan hayranlıklarını
yansıtan incelikli resim üslubunda eserler verdiler. O dönemde, başarıları
yaşadıkları şehirle sınırlı kalsa da, çok büyük çapta ün kazanmaları fazla uzun
sürmeyecekti.
Rembrandt, Şubat 1628'de henüz 15 yaşındaki Gerrit Dou'yu ilk öğrencisi olarak
aldı. Dou, Rembrandt 1632'de Amsterdam'a taşınana kadar onunla kaldı. Kendine
has özgün bir üsluba sahip Dou, Rembrandt'tan sonra incelikli resim geleneğinin
en önemli temsilcisi oldu.
Rembrandt ve ortağı Lievens'in kariyerindeki dönüm noktası, 1628 yılında
Constantjn Huygens'in atölyelerini ziyaretiyle gerçekleşti. Bir diplomat olan
Huygens'in sanat çevrelerinde hatırı sayılır bir nüfuzu vardı. Huygens bu genç
iki ressamdan çok etkilendi ve Lievens'e kendi portresini, Rembrandt'a da erkek
kardeşinin portresini sipariş verdi. Bir kaç yıl boyunca bu iki ressamın
koruyuculuğunu üstlenip Lievens'in İngiltere'ye taşınmasını, Rembrandt'ın da
saraydan siparişler almasını sağladı. Yapıtlarını uluslararası koleksiyonculara
tanıttı. Ayrıca Rembrandt'ın dinsel ve mitolojik konulara yönelmesini de Huygens
teşvik etmiştir.
Ünü ve ekonomik rahatlığı giderek artan Rembrandt, 1630'da babası da ölünce
artık Leiden'den ayrılmaya karar verdi. 1632'de bir daha dönmemek üzere
Leiden'den ayrılıp ülkenin en büyük ticaret ve sanat merkezi olam Amsterdam'a
taşındı. Komisyoncu arkadaşı Hendrick van Uylenburch, ona kalacak bir oda ve
atölye ayarlayarak seçkin müşterilerle tanıştırdı. Koleksiyoncular, sanat
severler ve Flemenk'in en zengin müşterileri arasında adını duyurmak için, bir
süreliğine yalnızca portre yapmak zorunda kaldı. 22 Temmuz 1634'te van
Uylenburch'un bir akrabası olan ve oldukça seçkin bir aileden gelen Saskia ile
evlendi. Bu evlilik, değirmencinin oğlu için toplumsal statüsünde belirgin bir
yükselme demekti. Saskia, ressamın bir çok resminde modellik yaptı. Çiftin
1635'te Rombertus adında bir oğulları oldu. Ancak bebek ancak iki ay
yaşayabildi.
Yaptığı başarılı evlilik ve ressamlıktan aldığı yüksek ücretler sayesinde
neredeyse bir gecede yüksek sosyetenin üyeleri kadar zengin bir adam olmuştu.
1635'te henüz 29 yaşındayken van Uylenburch'un evinden ayrıldı ve Amstel
kıyılarında şık bir eve taşındı. Ayrıca kendine bir çok öğrenci alabileceği
kadar geniş bir atölye tuttu. Huygens'le de bağını koparmayan ressam, böylece
Lahey'deki saray çevresinde de iyi tanınıyordu. Ayrıca açıkça herhangi bir dini
inancı desteklememesi, hem Katolikler hem Mennonitler hem de Yahudilerden
sipariş almasını sağlıyordu. Sanatçının, birden gelen bu lüks yaşamı ve seçkin
çevresi eserlerinde yansıttığı şatafatlı sahnelerden de okunmaktadır.
Gelmiş geçmiş en büyük gravürcülerden biri olan Rembrandt, konularının
çeşitliliği ve tekniğine olan kusursuz hakimiyetiyle bu alanda etkileyici
eserler verdi. Gravürlerinde siyah-beyaz, ışık-gölge kontrastlarından
yararlanarak tekniği yaratıcı bir şekilde kullanmıştır. Rembrandt, kazancının
büyük kısmını gravürlerden elde etmiş olsa da bu onu gelecekteki iflastan
kurtarmaya yetmeyecekti. Bu arada 1632 tarihli ünlü resmi 'Doktor Tulp'un
Anatomi Dersinden sonra başka bir baş yapıta imza attı; ''Gece Nöbeti'' (1642) .
Amsterdam Müzesi'nde bulunan bu tablo Rembrandt'ın en büyük ölçekli ve en çok
bilinen resmi ve 17. yüzyıl Avrupa sanatının en önemli örneklerinden biridir.
Ancak ressamın ünü ve zenginliği talihsiz bir olaydan sonra düşüşe geçecektir.
Karısı Saskia, doğduktan kısa bir süre sonra ölen üç çocuğunun ardından yeniden
doğum yaptı. Ancak 4 doğumdan sonra zayıf düşen bedeni doğumun getirdiği
yorgunluğa dayanamadı ve verem olarak öldü. Dünyaya gelen oğulları Titus 1641'de
vaftiz edildi. Saskia'nın ölümünün ardından Rembrandt, küçük bir çocukla
yapayalnız kalmıştı. Kısa bir süre sonra çocuğun dadısı ile yasak bir ilişki
yaşamaya başladı. Yasak ilişkisi yüzünden toplumdan ve dini kesimlerden
dışlandı. Öğrencileri ve dostları tarafından yavaş yavaş terkedilen Rembrandt,
artık sık sık sipariş alamıyordu. Ayrıca tüm parasını da garip eşya
koleksiyonlarına harcamaya başlamıştı. Bir süre mutlu giden dadı Geertje'yle
olan ilişkisi de Rembrandt'ın Hendrickije Stoffels adında bir kadınla ilişkiye
girmesiyle bitti. Geertje'de ressamı evlenme vaadinde bulunup sonra sözünden
dönmekle suçlayarak mahkemeye başvurdu. Rembrandt, mahkemede suçsuz bulundu
fakat her yıl 200 gulden nafaka ödemek zorunda kalacaktı.
Avrupalı diğer koleksiyoncularla da çalışması, yerel halkın sırt çevirmesinden
sonra mali durumunu zar zor dengeliyordu. Ancak, müşterilerin resimleri geri
çevirmeye başlamaları ve ödedikleri ücreti geri istemeleri, Rembrandt'ın
ekonomik durumunu iyiden iyiye çökertti ve en sonunda 1658'de tüm özel
koleksiyonu ve evi üzerine gelen haciz sonucu satıldı.
Rembrandt oğlu Tirus'a adeta tapmaktaydı. Sonradan Hendrickije Stoffels'ten bir
kız çocuk daha sahip oldu ama Titus, ölen sevgili eşi Saskia'nın buruk bir
hatırasıydı. Ressam oğluna olan düşkünlüğünü ve sevgisini yansıtan bir çok
portresini yapmıştır.
1663 yılında ikinci karısı da ölen Rembrandt moralman iyice çökmüştü. Ne var ki
beş yıl sonra hayattaki tek varlığı oğlu titus'u da kaybetti. Genç yaşta ölen
Titus, 22 Mart 1668'de göz yaşları içinde toprağa verildi. 1668 tarihli
''Savurgan Oğulun Dönüşü'' adlı tablosunu oğlu Titus'a adadı. Bir kaç yıl sonra
İkinci karısından olan kızını da kaybeden ressam hayatta yapayalnız kalmıştı.
Kendini resimlerine vererek acısını unutmaya çalıştı.
Rembrandt, kayıplarının acısıyla kararan yaşamındaki son resimlerini, yani bir
anlamda yaşamı boyunca tuttuğu günlüğün son sayfalarını kendi portrelerine
ayırdı. Üslup bakımından da giderek Tiziano'ya yaklaşan ressam 1669'da öldü.
İlk yıllarından itibaren tür olarak tarihsel resimleri tercih etti ve İtalyan
Rönesans'ıyla karşılaştırılabilecek, dinsel mitolojik ve yazınsal içerikli
öykülere dayanan çalışmalar yaptı. Yetkin bir portre ressamı olmasına rağmen
daha çok büyük konuları tercih etmiştir. Portrelerindeki güçlü anlatımla 20.
yüzyıl empresyonistlerine ilham kaynağı olan ressam, ışık gölge kullanımı ve
geniş espas anlayışıyla Flaman resmini en üst seviyeye çıkarmıştır.
Rembrandt Harmenszoon van Rijn 15 Temmuz 1606 Leiden Hollanda doğumludur. Ailesi
her ne kadar orta halli olsa da oğullarının eğitimine önem vermiştir. Rembrandt,
14 yaşında Leiden Üniversitesine başlamasından kısa bir süre sonra sanatsal
kariyeri tercih etmesi sebebiyle eğitimini yarıda bırakır. Ressam Jacob Van
Swanenburch ve Peter Lastman (daha çok tarihi eserleriyle tanınır) gibi
ustalarla çalışmaya başlar, onların yanında çıraklık yapar ve kısa zamanda
kendisi de ustalaşarak, 22 yaşında dersler vermeye başlar.
1631 yılında Amsterdam’a taşınır ve üç yıl sonra Saskia van Uylenburgh ile
evlenir. Eşinin Sanat simsarı olan kuzeni , Rembrandt’ı nüfuzlu kişilerle
tanıştırır. O zamanlar varlıklı insanların portrelerini yaptırması oldukça
revaçtadır. Rembrandt’ın Nicolaes Ruts Portresi ise yine bu döneme rastlayan
eserlerindendir. Bu dönemde portre çizimlerinin yanısıra Rembrandt’ın mitolojik
ve dini eserleri de oldukça ilgi görmektedir. Döneminin ressamı olarak adledilen
Rembrandt’ın The Blinding of Samson ve Stormy Landscape adlı tabloları oldukça
fazla hayranlık uyandıran eserleri arasında yer alır. Dışardan bakıldığında
Rembtrandt herşeye sahip oldukça mutlu bir insan gibi gözükmektedir fakat O ve
eşi Sakia, beş yıl içerisinde 3 çocuklarını hastalık sebebiyle ard arda
kaybederler. 1641 yılında Titus adlı oğulları bu zinciri bozsa da bundan bir yıl
sonra eşi Saskia ölür. 1649 yılında çocuklarının bakıcısı Geertghe Dircx ile
kısa süreli bir ilişki yaşamasının ardından sonraları hayatının geri kalanını
paylaşacağı birini bulur: Hendrickje Stoffels, evinin yeni kahyası olan bu kadın
Rembrandt’ın pek çok eserinin de ilham kaynağı olur.
1656’da Rembrandt iflasını ilan eder, antika koleksiyonu ve hatta evi de dahil
olmak üzere pek çok kişisel eşyası borçlarını kapatmak üzere satılır. Tüm bu
kötü olaylara rağmen Rembrandt ‘ın en güzel eserleri de bu dönemde ortaya çıkar:
The Jewish Bride, The Syndics of the Cloth Guild, Bathsheba, Jacob Blessing the
Sons of Joseph. Rembrandt’ın üzerindeki lanet, 1663 yılında sevdiği kadının
ardından da oğlunun vefatlarıya geri döner. 4 Ekim 1669 yılında, 63 yaşındayken
Rembrandt hayata gözlerini yumar.
17. yüzyılın yağlı boya ve gravür sanatçısı Rembrant, zengin renkler, farklı
fırça darbeleri ve chiaroscuro (ışık-gölge) tekniğiyle gerçekleştirdiği
eserleriyle, sanat tarihinin en önemli isimleri arasında yer almaktadır. Sayısız
portre ve oto-portre çalışması günümüze kadar ulaşarak, sanatçının yaşadığı
dönemin yanı sıra yeteneğinin de en iyi göstergesi sayılmaktadır. Desenleri 17.
yüzyıl Amsterdamı’nın yaşayan bir kaydıdır. Flemenk okulunun en tanınan
sanatçılarından olan Rembrandt, ışık ve gölge kullanımındaki ustalığıyla,
birbirinden etkili yağlı boya, gravür ve desen çalışmaları gerçekleştirmiştir.
Yaklaşık olarak ürettiği 600 yağlı boya, 300 gravür ve 1.400 desen çalışmasının
her biri sanatçıya özgü çizgiler taşır. 60’dan fazla otoportrenin kronolojik
takibi ressamın gençlikten yaşlılığa geçiş sürecini ortaya koyar. Çeşitli yüz
ifadeleri ve farklı sanatsal teknikleri keşfetme süreci olarak da
nitelendirilebilecek bu portreler sanatçının günbegün değişen sanat anlayışının
en önemli göstergeleridir.
Bazı Eserleri
Lazarus'un Yükselişi 1630
Dr. Nicolaes Tulp'un Anatomi Dersi 1632
Meditasyondaki Filozof 1632
Belşassar'ın Ziyafeti 1635
Danaë 1636
Gece Devriyesi 1640-42
Susanna ve Yaşlılar 1647
Değirmen 1650
Batşeba Kral Davud'un Mektubuyla 1654
Açık Kapıda Duran Kadın 1656-57
Yakup'un Melekle Savaşı 1659
Aziz Petrus'un İnkârı 1660
Yahudi Gelini 1664
Rembrandt 400 Yaşında
Resim sanatının Barok dönemdeki en ünlü ressamı olan Rembrandt'ın sanat
serüveni, 19. yüzyılın ortasında tamamlanacak sanatın ve sanatçının özgürleşim
sürecinin ilk örneklerinden biriydi. Tarihsel tablolardan zarif gravürlere kadar
pek çok alanda ürün vermiş olan büyük ustanın 400. doğum yıldönümünü kutluyoruz.
Hayatı
Rembrandt Harmenszoon va Rijn Weddesteeg kasabasında 15 Temmuz 1606’da dünyaya
geldi. Ailesi, tüm yakın ataları gibi değirmenciydi. 17. yüzyılın değirmencileri
genellikle orta sınıfa dahildiler; ressamın ailesinin durumu da oldukça iyi
sayılırdı. On çocuklu bir ailenin en küçük oğlu olan Rembrant’ın iyi bir
üniversite öğrenimi görmesi isteniyordu; böylece eğitimine Latince öğretimi
veren bir okulda başladı. Yaklaşık on dört yaşındayken, daha okula başlamasına
yıllar varken ailesi onu Leiden Üniversitesi’ne kaydettirdi; böylece onun askeri
yükümlülüklerden kurtarmış oluyorlardı. Oysa Rembrandt resime duyduğu tutku
nedeniyle üniversiteye hiç başlamayacaktı. Babasını, önce kendisinde üniversite
hocası olacak yetenekler bulunmadığına, sonra resim eğitimi almasına izin
vermeye ikna etti. 1621’de usta ressam Jacob van Swanenburgh’un yanında çırak
olarak eğitimine başladı; amacı o zamanlar resim sanatının en itibarlı alanı
olarak görülen tarih ressamlığı dalında uzmanlaşmaktı. Hocası da İtalya’da
okumuştu ve bu alanın en önemli adlarındandı.
Üç yıllık çıraklık eğitimi sırasında van Swanenburgh Rembrandt’a önemli gelişme
kaydettirdi. Babası, bir başka usta Pieter Lastman’la Amsterdam’da çalışması
için genç ressama izin verdi. Lastman’da İtalya’da eğitim görmüştü ve özellikle
İncil’den sahneler, mitolojik ve tarihi tablolar yapıyordu. Lastman’la yalnızca
altı ay çalışmış olsa da ustasının onun üzerindeki etkisi büyük oldu. Rembrandt
kompozisyonlarında bu ustaya hep bir şeyler borçlu oldu. Bu çok verimli altı
aydan sonra Rembrandt yine Leiden’e döndü. Burada ailesiyle birlikte yaşarken
kendisine küçük bir atölye ayarladı. Atölyeyi Lastman’ın çıraklarından yakın
arkadaşı Jan Lievens’le paylaşıyordu. Bu atölyede Rembrandt ilk tarihsel
tablolarını boyadı.
İkilinin yapıtları neredeyse hemen üne kavuştu: 1628’e doğru Orange Prensi’nin
sekreteri Constantijn Huygens’in dikkatini çektiler ve kısa süre sonra Den
Haag’dan ilk siparişler gelmeye başladı. Henüz yirmi üç yaşındayken Rembrandt
ustalık düzeyine yükselmişti. Ünü gitgide artan ressam 1631’de kalıcı olarak
Amsterdam’a yerleşmek üzere Leiden’den ayrılırken ardında iki çırak bırakmıştı.
Leiden’den ayrılırken Rembrandt’ın yanında ünlü sanat sarrafı Hendrick
Uylenburgh vardı. 1634’te genç ressam, bu tüccarın kuzini Saskie Uylenburgh’la
evlendi. Bu evlilikten yalnızca en küçüğü çocukluk çağını atlatabilen dört
çocukları oldu ve eşi de bu çocuğun ölümünden kısa bir süre sonra hayata veda
etti. Saskie’nin ölümünün ardından Rembrandt oğlunun bakımını üstlenen Geetrtje
Dircx’le birlikte yaşamaya başladı. Aşırı dindar Amsterdam halkı bu evlilik dışı
ilişkiye pek hoşgörülü yaklaşmadı; ressamın sonraki on yıl boyunca koyu bir
Protestan olan Hendrick Uylenburgh’tan hak ettiği paraları alamaması da aynı
nedene bağlanır.
Geertje ve Dircx 1646’da ayrıldılar; ressam kendisinden yirmi iki yaş küçük olan
ev sahibesi Hendrickje Stoffels’e aşık olmuştu. Bunun üzerine Dircx mahkemeye
başvurdu ve kendisine yılda 200 florinlik nafaka bağlatmayı başardı. Stoffels ve
Rembrandt’ın birlikteliklerinden bir kızları oldu. Bu arada Stoffels evlilik
dışı ilişkisinden dolayı Kilise’den kınama cezası aldı. Evlenmeleri sorunu
kolaylıkla çözebilirdi; ancak Rembrandt evlenmek istemiyordu.
Satılan resimlere, taş baskılardan gelen düzenli gelirlere ve çıraklarının
ödediği ücretlere rağmen Rembrandt giderek yoksullaşmaya başlamıştı. Tasvip
edilmeyen hayat tarzı kendisini orta sınıfların desteğinden mahrum bırakmıştı.
Resim siparişleri sırasında yaptığı anlaşmalara bağlı kalmamak gibi bir huy
edinmişti; sık sık üzerinde anlaşılmış fiyatın iki katını istiyordu. Koleksiyon
zevki –sanat yapıtları kadar, giysiler ve çeşitli ıvır-zıvır da topluyordu- ve
lüks evi nedeniyle gelirleri kurumaya yüz tutmuştu. Sonunda 1656’da iflas etti
ve evi ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ne yazık ki, açık
artırmadan gelen para borçlarını karşılamaya yetmemişti.
Alacaklıları atlatmak için Stoffel ve oğul Rembrandt, ailenin 1660’ta taşındığı
Rozengracht’ta bir resim dükkanı açtılar; Rembrandt, onların yanında çalışıyor
görünüyordu. Hendrickje Stoffel 1663’teki veba salgını sırasında hayatını
kaybetti. Oğul Rembrandt da aynı hastalığa yenik düşecekti. Rembrandt da 4 Ekim
1669’da öldü. Cenazesi, dört gün sonra Westerkerk Kilisesi’nde yeri belli
olmayan bir mezara gömüldü.
Sanatı Hakkında:
1-) Temalar
Manzaralar
Rembrandt’ın sık sık kırsal yörelerde gezmiş olsa da çok az sayıda manzara resmi
yapmıştır. Manzara tabloları, özellikle ışığın tuval yüzeyindeki dağılımı
nedeniyle oldukça dramatik etkilere sahiptir. Teknik konusunda değil, ama
manzara tablolarındaki öğeler bakımından Rembrandt, bu alanın ustalarından
Hercules Segers’e çok şey borçludur. Rembrandt’ın bu resimleri gördüğü yerlerin
betimlemesinden çok, hayal ürünü dağ manzaralarıdır. Bu tablolar genellikle
doğanın güçlerini yansıtır; karanlık bulut kümeleri ve dalları fırtınada
kırılmış ağaçlar bu çalışmalarda sık sık göze çarpar. Bu türden doğa
betimlemelerine ressamın gravürleri arasında da rastlanır. 1640’lardan sonra
manzara tablolarında ağırlık dağ betimlemelerinden Hollanda kırlarının sakin
görünümlerine kayar.
Dinsel Tablolar
Rembrandt, ustası Lastman’dan din ve tarihin sanatçıya sağlayabileceği esinler
konusunda çok şey öğrenmişti. Ustasının yanından dönüp kendi atölyesini
açtığında Rembrandt yoğun biçimde dinsel temalar üzerinde çalışmaya başladı.
Ortaya çıkan yapıtlar küçük boyutlu, ancak özellikle giysi ve mücehverlerin çok
titiz biçimde işlendiği çok ayrıntılı çalışmalar oldu. 1633’te Amsterdam’ın
yöneticilerinden Frederik Hendrik ressama İsa’nın acılarını konu alan bir dizi
tablo ısmarladı. 1640’larda, özellikle dünyaya gelen çocuklarının üçünü ve
ardından eşini yitirmesine bağlanan bir dinsel uyanış yaşayan Rembrandt’ın
resimlerinde, bu dönemden itibaren Tevrat öğelerinin yerini İncil’den konuların
alışı dikkat çeker.
Tarihsel Tablolar
Rembrandt ilk tarihsel tablolarını Leiden’deki stüdyosunda yaptı. Usta bu
resimlerine konu olarak her seferinde özgün, tarihin akışı bakımından önemli bir
anı seçmiştir. Bu tablolarda, zengin bir biçimde işlenmiş giysiler özellikle
dikkati çeker. Birçok eleştirmen, Rembrandt’ın hedefinin ünlü Flaman ressam
Rubens’in düzeyine erişmek olduğunu yazmıştır. Tarihsel tablo çalışmaları, 17.
yüzyılda resim sanatının en değerli kolu olarak kabul ediliyordu. Bu alanın
temaları da İncil’deki konularından, Antik dönemin çeşitli öğelerine, oradan da
dönemin önemli olaylarına dek uzanıyordu. Bu konuları tablolaştırabilmek için
ressamın tarihi ve olayların öykülerini iyi bilmesi ve insan figürlerini ve
duygularını aktarabilmekte çok yetenekli olması gerekiyordu: Bu nedenle ressamın
sadece kendi alanında yetenekli olması yeterli değildi; tarihsel tablolar ciddi
bir entelektüel yatırım ve birikim gerektiriyordu. Rembrandt tarihsel tabloların
en büyük ressamlarından biri olmayı başardı.
Oto-portreler
Remrandt’ın kendisini resmettiği en az seksen tablo bulunur. Bunların az bir
kısmı, müşterileri tarafından sipariş edilmiş; birçoğu da ressamın alıştırma
çalışmaları olarak kendisi için ürettiği tablolar olmuştur. Alıştırmaların büyük
bölümü insan duygularının –şaşkınlık, sevinç ya da üzüntünün- resme aktarılması
üzerinedir. Sık sık kendini asıl tablolarında kullanacağı öğelerin, tarihsel bir
kişiliğin, bir soylunun ya da İncil’den bir karakterin modeli olarak bu
oto-portrelerine yansıtmıştır. Son yıllarında ressam, kaygı ve kederlerini
ortaya koyduğu, resim tarihi için çok önemli yapıtlar sayılan tablolar
yapmıştır.
2-) Teknikler
Rembrandt, sanat hayatının erken dönemlerinden itibaren açık ve koyu renklerle
oluşturduğu kontrasta dayanan bir teknik kullanmıştı. İtalyalı ressam
Caravaggio’nun ün kazandırdığı bu teknik, Rembrandt tarafından özellikle dinsel
ve tarihsel tablolarda önemli olay ya da kişilere vurgu yapmak için
kullanılıyordu. Rembrandt’ın bu tarz çalışmalarında boya henüz kurumadan yapılan
ve alttaki tuval parçasını ortaya çıkaran kazıma tekniği önemli bir yer
tutuyordu. Koyu zemin üzerinde beyaz kurşun kullanımı da tablolarında özellikle
ışık huzmelerini belirginleştiren bir yöntemdi.
Sanat hayatının ilerleyen dönemlerinde Rembrandt “kaba iş” denen bir başka
tekniği de başarıyla kullanmıştı. Bu yöntemde boya tablonun her yerine yoğun ve
geniş bir biçimde dağıtılıyordu. Bu tabloların çoğunda, örneğin elller ve yüzler
üzerinde oldukça ince, pürüzsüz bir çalışma yapılırken; özellikle giysilerde
boya, yoğunluk ve kabarıklık hissi verecek biçimde bol tutuluyordu.
Erken dönemlerde parlak renkleri tercih etmiş olan Rembrandt, ilerleyen
yaşlarında daha yumuşak renklere yönelmişti. Mor, bronz yeşili ve donuk sarılar
en sık çalıştığı renkler oldu. Ömrünün sonlarına doğru ise koyu kırmızı,
kahverengi ve altın sarısı sanatına ruh veren renkler haline geldi.
Rembrandt, tablo çalışmalarından başka birçok başarılı gravür, oyma ve taşbaskı
ürünü verdi.
Kaynak
http://www.sodev.org.tr/kisiler_sanat/rembrandt/rembrandt.htm
(Aşağıdaki adreslerde ressamın çalışmalarından çeşitli örnekler bulunabilir:)