Rembrandt Harmenszoon van Rijn

15 Temmuz 1606 - 4 Ekim 1669

Hollandalı ressam ve baskı ustası. Avrupa ve Hollanda sanat tarihinin en önemli ressamlarından biridir. Hollanda'nın ticaret, bilim ve sanatta atılım yaptığı "Hollanda Altın Çağı"nda yaşamıştır. "Işığın ve gölgelerin ressamı" olarak da anılır.

Cornelia ve Harmen Gerritsz'in oğlu olarak Leiden, Hollanda'da dünyaya gelmiştir. Bir değirmenci olan babası varlıklıydı, annesi ise bir fırıncının kızıydı. Leiden Üniversitesi'nde okuyan Rembrandt, ressam Jacob van Swannenburg'un takdirini kazanmış ve 1621'de onun öğrencisi olmuştur.

1624 yılında kısa bir süreliğine de olsa Pieter Lastman'ın yanında Amsterdam'da çıraklık yapmış, 1625'de ise Leiden'de, arkadaşı ve meslektaşı Jan Lievens ile paylaştığı stüdyosunu kurmuştur. 1627'de öğrenci kabul etmeye başlamıştır ki bunlarında arasında Gerrit Dou da bulunur. 1629'da matematikçi Christiaan Huygens'in babası, devlet adamı ve şair Constantijn Huygens tarafından keşfedilmesi ona fayda sağlamıştır; bu bağlantısının bir sonucu olarak Prens Frederik Hendrik 1646'ya kadar Rembdrandt'an tablo satın almaya devam etmiştir.

1630'da babası ölen Rembdrandt, üç yıl sonra Amsterdam'da Hendrick van Uylenburg'un evini kiralamıştır ki bu adamın kuzeni olan Saskia van Uylenburgh ile de sadece bir yıl sonra 1634'de evlenmiştir. Çiftin 1635 doğumlu Rombertus ve 1638 doğumlu Cornelia adlarındaki çocuklarının daha bir yaşına basamadan ölmesinin ardından 1640 yılında doğan ve yine Cornelia olarak adlandırdıkları üçüncü çocukları da birkaç haftalıkken ölmüştür. Aynı yıl Rembrandt'ın annesi de vefat etti. Daha sonra 1641 yılında doğan Titus isimli erkek çocukları yaşa da, doğum sonrası zorlukların da etkisiyle, Rembrandt'ın eşi Saskia 1642 yılında vefat etmiş ve Oude Kerk'e gömülmüştür. Geertje Dircx eve Titus'a bakması için alınmış, Rembrandt ile 1649'da kötü sonla biten bir ilişki yaşamıştır. 1640'ların sonuna doğru Rembrandt, 1647'de evine kâhya olarak giren Hendrickje Stoffels ile bir ilişkiye başladı ki evli bir çift gibi yaşayan çiftin 1654 yılında adını Cornelia koydukları bir kızları oldu. Günahkâr olduğu iddiasıyla Stoffels kiliseden aforoz edilse de çift ilişkilerini sürdürmüşlerdir.

1656 yılında Rembrandt'ın iflâs ettiği ilan edilmiştir ve bunun sonucu olarak birçok eseri ve antika koleksiyonu açık arttırmaya çıkmış, evi dahil bütün mal varlığı da borçlarını kapatmak için satılmıştır. 1660 yılında Hendrickje, Titus ile birlikte iş kurmuş, Rembrandt'ı da işe almış böylece onu alacaklılarından korumuştur. Bundan üç yıl sonra, 1663'de vefat eden Hendrickje Stoffels Westerkerk'e gömülmüştür. Bu ölümü beş yıl sonra, 1668'de Titus'un ölümü takip etmiştir. Kısa bir süre sonra, 4 Ekim 1669'da da Rembrandt vefat etmiştir. Amsterdam'da vefat eden Rembrandt 8 Ekim'de, Westerkerk'te bilinmeyen bir mezara gömülmüştür.



15-temmuz 1606'da Leiden'de Ren kıyısında bir yeldeğirmeni sahibi olan bu yüzdende ''Van Rijn'' (Renli) adıyla bilinen bir değirmencinin sekizinci oğlu olarak doğdu. Kökeni Katolik olan aile, sonradan Kalvenciliğe yöneldi. İşçi sınıfının bir üyesi olan ailenin en büyük oğlu, Rembrandt'ın abisi de babası gibi değirmenciydi, bir diğer kardeşi fırıncı, bir diğeri ise ayakkabı tamircisiydi. Yine de ailenin maddi durumu iyiydi ve Rembrandt'ı Leiden'deki Latin Okulu'na gönderdiler.

Leiden, o yıllarda tanınmış üniversitesi, sanat ve bilim alanlarındaki muazzam altyapısıyla tam bir kültür şehriydi. 16 yüzyılın dikkate değer sanat okullarından biri de Leiden'de kuruldu. Flemenk'in en önemli okulu olarak kabul edilen Leiden Okulu'nun baş sanatçısı Lucas van Leyden'di. Leyden, Rembrandt gibi usta bir gravürcüydü. Onun ayrıntılı titiz sanatı Rembrandt'ın da uyguladığı incelikli resim olarak nitelenen üslubun öncüsü sayılır.

Daha sonra Rembrandt, Amsterdam'da Pieter Lastman'dan ders almaya başladı. Altı ay sonra 1624'te eğitimini tamamladı. Lastman'ın çalışmaları, onu daha önce çalıştığı ressamlardan belirgin bir şekilde ayırmaktadır. Lastman'ın oturmuş tarzı, yetenekli öğrencisi üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Rembrandt, Lastman'ın resimlerini ayrıntılara inerek çalışmış kompozisyonlarını sabırla ve titizlikle kopya etmiştir. Böylece geniş sahneler yaratmada ve geçmişteki eserlere gönderme yapmada iyice ustalık kazandı. Hatta daha da ileri giderek Lastman'ın ulaşamayacağı kadar ustalaşarak ondan kopya ettiği resimlere geniş espaslar katarak kompozisyonları daha çarpıcı hale getirdi.

Lastman'ın yanındaki eğitimini tamamladıktan sonra profesyonel bir kariyer beklentisiyle Leiden'e dönen 19 yaşındaki ressamı parlak bir gelecek beklemekteydi. Kendisi gibi Lastman'ın öğrencisi olan Leiden'li Jan Lievens'le birlikte ortak bir atölye kurdular. Birbirlerine çok yakın üslupta çalışan iki genç sanatçı, Lastman'dan aldıkları ve Utrechtli ressamlara olan hayranlıklarını yansıtan incelikli resim üslubunda eserler verdiler. O dönemde, başarıları yaşadıkları şehirle sınırlı kalsa da, çok büyük çapta ün kazanmaları fazla uzun sürmeyecekti.

Rembrandt, Şubat 1628'de henüz 15 yaşındaki Gerrit Dou'yu ilk öğrencisi olarak aldı. Dou, Rembrandt 1632'de Amsterdam'a taşınana kadar onunla kaldı. Kendine has özgün bir üsluba sahip Dou, Rembrandt'tan sonra incelikli resim geleneğinin en önemli temsilcisi oldu.
Rembrandt ve ortağı Lievens'in kariyerindeki dönüm noktası, 1628 yılında Constantjn Huygens'in atölyelerini ziyaretiyle gerçekleşti. Bir diplomat olan Huygens'in sanat çevrelerinde hatırı sayılır bir nüfuzu vardı. Huygens bu genç iki ressamdan çok etkilendi ve Lievens'e kendi portresini, Rembrandt'a da erkek kardeşinin portresini sipariş verdi. Bir kaç yıl boyunca bu iki ressamın koruyuculuğunu üstlenip Lievens'in İngiltere'ye taşınmasını, Rembrandt'ın da saraydan siparişler almasını sağladı. Yapıtlarını uluslararası koleksiyonculara tanıttı. Ayrıca Rembrandt'ın dinsel ve mitolojik konulara yönelmesini de Huygens teşvik etmiştir.

Ünü ve ekonomik rahatlığı giderek artan Rembrandt, 1630'da babası da ölünce artık Leiden'den ayrılmaya karar verdi. 1632'de bir daha dönmemek üzere Leiden'den ayrılıp ülkenin en büyük ticaret ve sanat merkezi olam Amsterdam'a taşındı. Komisyoncu arkadaşı Hendrick van Uylenburch, ona kalacak bir oda ve atölye ayarlayarak seçkin müşterilerle tanıştırdı. Koleksiyoncular, sanat severler ve Flemenk'in en zengin müşterileri arasında adını duyurmak için, bir süreliğine yalnızca portre yapmak zorunda kaldı. 22 Temmuz 1634'te van Uylenburch'un bir akrabası olan ve oldukça seçkin bir aileden gelen Saskia ile evlendi. Bu evlilik, değirmencinin oğlu için toplumsal statüsünde belirgin bir yükselme demekti. Saskia, ressamın bir çok resminde modellik yaptı. Çiftin 1635'te Rombertus adında bir oğulları oldu. Ancak bebek ancak iki ay yaşayabildi.

Yaptığı başarılı evlilik ve ressamlıktan aldığı yüksek ücretler sayesinde neredeyse bir gecede yüksek sosyetenin üyeleri kadar zengin bir adam olmuştu. 1635'te henüz 29 yaşındayken van Uylenburch'un evinden ayrıldı ve Amstel kıyılarında şık bir eve taşındı. Ayrıca kendine bir çok öğrenci alabileceği kadar geniş bir atölye tuttu. Huygens'le de bağını koparmayan ressam, böylece Lahey'deki saray çevresinde de iyi tanınıyordu. Ayrıca açıkça herhangi bir dini inancı desteklememesi, hem Katolikler hem Mennonitler hem de Yahudilerden sipariş almasını sağlıyordu. Sanatçının, birden gelen bu lüks yaşamı ve seçkin çevresi eserlerinde yansıttığı şatafatlı sahnelerden de okunmaktadır.

Gelmiş geçmiş en büyük gravürcülerden biri olan Rembrandt, konularının çeşitliliği ve tekniğine olan kusursuz hakimiyetiyle bu alanda etkileyici eserler verdi. Gravürlerinde siyah-beyaz, ışık-gölge kontrastlarından yararlanarak tekniği yaratıcı bir şekilde kullanmıştır. Rembrandt, kazancının büyük kısmını gravürlerden elde etmiş olsa da bu onu gelecekteki iflastan kurtarmaya yetmeyecekti. Bu arada 1632 tarihli ünlü resmi 'Doktor Tulp'un Anatomi Dersinden sonra başka bir baş yapıta imza attı; ''Gece Nöbeti'' (1642) . Amsterdam Müzesi'nde bulunan bu tablo Rembrandt'ın en büyük ölçekli ve en çok bilinen resmi ve 17. yüzyıl Avrupa sanatının en önemli örneklerinden biridir.

Ancak ressamın ünü ve zenginliği talihsiz bir olaydan sonra düşüşe geçecektir. Karısı Saskia, doğduktan kısa bir süre sonra ölen üç çocuğunun ardından yeniden doğum yaptı. Ancak 4 doğumdan sonra zayıf düşen bedeni doğumun getirdiği yorgunluğa dayanamadı ve verem olarak öldü. Dünyaya gelen oğulları Titus 1641'de vaftiz edildi. Saskia'nın ölümünün ardından Rembrandt, küçük bir çocukla yapayalnız kalmıştı. Kısa bir süre sonra çocuğun dadısı ile yasak bir ilişki yaşamaya başladı. Yasak ilişkisi yüzünden toplumdan ve dini kesimlerden dışlandı. Öğrencileri ve dostları tarafından yavaş yavaş terkedilen Rembrandt, artık sık sık sipariş alamıyordu. Ayrıca tüm parasını da garip eşya koleksiyonlarına harcamaya başlamıştı. Bir süre mutlu giden dadı Geertje'yle olan ilişkisi de Rembrandt'ın Hendrickije Stoffels adında bir kadınla ilişkiye girmesiyle bitti. Geertje'de ressamı evlenme vaadinde bulunup sonra sözünden dönmekle suçlayarak mahkemeye başvurdu. Rembrandt, mahkemede suçsuz bulundu fakat her yıl 200 gulden nafaka ödemek zorunda kalacaktı.

Avrupalı diğer koleksiyoncularla da çalışması, yerel halkın sırt çevirmesinden sonra mali durumunu zar zor dengeliyordu. Ancak, müşterilerin resimleri geri çevirmeye başlamaları ve ödedikleri ücreti geri istemeleri, Rembrandt'ın ekonomik durumunu iyiden iyiye çökertti ve en sonunda 1658'de tüm özel koleksiyonu ve evi üzerine gelen haciz sonucu satıldı.

Rembrandt oğlu Tirus'a adeta tapmaktaydı. Sonradan Hendrickije Stoffels'ten bir kız çocuk daha sahip oldu ama Titus, ölen sevgili eşi Saskia'nın buruk bir hatırasıydı. Ressam oğluna olan düşkünlüğünü ve sevgisini yansıtan bir çok portresini yapmıştır.
1663 yılında ikinci karısı da ölen Rembrandt moralman iyice çökmüştü. Ne var ki beş yıl sonra hayattaki tek varlığı oğlu titus'u da kaybetti. Genç yaşta ölen Titus, 22 Mart 1668'de göz yaşları içinde toprağa verildi. 1668 tarihli ''Savurgan Oğulun Dönüşü'' adlı tablosunu oğlu Titus'a adadı. Bir kaç yıl sonra İkinci karısından olan kızını da kaybeden ressam hayatta yapayalnız kalmıştı. Kendini resimlerine vererek acısını unutmaya çalıştı.

Rembrandt, kayıplarının acısıyla kararan yaşamındaki son resimlerini, yani bir anlamda yaşamı boyunca tuttuğu günlüğün son sayfalarını kendi portrelerine ayırdı. Üslup bakımından da giderek Tiziano'ya yaklaşan ressam 1669'da öldü.

İlk yıllarından itibaren tür olarak tarihsel resimleri tercih etti ve İtalyan Rönesans'ıyla karşılaştırılabilecek, dinsel mitolojik ve yazınsal içerikli öykülere dayanan çalışmalar yaptı. Yetkin bir portre ressamı olmasına rağmen daha çok büyük konuları tercih etmiştir. Portrelerindeki güçlü anlatımla 20. yüzyıl empresyonistlerine ilham kaynağı olan ressam, ışık gölge kullanımı ve geniş espas anlayışıyla Flaman resmini en üst seviyeye çıkarmıştır.




Rembrandt Harmenszoon van Rijn 15 Temmuz 1606 Leiden Hollanda doğumludur. Ailesi her ne kadar orta halli olsa da oğullarının eğitimine önem vermiştir. Rembrandt, 14 yaşında Leiden Üniversitesine başlamasından kısa bir süre sonra sanatsal kariyeri tercih etmesi sebebiyle eğitimini yarıda bırakır. Ressam Jacob Van Swanenburch ve Peter Lastman (daha çok tarihi eserleriyle tanınır) gibi ustalarla çalışmaya başlar, onların yanında çıraklık yapar ve kısa zamanda kendisi de ustalaşarak, 22 yaşında dersler vermeye başlar.

1631 yılında Amsterdam’a taşınır ve üç yıl sonra Saskia van Uylenburgh ile evlenir. Eşinin Sanat simsarı olan kuzeni , Rembrandt’ı nüfuzlu kişilerle tanıştırır. O zamanlar varlıklı insanların portrelerini yaptırması oldukça revaçtadır. Rembrandt’ın Nicolaes Ruts Portresi ise yine bu döneme rastlayan eserlerindendir. Bu dönemde portre çizimlerinin yanısıra Rembrandt’ın mitolojik ve dini eserleri de oldukça ilgi görmektedir. Döneminin ressamı olarak adledilen Rembrandt’ın The Blinding of Samson ve Stormy Landscape adlı tabloları oldukça fazla hayranlık uyandıran eserleri arasında yer alır. Dışardan bakıldığında Rembtrandt herşeye sahip oldukça mutlu bir insan gibi gözükmektedir fakat O ve eşi Sakia, beş yıl içerisinde 3 çocuklarını hastalık sebebiyle ard arda kaybederler. 1641 yılında Titus adlı oğulları bu zinciri bozsa da bundan bir yıl sonra eşi Saskia ölür. 1649 yılında çocuklarının bakıcısı Geertghe Dircx ile kısa süreli bir ilişki yaşamasının ardından sonraları hayatının geri kalanını paylaşacağı birini bulur: Hendrickje Stoffels, evinin yeni kahyası olan bu kadın Rembrandt’ın pek çok eserinin de ilham kaynağı olur.

1656’da Rembrandt iflasını ilan eder, antika koleksiyonu ve hatta evi de dahil olmak üzere pek çok kişisel eşyası borçlarını kapatmak üzere satılır. Tüm bu kötü olaylara rağmen Rembrandt ‘ın en güzel eserleri de bu dönemde ortaya çıkar: The Jewish Bride, The Syndics of the Cloth Guild, Bathsheba, Jacob Blessing the Sons of Joseph. Rembrandt’ın üzerindeki lanet, 1663 yılında sevdiği kadının ardından da oğlunun vefatlarıya geri döner. 4 Ekim 1669 yılında, 63 yaşındayken Rembrandt hayata gözlerini yumar.

17. yüzyılın yağlı boya ve gravür sanatçısı Rembrant, zengin renkler, farklı fırça darbeleri ve chiaroscuro (ışık-gölge) tekniğiyle gerçekleştirdiği eserleriyle, sanat tarihinin en önemli isimleri arasında yer almaktadır. Sayısız portre ve oto-portre çalışması günümüze kadar ulaşarak, sanatçının yaşadığı dönemin yanı sıra yeteneğinin de en iyi göstergesi sayılmaktadır. Desenleri 17. yüzyıl Amsterdamı’nın yaşayan bir kaydıdır. Flemenk okulunun en tanınan sanatçılarından olan Rembrandt, ışık ve gölge kullanımındaki ustalığıyla, birbirinden etkili yağlı boya, gravür ve desen çalışmaları gerçekleştirmiştir.

Yaklaşık olarak ürettiği 600 yağlı boya, 300 gravür ve 1.400 desen çalışmasının her biri sanatçıya özgü çizgiler taşır. 60’dan fazla otoportrenin kronolojik takibi ressamın gençlikten yaşlılığa geçiş sürecini ortaya koyar. Çeşitli yüz ifadeleri ve farklı sanatsal teknikleri keşfetme süreci olarak da nitelendirilebilecek bu portreler sanatçının günbegün değişen sanat anlayışının en önemli göstergeleridir.





Bazı Eserleri
Lazarus'un Yükselişi 1630
Dr. Nicolaes Tulp'un Anatomi Dersi 1632
Meditasyondaki Filozof 1632
Belşassar'ın Ziyafeti 1635
Danaë 1636
Gece Devriyesi 1640-42
Susanna ve Yaşlılar 1647
Değirmen 1650
Batşeba Kral Davud'un Mektubuyla 1654
Açık Kapıda Duran Kadın 1656-57
Yakup'un Melekle Savaşı 1659
Aziz Petrus'un İnkârı 1660
Yahudi Gelini 1664





Rembrandt 400 Yaşında

Resim sanatının Barok dönemdeki en ünlü ressamı olan Rembrandt'ın sanat serüveni, 19. yüzyılın ortasında tamamlanacak sanatın ve sanatçının özgürleşim sürecinin ilk örneklerinden biriydi. Tarihsel tablolardan zarif gravürlere kadar pek çok alanda ürün vermiş olan büyük ustanın 400. doğum yıldönümünü kutluyoruz.

Hayatı

Rembrandt Harmenszoon va Rijn Weddesteeg kasabasında 15 Temmuz 1606’da dünyaya geldi. Ailesi, tüm yakın ataları gibi değirmenciydi. 17. yüzyılın değirmencileri genellikle orta sınıfa dahildiler; ressamın ailesinin durumu da oldukça iyi sayılırdı. On çocuklu bir ailenin en küçük oğlu olan Rembrant’ın iyi bir üniversite öğrenimi görmesi isteniyordu; böylece eğitimine Latince öğretimi veren bir okulda başladı. Yaklaşık on dört yaşındayken, daha okula başlamasına yıllar varken ailesi onu Leiden Üniversitesi’ne kaydettirdi; böylece onun askeri yükümlülüklerden kurtarmış oluyorlardı. Oysa Rembrandt resime duyduğu tutku nedeniyle üniversiteye hiç başlamayacaktı. Babasını, önce kendisinde üniversite hocası olacak yetenekler bulunmadığına, sonra resim eğitimi almasına izin vermeye ikna etti. 1621’de usta ressam Jacob van Swanenburgh’un yanında çırak olarak eğitimine başladı; amacı o zamanlar resim sanatının en itibarlı alanı olarak görülen tarih ressamlığı dalında uzmanlaşmaktı. Hocası da İtalya’da okumuştu ve bu alanın en önemli adlarındandı.

Üç yıllık çıraklık eğitimi sırasında van Swanenburgh Rembrandt’a önemli gelişme kaydettirdi. Babası, bir başka usta Pieter Lastman’la Amsterdam’da çalışması için genç ressama izin verdi. Lastman’da İtalya’da eğitim görmüştü ve özellikle İncil’den sahneler, mitolojik ve tarihi tablolar yapıyordu. Lastman’la yalnızca altı ay çalışmış olsa da ustasının onun üzerindeki etkisi büyük oldu. Rembrandt kompozisyonlarında bu ustaya hep bir şeyler borçlu oldu. Bu çok verimli altı aydan sonra Rembrandt yine Leiden’e döndü. Burada ailesiyle birlikte yaşarken kendisine küçük bir atölye ayarladı. Atölyeyi Lastman’ın çıraklarından yakın arkadaşı Jan Lievens’le paylaşıyordu. Bu atölyede Rembrandt ilk tarihsel tablolarını boyadı.

İkilinin yapıtları neredeyse hemen üne kavuştu: 1628’e doğru Orange Prensi’nin sekreteri Constantijn Huygens’in dikkatini çektiler ve kısa süre sonra Den Haag’dan ilk siparişler gelmeye başladı. Henüz yirmi üç yaşındayken Rembrandt ustalık düzeyine yükselmişti. Ünü gitgide artan ressam 1631’de kalıcı olarak Amsterdam’a yerleşmek üzere Leiden’den ayrılırken ardında iki çırak bırakmıştı.

Leiden’den ayrılırken Rembrandt’ın yanında ünlü sanat sarrafı Hendrick Uylenburgh vardı. 1634’te genç ressam, bu tüccarın kuzini Saskie Uylenburgh’la evlendi. Bu evlilikten yalnızca en küçüğü çocukluk çağını atlatabilen dört çocukları oldu ve eşi de bu çocuğun ölümünden kısa bir süre sonra hayata veda etti. Saskie’nin ölümünün ardından Rembrandt oğlunun bakımını üstlenen Geetrtje Dircx’le birlikte yaşamaya başladı. Aşırı dindar Amsterdam halkı bu evlilik dışı ilişkiye pek hoşgörülü yaklaşmadı; ressamın sonraki on yıl boyunca koyu bir Protestan olan Hendrick Uylenburgh’tan hak ettiği paraları alamaması da aynı nedene bağlanır.

Geertje ve Dircx 1646’da ayrıldılar; ressam kendisinden yirmi iki yaş küçük olan ev sahibesi Hendrickje Stoffels’e aşık olmuştu. Bunun üzerine Dircx mahkemeye başvurdu ve kendisine yılda 200 florinlik nafaka bağlatmayı başardı. Stoffels ve Rembrandt’ın birlikteliklerinden bir kızları oldu. Bu arada Stoffels evlilik dışı ilişkisinden dolayı Kilise’den kınama cezası aldı. Evlenmeleri sorunu kolaylıkla çözebilirdi; ancak Rembrandt evlenmek istemiyordu.

Satılan resimlere, taş baskılardan gelen düzenli gelirlere ve çıraklarının ödediği ücretlere rağmen Rembrandt giderek yoksullaşmaya başlamıştı. Tasvip edilmeyen hayat tarzı kendisini orta sınıfların desteğinden mahrum bırakmıştı. Resim siparişleri sırasında yaptığı anlaşmalara bağlı kalmamak gibi bir huy edinmişti; sık sık üzerinde anlaşılmış fiyatın iki katını istiyordu. Koleksiyon zevki –sanat yapıtları kadar, giysiler ve çeşitli ıvır-zıvır da topluyordu- ve lüks evi nedeniyle gelirleri kurumaya yüz tutmuştu. Sonunda 1656’da iflas etti ve evi ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ne yazık ki, açık artırmadan gelen para borçlarını karşılamaya yetmemişti.

Alacaklıları atlatmak için Stoffel ve oğul Rembrandt, ailenin 1660’ta taşındığı Rozengracht’ta bir resim dükkanı açtılar; Rembrandt, onların yanında çalışıyor görünüyordu. Hendrickje Stoffel 1663’teki veba salgını sırasında hayatını kaybetti. Oğul Rembrandt da aynı hastalığa yenik düşecekti. Rembrandt da 4 Ekim 1669’da öldü. Cenazesi, dört gün sonra Westerkerk Kilisesi’nde yeri belli olmayan bir mezara gömüldü.


Sanatı Hakkında:

1-) Temalar

Manzaralar
Rembrandt’ın sık sık kırsal yörelerde gezmiş olsa da çok az sayıda manzara resmi yapmıştır. Manzara tabloları, özellikle ışığın tuval yüzeyindeki dağılımı nedeniyle oldukça dramatik etkilere sahiptir. Teknik konusunda değil, ama manzara tablolarındaki öğeler bakımından Rembrandt, bu alanın ustalarından Hercules Segers’e çok şey borçludur. Rembrandt’ın bu resimleri gördüğü yerlerin betimlemesinden çok, hayal ürünü dağ manzaralarıdır. Bu tablolar genellikle doğanın güçlerini yansıtır; karanlık bulut kümeleri ve dalları fırtınada kırılmış ağaçlar bu çalışmalarda sık sık göze çarpar. Bu türden doğa betimlemelerine ressamın gravürleri arasında da rastlanır. 1640’lardan sonra manzara tablolarında ağırlık dağ betimlemelerinden Hollanda kırlarının sakin görünümlerine kayar.


Dinsel Tablolar
Rembrandt, ustası Lastman’dan din ve tarihin sanatçıya sağlayabileceği esinler konusunda çok şey öğrenmişti. Ustasının yanından dönüp kendi atölyesini açtığında Rembrandt yoğun biçimde dinsel temalar üzerinde çalışmaya başladı. Ortaya çıkan yapıtlar küçük boyutlu, ancak özellikle giysi ve mücehverlerin çok titiz biçimde işlendiği çok ayrıntılı çalışmalar oldu. 1633’te Amsterdam’ın yöneticilerinden Frederik Hendrik ressama İsa’nın acılarını konu alan bir dizi tablo ısmarladı. 1640’larda, özellikle dünyaya gelen çocuklarının üçünü ve ardından eşini yitirmesine bağlanan bir dinsel uyanış yaşayan Rembrandt’ın resimlerinde, bu dönemden itibaren Tevrat öğelerinin yerini İncil’den konuların alışı dikkat çeker.


Tarihsel Tablolar
Rembrandt ilk tarihsel tablolarını Leiden’deki stüdyosunda yaptı. Usta bu resimlerine konu olarak her seferinde özgün, tarihin akışı bakımından önemli bir anı seçmiştir. Bu tablolarda, zengin bir biçimde işlenmiş giysiler özellikle dikkati çeker. Birçok eleştirmen, Rembrandt’ın hedefinin ünlü Flaman ressam Rubens’in düzeyine erişmek olduğunu yazmıştır. Tarihsel tablo çalışmaları, 17. yüzyılda resim sanatının en değerli kolu olarak kabul ediliyordu. Bu alanın temaları da İncil’deki konularından, Antik dönemin çeşitli öğelerine, oradan da dönemin önemli olaylarına dek uzanıyordu. Bu konuları tablolaştırabilmek için ressamın tarihi ve olayların öykülerini iyi bilmesi ve insan figürlerini ve duygularını aktarabilmekte çok yetenekli olması gerekiyordu: Bu nedenle ressamın sadece kendi alanında yetenekli olması yeterli değildi; tarihsel tablolar ciddi bir entelektüel yatırım ve birikim gerektiriyordu. Rembrandt tarihsel tabloların en büyük ressamlarından biri olmayı başardı.


Oto-portreler
Remrandt’ın kendisini resmettiği en az seksen tablo bulunur. Bunların az bir kısmı, müşterileri tarafından sipariş edilmiş; birçoğu da ressamın alıştırma çalışmaları olarak kendisi için ürettiği tablolar olmuştur. Alıştırmaların büyük bölümü insan duygularının –şaşkınlık, sevinç ya da üzüntünün- resme aktarılması üzerinedir. Sık sık kendini asıl tablolarında kullanacağı öğelerin, tarihsel bir kişiliğin, bir soylunun ya da İncil’den bir karakterin modeli olarak bu oto-portrelerine yansıtmıştır. Son yıllarında ressam, kaygı ve kederlerini ortaya koyduğu, resim tarihi için çok önemli yapıtlar sayılan tablolar yapmıştır.


2-) Teknikler
Rembrandt, sanat hayatının erken dönemlerinden itibaren açık ve koyu renklerle oluşturduğu kontrasta dayanan bir teknik kullanmıştı. İtalyalı ressam Caravaggio’nun ün kazandırdığı bu teknik, Rembrandt tarafından özellikle dinsel ve tarihsel tablolarda önemli olay ya da kişilere vurgu yapmak için kullanılıyordu. Rembrandt’ın bu tarz çalışmalarında boya henüz kurumadan yapılan ve alttaki tuval parçasını ortaya çıkaran kazıma tekniği önemli bir yer tutuyordu. Koyu zemin üzerinde beyaz kurşun kullanımı da tablolarında özellikle ışık huzmelerini belirginleştiren bir yöntemdi.

Sanat hayatının ilerleyen dönemlerinde Rembrandt “kaba iş” denen bir başka tekniği de başarıyla kullanmıştı. Bu yöntemde boya tablonun her yerine yoğun ve geniş bir biçimde dağıtılıyordu. Bu tabloların çoğunda, örneğin elller ve yüzler üzerinde oldukça ince, pürüzsüz bir çalışma yapılırken; özellikle giysilerde boya, yoğunluk ve kabarıklık hissi verecek biçimde bol tutuluyordu.

Erken dönemlerde parlak renkleri tercih etmiş olan Rembrandt, ilerleyen yaşlarında daha yumuşak renklere yönelmişti. Mor, bronz yeşili ve donuk sarılar en sık çalıştığı renkler oldu. Ömrünün sonlarına doğru ise koyu kırmızı, kahverengi ve altın sarısı sanatına ruh veren renkler haline geldi.

Rembrandt, tablo çalışmalarından başka birçok başarılı gravür, oyma ve taşbaskı ürünü verdi.


Kaynak
http://www.sodev.org.tr/kisiler_sanat/rembrandt/rembrandt.htm


(Aşağıdaki adreslerde ressamın çalışmalarından çeşitli örnekler bulunabilir:)

http://www.artcyclopedia.com/artists/rembrandt_van_rijn.html
http://www.ibiblio.org/wm/paint/auth/rembrandt/1640/
http://www.ibiblio.org/wm/paint/auth/rembrandt/1650/
http://www.ibiblio.org/wm/paint/auth/rembrandt/1660/
http://www.holland.com/rembrandt400/consumer/gb/)