Bu yanıtlardan sonra Rembrandt’ın “Dr. Tulp’un Anatomi Dersi” isimli tablosunu
gösteriyorum. Çünkü, belli bir sistematiğe göre yerleştirdiğim saydamların ilk
başlığı “ışık”…
Ve verilen yanıtlara en iyi karşılık olan yapıttır bence… Işık harika
kullanılmış… Önemsenen yerden, konudan çıkmış, oradan ilgilenenlerin yüzüne
dağılmış. Fiziksel olarak bildiğimiz tarzda değil ışığın yeri, tavandan
gelmiyor…Konudan çıkıp karanlıklar içinde eriyor, vazifesini yaptıktan sonra.
Son yıllarda önemi artan duygusal zeka insanla birlikte yeryüzünde yerini almış
belli ki…
15 Temmuz 1606 da bir değirmencinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş Rembrandt…
Çocukluğu ışık gölgenin gözlemleneceği bir ortamda geçtiğine göre onda yaşam
alanı olmuş belli ki.
Wölfflin, “Sanat Tarihinin Temel Kavramları” kitabında Klasik Sanatla, Barok
Sanatı karşılaştırır. Kitabın bir yerinde derki, “Ne Klasik Sanat, Barok
Sanattan üstündür, ne de Barok Sanat, Klasik Sanattan üstündür. Sadece
insanoğlunun beğenileri değişmiştir. İşte Rembrandt bu beğeni değişikliğinin
önde gelenlerindendir.
Rembrandt’da görme değerleri, dokunma değerinin önceliğindedir. Sanatçı karanlık
bir ortama ışık verir. Her figür karanlık bir çevreye sahiptir. O karanlıklar
içinde bir aydınlıktır figürleri. Önemsedikleri, kesinkes uzayan, net çizgilerle
değil, her an karanlığa açık tanımlamalarla bize ulaşırlar. Her şey bir
yumuşaklık içinde gösterilmiş, ışığın bu yönde ustalıklı kullanımıyla.
Rembrandt’ın yapıtlarında ışık dans eder adeta. Gölgeselin ve hareketliliğin
yapıtlarıyla sanatçı, Barok’un baş ustalarındandır. Işık, gölge, belirsizlik,
derinlik, birlik, açık form değince Barok dönem ve Rembrandt akla gelir ilk
önce…
Konuları, özellikle gençken; dilenciler; yırtık, pırtık giysileriyle, genç
yüzlerden ziyade, buruş buruş yaşlı yüzler, düz duvarlar değil; yıkılmış,
dökülmüş duvarlar, merdivenler, kalabalıklar… Onun tarzına hitap ediyordu
bunlar. Işığın gölgelerle kaybolmasını ya da gölgelerin ışıkla yitmesini
sağlıyordu kendine bu görüntüler. Ancak hareketle nefes alan bir yaşam, ama
keskin olmayan yumuşak bir yaşam fışkırıyordu tablolarında. Konunun kendisi ışık
olan bir hayat vardı yapıtlarında. Işık, konusudur adeta ne çizerse çizsin.
Gölgesel değerler, ışıkla anlam bulur çizimlerinde. Işık alabildiğine başat
olmuştur. Onun uğradığı yerlerde hayat başlamıştır. Ve ötesi karanlık – gölge.
Yıllar sonra saraydan, din konularından ayrılıp doğaya, yaşama, güneşe ulaşan
Empresyonizmde bir esinlenme kaynağı olur. Saraydan, dini yapılardan, duvarların
içinden çıkıp sokaklara dökülen, ışığı yeniden keşfeden Empresyonistler -
İzlenimcilerde de bir başka eriyordu biçimler ışığın görüntüsüyle rengarenk
lekelerle, belli belirsiz şekillere dönüşüyordu yaşamdaki her şey; binalar,
ağaçlar, nehirler, insanlar, yollar…
Rembrandt, ışığın olduğu kadar çizginin de büyücüsüdür… Onun birkaç çizgisi
filleşiveriyor, portreleşiyor, masalaşıyor… Masallaşıyor, karanlıklarda eriyip
giderken sonsuzluğa…
Hollanda’nın yetiştirdiği ışığın en büyük sanatçılarından Rembrandt, 1606 – 1669
yılları arasında yaşamıştır. Yaşamını yazarak, yazışarak değil de gençliğinden
yaşlılığına kadar çizdiği özportreleriyle anlatmıştır. Nitekim öncelikle ününü
portreleriyle sağlamıştır. Çalışmak ve derlemek en önemli özelliği idi. Ve
sadelik… Ve gerçeklik… İdealize edilmeyen, olduğu gibi gösterilen gerçeklik,
kendisi… Ve ruhu, ruhsal durumu olduğu gibi yansıtan…İşte bu derinlik onu
başarılı bir portre sanatçısı yapmıştır. Bunlar, ona yaşamak için maddi gelir de
sağlar olmuştur.
“Rembrandt, sanatçının bir resme ‘ancak amaçlarını gerçekleştirildiği zaman’
bitmiş gözüyle bakabileceğini savunurdu. (Sanatın Öyküsü - G. – S.332)
Rembrandt’ın, yeteneği kadar çalışması ve olağanüstü bilgisi de kalıcı olmasının
nedenlerindendir. Anlatımcı tavrı, izleyenlere yapıtlarının öyküsünü yazdırır.
Üstelik bunları gösterişe kaçmadan başarmıştır. Bir çok ressam gibi parlak
renkleri tercih etmemiştir ki etseydi onda da başarılı olurdu. Onun ışığı,
kullandığı ışık tarzı yapıtlarına yeteri kadar parlaklık kazandırmıştır.
Koyuların içinden biçimleri çıkartarak, onlara yaşam sunarak sağlamıştır bunu…
Dramatiklik, yalnızlık, hüzün gibi ruh halleri, ışık yardımıyla oluşturduğu
müthiş bir atmosfer içinde anlatılmıştır.
Rembrandt aynı zamanda bir oyma sanatçısıydı. Asitle yaptığı oyma baskılarda
kutsal öyküler anlatılmıştır. Bunun için muazzam incelemeler yapmış ve bu
bilgisini oldukça başarılı bir şekilde yapıtlarına aktarmıştır.
Döneminin yoksulluğunu, açlığını, gözyaşını çıplak gerçekliği ile günümüze kadar
gelmesini sağlamıştır, olağanüstü yeteneği ile… Yapıtlarında, kullandığı ışık
kadar denge, uyum, derinlik, bilgi ve İtalyan resmi ile incelediği tüm diğer
ülkelerin resmi başarısının altındaki olgulardır. Ama aynı başarıyı yaşamında
gösterememiştir. İflas etmesi bunun göstergesidir. Fakat ne olursa olsun onun
büyüklüğü yok olmamıştır hiçbir zaman… 17 yüzyıldan günümüze ve geleceğe uzanan
bir ölümsüzlüktür Rembrandt Harmensz van Rijn…
Yapıtlarından bazıları;
Öğreten İsa,
Meryem’ in Ölümü
Çarmıhtan İndiriliş
Emmaus’ ta Akşam Yemeği
Kadın Figürü
Emmaus – 1654
Özportreleri
Kötü Köle Meseli - 1655
Davut ve Abşalom’un Barışması 1652
İsa’nın Dinsel Öğüdü – Asit Oyma - 1652
Çengele Asılmış Sığır – 1655
Dini resimler
Manzaralar
Dr. Tulp’un Anatomi Dersi – 1632
(Yağlıboya, desen ve çizgi resimler, Gravür)
Kaynaklar
• Sanat Tarihinin Temel Kavramları – H. Wölfflin / Remzi Kitabevi
• Sanatın Öyküsü – E. H. Gombrich / Remzi Kitabevi
• Barok Sanatını Tanıyalım / İnkılap ve Aka
• Resim Sanatının Tarihi – S. Tansuğ / Remzi Kitapevi
• The Book of Art – Volume 3 – Flemish and Dutch Art
• Dünya Sanat Tarihi – Adnan Turani / Remzi Kitabevi
• Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi 3 / YEM Yayın
• Rembrandt – By Larry Silver
• www.rembrandthuis.nl
• www.rembrandt400.com/
• http://www.rembrandtpainting.net