|

Kısa Filmin Yapısal Varlığı
Ülkemizde ne yazık ki, uzun yıllardan beri uğraş verilmesine karşın, kısa film
yapısal varlığını gerçek anlamda oluşturamadı. Zaten bu sorumluluğu salt gönüllü
girişimlerle ayakta tutabilmek olası değil. Kısa film, alt yapı, üretim ve
dağıtım açısından, kendi başına bir sektör olarak ciddiye alınmadığı sürece bu
başıboşluğun sürgit devam edeceğini söylemek hiç de zor değil.
Bir ülkede, kısa filmin gerçek anlamda var olabilmesi için bazı koşulların
mutlaka yerine getirilmesi gerekiyor. Bunun en başında özerk bir “/Ulusal Sinema
Merkezi/”nin varlığı geliyor. Bu kurum içinde, kısa film bölümüne kapsamlı bir
yer ayrılmalı. En az üç-dört katlı bir binaya, on beş kişi kadar sürekli çalışan
bir kadroya, bilgisayar donanımlarına, arşive, film izleme odalarına, web
sayfasına sahip olmalı. Giderler devlet bütçesinden sağlanmalı. Dünyadaki
örneklere baktığımızda kısa filmin kendi başına bir sektör olmasının atar
damarını bu alt yapının oluşturduğunu görüyoruz. Fransa’da “/Unifrance/”,
Yunanistan’da “/Greek Film Centre/”, Macaristan’da “/Hungary Film Unio/”,
Meksika’da “/Instituto Mexicano de Cinematografia/” yada İran’da “/Iranian Young
Cinema Society/” örneklerinde olduğu gibi.
Bir ülkede genç sinemacıların film üretimine katkı veren başka bir unsur ise
nitelikli sinema okulları. Bu yüksek okulların, bir fakültenin bölümü olarak
değil, yetenek sınavı ile öğrenci alan ayrı birer eğitim merkezleri olarak
çalışması gerekiyor. Daha ilk yıldan başlayarak, yönetmen asistanlığı, ses,
kurgu, senaryo, oyunculuk ve sanat yönetimi gibi bölümlere ayrılması, uygulama
ağırlıklı bir program izlemesi öneriliyor. Profesyonel düzeyde teknik alt yapıya
sahip olması ve bu altyapıdan öğrencilerin yararlandırılması da önemli diğer bir
koşul. Dünyadaki örneklere bakıldığında, Danimarka’da “/The National Film School
of Denmark/”, İngiltere’de “/London Film/ /Scool/”, Polonya’da “/Polizsh
National Film-TV& Theatre School/”, İsveç’te “/Swedish Film/ /Institute/”,
İsrail’de “/Camera Obscura School of Art/” gibi okullarının bu özellikleri
taşıdıkları, buradaki genç yönetmenlerin 16mm ve 35mm formatında çok nitelikli
yapıtlar ürettikleri biliniyor.
Diğer önemli bir nokta, kısa film yönetmenlerine, proje aşamasından başlayarak,
filmin gösterim aşamasına kadar ciddi parasal destekler sağlamak. Bu genellikle
ülkelerin kültür bakanlıkları ve ulusal televizyon kanalları tarafından
gerçekleştiriliyor. Ayrıca yurt dışında, kısa filmleri finanse eden ticari
prodüksiyon şirketleri var. Örneğin Avusturya’da “/Sixpackfilm/”, Belçika’da
“/La Boite/ /Production/”, Fransa’da “/Premium Films/” gibi.
Günümüz koşullarında, nitelikli bir kısa film için gerekli olan bütçe 40.000
euro civarında. Türkiye’de bugüne dek ne kültür bakanlığının, ne televizyon
kanallarının, ne de prodüksiyon şirketlerinin bu boyutta bir kısa film
desteklediği duyulmadı. Bürokraside ağırlığını hissettiren ticari sinemacıların
yanında, kısa filmciler hep arka planlara itildiler. Birkaç çok düşük, önemsiz
destekle geçiştirildiler. Samimi ve önemli bir yaklaşım olan “/TRT Genç
Sinemacılar Programı/”nı ve birkaç yıl sürdükten sonra kaldırılan “/CİNE-5 Kısa
film Yarışması/” nı ayrı tutarsak, genç yönetmenler, özellikle yeni açılan ve
bütçesi sınırlı olan TV kanallarının, yayınlayacak bedava film aradıklarında
akla gelen birer kimlik olarak varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.
Kısa Film Festivalleri ve toplu gösteriler de, bu alanın önemli arenalarıdır.
Oysa bizler, sinema yapmak isteyen ve bu serüvene kısa filmle başlayan
gençlerin, festival kapsamlarında sürekli olarak önemsiz insan davranışı
gördükleri, konuk ağırlamada en geri plana itildikleri, verilen ödül miktarları
ve ödül törenlerindeki yerleri ile küçümsendikleri, jüri üyelerindeki isimlerin
adet yerini bulsun kabilinde seçildiği bir ülkede yaşıyoruz. Örneğin bu günlerde
gündemde olan “/Antalya/ /Altın Portakal Film Festivali/”, en iyi kurmaca ulusal
uzun metraj filme 60 milyar lira parasal ödül vereceğini açıklarken, en iyi
kurmaca _uluslararası_ kısa filme 1,5 milyar lirayı yeterli görebiliyor. İlginç
bir ayrıntı da şu; bu ödül ancak aylar sonra ödeniyor, üstelik ödül törenine
katılmak için gereken gidiş dönüş giderlerini de ödül alan kişi karşılıyor.
Ürgüp Belediye Başkanlığı ise, yaklaşık bir yıl önce sonuçlandırdığı /“ Kısa
Film Senaryosu”/ ödüllerini, üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına karşın,
parası olmadığı gerekçesi ile ödemeyi ret ediyor. Bu örnekleri çoğaltmak çok da
zor değil. Bütün bu davranışların kaynağında, kısa film yönetmenlerine ve
yapıtlarına verilen değerin göstergeleri yatıyor.
Eğer ülkemizde, beklendiği ölçüde nitelikli kısa filmler üretilemiyorsa bunun
başlıca nedeni yukarda çok kısaca değinmeye çalıştığım örgütlenme, üretim ve
dağıtım koşullarının yerine getirilememiş olmasıdır. Kimse suçu gençlerimizde
aramasın, kimse onları beceriksiz, yeteneksiz ve yaratıcılık yoksunu olarak
tanımlamaya kalkmasın. Yıllardır çok yakından izlemeye çalıştığım bu genç
insanların tüm bu zorlulara karşın hala heyecanla çalıştıklarını, bir gün bir
şeylerin düzeleceği umudunu yitirmediklerini görüyorum. Parklarda, sokaklarda,
meydanlarda ellerindeki küçücük amatör video kameralarla dolaştıklarını, video
kaset alabilmek için bile aralarında para toplamak zorunda kaldıklarını, çekim
yerlerine çoğu kez yürüyerek gittiklerini, teknik sorunlarını çözebilmek için
çalmadık kapı bırakmadıklarını ve daha bir çok şeyi iyi biliyorum. Ve bir gün
uluslararası düzeyde, değer oldukları yeri alacaklarına da yürekten inanıyorum.
Yeter ki hiç zaman yitirmeden, bu insanlarımızın benliklerinde taşıdıkları
enerji ve sinema tutkusuna, yanıt verebilecek olgunlukta bir toplum olmayı
başarabilelim.
Hilmi ETİKAN
Ağustos 2003
Bu yazı Milliyet Sanat Dergisi Eylül 2003 (Sayı 534) de yayınlanmıştır.
|
|
|

|