|
Renk Teorisi
Işığın cisimlere çarptıktan sonra yansıyarak gözümüzde bıraktığı
etkiye renk diyoruz. Bir renk duygusunu oluşması için bir cismin göze ışık
göndermesinin yanında gelen ışık karşısında normal çalışan bir göz
ve beyinde kusursuz bir görme merkezi gerekir. Kuşkusuz göze gelen ışınların
gözün değerlendirebileceği cinsten olması gerekir. Çünkü röntgen ve
ültraviyole ışınları gibi birçok ışınlar çıplak gözle algılanabilecek
görüntüler meydana getirmezler.
Bir görme olayında ışınların göze
gelmesi fiziksel, bu ışınlar karşısında gözde meydana gelen işlemler
fizyolojik ve cismin beyinde algılanması psikolojik olaylardır. Bu olaylardan
birinin eksikliği görsel algılamayı imkansızlaştırır. Fakat bu olayların
üçü de olduğu halde, bazen renk algılamasında noksanlıklar görülebilmektedir.
Böyle kişiler bazı renkleri ayırt edemezler. Hiçbir rengi seçemeyen renk körlüğü
olanlarda vardır. Böyle algılamalarda tüm görüş alanı beyaz, siyah ve
grinin çeşitli tonları halinde görünür.
Renk ışıktır. İki yüzyıl önce
İngiliz fizikçisi Isaac Newton kendini bir karanlık odaya kapatarak bu
teoriyi kanıtladı. Newton küçük bir delikten içeriye girmesine
izin verdiği bir ışın demetinin önüne bir üçgen prizma yerleştirdi. Böylece
beyaz ışığı güneş tayfı renklerine ayırmayı başardı.
Güneşli bir günde renklerin daha
parlak ve daha canlı olmaları, kapalı bir havada ise renklerin parlaklığını
kaybetmeleri ve olduklarından daha koyu görünmeleri, rengin ışığa bağlı
olduğunu gösterir. Zaten ışığın olmadığı yerde her şey şekil ve renk
olarak karanlıkta kaybolur.
Fen Bilgisi derslerimizde yaptığımız
deneylerden de hatırlayacağınız gibi güneş ışığı bir prizmadan geçirilince,
altı renge ayrılır. Bunlar kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve
mordur. Yedinci renk olarak sayılan mavi ile morun arasında bulunan lacivert
ise mavinin bir tonu olduğu için ayrı bir renk olarak kabul edilmemelidir. Güneş
ışınlarının meydana getirdiği bu altı rengi, yağmurdan sonra gökkuşağında
da görebiliriz.
Her cisim kendine gelen ışınların bir kısmını tutar, bir kısmını da
yansıtır. Bu olayın sonucu olarak da cisimler bize yansıttığı renkte görünürler.
Örneğin bir eşyanın bize kırmızı olarak görünmesinin nedeni, o cismin güneş
ışığından sadece kırmızı ışığı yansıtması ve diğer renkleri
tutmasındandır. Doğadaki varlıkların açık yada koyu görünmeleri tutmuş
oldukları ışığın azlığı veya çokluğuna bağlıdır. Gecenin karanlığı
ile gündüzün aydınlığı buna en güzel örnektir.
Güneş ışığındaki renk gurubunun uçları birleştirilirse renk, çemberi (Renk üçgenleri) meydana gelir.

Çeşitli renk duyguları doğuran ışınların dalga boyları değişiktir.
Renkli ışınlar güneş ışığındaki oranlarda birleşirlerse renkler
kaybolur ve beyaz ışık meydana gelir. Renkli boyalar birbirleriyle aynı
oranda birleşirlerse siyahlık oluşur.
Bunun nedeni ışık ile boyanın bünyeleri arasındaki farktır. Renklerin
hepsinin bir araya gelmesiyle oluşan beyazlık ve siyahlık, aslında
renksizliktir. Çünkü beyaz ve siyah renk olarak değil, renksizlik olarak
kabul edilir. Böylece siyah, beyaz ve ikisinin karışımından oluşan çeşitli
değerdeki griler, nötr renkler (tarafsız) grubunda toplanabilir.
Kaynak
Parramqn, Jose M. "Yağlı Boya Resim Sanatı" Remzi Kitabevi İstanbul,1999
Milli Eğitim Bakanlığı "Resim İş Öğretmenliği Kılavuzu" İlköğretim
1-5 İstanbul,1998
Kılıçkan, Hüseyin. "Resim Bilgisi" İstanbul,1999
Gambrich E.H. "Sanatın Öyküsü" Remzi Kitabevi, Singapur, 1997
|
|
 |

|