|
Türkiye'de Çizgi Filmin Doğuşu
Türkiye'de çizgi filmin temelini atanların başında karikatürcüler gelmektedir.
Özellikle 1930’larda yabancı örneklerini gördükleri canlandırma sinemasına ilgi
duyan çizerler, kağıt üzerinde durağan biçimde yarattıkları tiplerin beyaz
perdede canlandırılması yolunda çalışmalar yapmışlardır. İlk denemeler de Cemal
Nadir Güler’in “Amcabey” kahramanını çizgi filme dönüştürme çalışmaları olmuş;
ancak teknik olanaksızlıklar yüzünden proje yarım kalmıştır.
1940’larda itibaren sinemalardaki gösterimleri önceleyen kısa reklam filmlerinin
canlandırılmasıyla başlayan Türk çizgi filminin öncülerinden biri de Vedat
Ar’dır. Filmar adlı stüdyosunda ürettiği 2-3 dakikalık çizgi filmlerin yanısıra
değişik biçim araştırmaları da yapan Ar’ın 1947’de Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi’ndeki 15 öğrenciyle gerçekleştirdiği “Zeybek Oyunu” adlı filmi bilinen
ilk Türk çizgi filmidir.
Sinema reklamlarının yaygınlaşması, çizgi film çalışmalarının reklam filmleriyle
sürdürülmesi olanağı sağlamıştır. Bu dönemde İstanbul Reklam Ajansı, bazı
karikatür sanatçılarıyla anlaşmalar yaparak onlara çizgi filmler hazırlatmıştır.
Türkiye’de bugün profesyonel olarak çalışan pek çok animatörün eğitim ocağı olma
özelliğini taşıyan ajans yapılan filmlere gösterilen ilgi nedeniyle kadro sonu
başka karikatürcülerle genişletmiş, üretimi hızlandırmıştır. O yıllarda basın
sektörünün yaşadığı sancılar nedeniyle iş bulma zorluğu çeken karikatürcüler
için bu bulunmaz bir fırsat olmuştur.
Ancak üretilen filmler en basit çizgi film prensiplerinin kullanılmadığı ilkel
filmlerdi. Yurtdışına giden bazı sanatçıların getirdikleri çizgi film teknikleri
ve anlatıma yönelik bilgiler daha nitelikli filmlerin üretilmesi sağlandı. Bu
gelişmeler stüdyoların da kurulmasını sağlamıştır. Tüm bunların yanısıra Radar
Reklam bir çizgi film bölümü açarak çizgi film çalışmalarına katılmıştır.
Karikatürün durgun bir dönem yaşadığı 1960’lı yıllarda daha çok çizer bu konuya
yönelmiş, aralarından bir bölümü de yurt dışına giderek bu alanda çalışmıştır.
Yalçın Tüzecan, Ali Ulvi, Bedri Koraman ve Mustafa Emektar “Kare Reklam”ı
kurmuştur.
1964’te Oğuz Aral, Tekin Aral ve Ferruh Doğan’ın birlikte kurdukları “Canlı
Karikatür” adlı stüdyoda ise “Koca Yusuf”, “Bu Şehr-i Stambul”, “Direklerarası”,
“Ağustos Böceği ile Karınca” gibi elliye yakın kısa film gerçekleştirilmiştir.
Bunlardan en tanınanı 19. yüzyılın sonunda Türkiye, Fransa, Belçika ve
Amerika’da güreşerek hayranlık uyandıran Koca Yusuf’un başarıları ve Amerika
dönüşü batan “La Bourgogne” transatlantiğinden denize düştükten sonra derya
üzerinde yüzen cankurtaran kayığına ağır gövdesiyle girmesini önlemek için
ellerinin kesilmesi ve boğuluşunu gösteren harika çizgi ve tiplemeleriyle başarı
sağlamış olan “Koca Yusuf”tur.
Bu dönem yapılan çizgi filmlerden, Ferruh Doğan’ın, Yalçın Çetin ile
birlikte İsmail Dümbüllü’yü konu edinen çalışması da sayılmalıdır. Ayrıca Yalçın
Çetin, 7’şer dakikalık “Boş Oda” ve “Evliya Çelebi” adlı filmleri yapmıştır.
Animatörlerin birer birer ayrılmasıyla zamanla stüdyolar dağılmış; bu da çizgi
film sanatının kurumlaşması yolunda tarihi bir fırsatın kaçırılmasına neden
olmuştur. Bu stüdyoların dağılma sebeplerinin başında, karikatür sanatçılarının
kolektif çalışmaya uyum sağlayamamaları ve çizgi film yapımını geçici bir
ekonomik gelir olarak ele almaları olmuştur. Bundan dolayı çizgi film sanatının
gelişmesiyle yönelik bir çaba gösterilmemiş ve bir çoğu bir süre sonra basın
sektörüne geri dönmüştür.
Ali Ulvi Ersoy, Nihat Bali, Eflatun Nuri Erkoç, Bedri Koraman, Mıstık (Mustafa
Eremektar), Yalçın Tüzecan (Sade Yalçın), Orhan Büyükdoğan, Tonguç Yaşar, Turhan
Selçuk, Emre Senan, Erim Gözen, Ali Murat Erkokmaz, Ateş Benice ve Derviş Pasin
de bu alanlar da çalışmalar yapmıştır. Yalçın Çetin, Orhan Enez, Yurdagün Göker
gibi çizerler de bir süre Almanya’da animasyon alanında çalışmalarda
bulunmuşlardır.
1969 yılları sonlarında “Sansür” adlı filmiyle TRT Kültür ve Sanat Bilim
Ödülleri yarışmasında kısa film büyük ödülünü almaya hak kazanan Tan Oral’ın,
film üzerine kazıma tekniğiyle yaptığı “Çizgi” isimli filmi bir kaç özel gösteri
de izleyiciyle buluşabilmiştir. 1911 yıllarının dergilerinden hazırladığı “Aslan
Asker Svayk” ise kolaj tekniğiyle hazırlanmış ilgi çekici bir filmdir.
Çizgi film üretimindeki ikinci patlama, televizyonun reklam filmleri yayınlamaya
başlamasıyla olmuş; ancak bu durum da uzun sürmemiştir. Yine de artan talep,
sayıları azalmış animatörlerce güç de olsa karşılanmıştır. Bu durumdan
kaynaklanan hızlı üretim, filmlerin sinematik ve estetik kalitesini göz ardı
etti. Giderek belli şablonlar oluştu ve bir yenilik denenmedi. Bu durum
fark edildiğinde ise geç kalınmış ve çizgi film talebi asgari düzeye düşmüştü.
1970’li yıllarda reklam için hazırlanan çizgi filmlerin dışında bazı deneysel
filmlerin yapımı da kısa ve süreli olmasa da gerçekleşti.
Ancak çizgi film alanındaki en önemli başarıyı 1950-B kuşağı çizerlerinden olan
Tonguç Yaşar elde etmiştir. Sezer Tansuğ ile birlikte hazırladığı ve eski hat
ustalarının çalışmalarını çıkış noktası olarak alan “Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?
” adlı kısa metrajlı çizgi filmi 1972’de Adana’da düzenlenen 3. Altın Koza Film
Festivali’nde seçici kurul özel ödülünü kazanmıştır. 1973’te 900 filmin
katıldığı 9. Annecy Çizgi Film Şenliği’ne de katılan bu film ön elemeyi geçip
gösterilmeye değer bulunan ilk Türk çizgi filmi olmuştur. Grafik değeri çok
yüksek olan bu filmde Kurandan çıkarılan bir ayetin “Amentü billah! Ve bima cae
min İndillah!” ibarelerinin kürekle çekilen bir sefineye benzetilmiş
figürasyonunun harekete geçirildiğini gösteren bir çalışmaydı.
Meral Simer ile Tonguç Yaşar, bu çalışmalarıyla Darüşşafaka Sinema Kulübü’nün
düzenlediği 1. Uluslararası Kısa Filmler Şenliği’nde en iyi film ödülünü
almıştır.
Tonguç Yaşar bu filmi izleyerek aynı stüdyoda “Don Kişot”, “Kaptan”, “Üç
Hikaye”, “Yağmurdan Kaçan Adam” ve “Düdük” adlı filmleri üretti.
Neval Simer yine aynı stüdyoda senaryosu Sezer Tansuğ’un yazdığı “Bahar Nasıl
Oldu?” yu çevirdi. Bu film “Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?” ile bir üçleme
oluşturacak şekilde düzenlenmiş ancak üçlemenin üçüncü filmi çekilememiştir.
Bu filmi masaldan alınan konusuyla Orhan Büyükdoğan’ın hazırladığı “Basmi Beyrek”
izledi.
Çizgi film açısından diğer yıllara göre daha canlı bir dönem olan 1970’li yıllar
aynı zamanda yarışma ve ödüller dönemi olarak da anılabilir. 1970’de yapılan
Hisar Kısa Film yarışmasına “Silgi” adlı çalışmasıyla katılan Engin İnal ve
“Lingo Lingo Şişeler” adlı kukla filmiyle katılan Gönül ve Orhan Taylan bu
çalışmalarıyla özel ödüle layık görülen sanatçılardır.
Bu yıllarda ayrıca Ateş Benice’nin “İnsanız Biz” ve “Sentez” adlı çalışmaları;
Emre Senan’ın 1972’de gerçekleştirdiği “Kısasa Kısas” ve 12 filmlik “Yaşlı Dut
Sokağı” ile Ahmet Sipahioğlu’nun İngiltere, Manchester Polytechnic’de guvaş
boyayla resimleme yöntemiyle yaptığı “Bay A” bu çabaları tamamlamaktadır.
1974 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü (BÜSK) kısa film yarışmaları
düzenlemeye başladı. Bu yarışmanın ilkinde Cemal Erez “65 KV” adlı filminde
konuyu işleyiş, teknik ve içerik yönünden tutarlı olması nedeniyle birincilik
kazandı. Atilla Ülkümen ise “Güz” adlı çalışmasıyla ikinci olmuştur.
1975’te düzenlenen yarışmada ise Emre Senan “Gergedanadam”la birinciliği
kazanırken; Ateş Akyüz “Evrim” filmiyle ikinci olmuştur. Yarışmanın 3. senesi
olan 1976’da, birincilik ödülünü yine Emre Senan’ın bu kez “Canlandırma Tabanca”
filmiyle aldığı görülür. İkincilik ödülü ise “Düğüm Nasıl Çözülür ?” adlı
çalışmasıyla Ateş Benice’ye verilmiştir. 1977 yılında son kez düzenlenen BÜSK
yarışmasının birincisi son iki yılda birincilik kazanmış olan Emre Senan olmuş;
Senan bu kez, “ Hayatında Eğri Çizgiyi İlk Kez Keşfeden Adam” filmiyle ödül
almıştır. Bu yılın ikincisi ise “ Birgün” adlı çalışmasıyla Selçuk Aşkın
olmuştur.
1978 yılında Balkan Filmleri Şenliği çerçevesinde düzenlenen ulusal kısa film
yarışmasının birincisi, İtalya’da gerçekleştirdiği 5 dakikalık “Kedi” (Il Gatto)
adlı filmiyle Meral Erez olmuştur. Aynı yarışmada jenerik ödülünü ise Nezih
Demiral ve Emre Senan kazanmıştır.
Yine aynı yıl Kültür Bakanlığı “Nasrettin Hoca” konulu bir çizgi film yarışması
açmıştır. Bu yarışmaya 10 film katılmış, birinciliği Tunç İzberk’in “Hoca ile
Hırsızlar” adlı filmiyle Tonguç Yaşar’ın “Hoca ile Hırsız” çalışması
paylaşmıştır. Ateş Benice’nin “Hoca Birgün” adlı filmi ikinci olurken Emre Senan
da “Kısasa Kısas” adlı çalışmasıyla üçüncülüğe layık görülmüştür. Daha sonra
bakanlık, yarışmanın birinci ve ikincilerine Nasreddin Hoca’yı konu alan bir
çizgi film daha yaptırmıştır.
1980’de Ateş Benice’nin yaptığı “Stero” adlı filmi, Zagrep Canlandırma Filmleri
Şenliği’nde gösterilmiştir. Aynı film ertesi yıl Portekiz’in Espinho kentindeki
bir yarışmaya da çağrılmış ve gösterime girmiştir.
Yaratıcılık açısından daha durgun geçen 1980’li yıllar 1982’de, bir yıl önce
yasaklanmış olan Akşehir Nasrettin Hoca Uluslararası Karikatür Yarışması yerine
bir çizgi film yarışmasının düzenlenmesiyle başlamış, Murat Havsa ile Yıldız
Cıbıroğlu’nun birinciliği paylaştıkları yarışmada Atilla Ergüder ikinci, Bekir
Susam ise üçüncü olmuş, Türker Ede, Feza Baykal ve Timuçin Tarhanlı da özel ödül
almışlardır.
1983 yılında Antalya Film Şenliği’nde Ateş Benice “Sentez” adlı çalışmasıyla
Altın Portakal ödülüne layık görülmüştür.
Yine 1983’te Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Şube Başkanlığı trafik konulu, bir
yarışma açmıştır. Erim Gözen’in ikinci, Sertaç Ergin ve Feride Yörük’ün
üçüncülüğü paylaştığı yarışmada birincilik ödülü verilmemiştir.
1984 yılında İsanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Klubü (İFSAK) 6. Ulusal Kısa
Film Yarışmasında büyük ödül kazanan Ahmet Sipahioğlu 1985 yılında katıldığı
ODAK Kısa film yarışmasında da birincilik almıştır.
Kültür Bakanlığı’nın başarı ödüllerini kazanan Tonguç Yaşar 1985’te “Kaplumbağa
ile Tavşan”, 1986’da Nasrettin Hoca öykülerinden yola çıktığı “Cüppe” ve
“Hırsız’ın Hiç Mi Kabahati Yok”, 1987’de Meral İmren ile birlikte “Kuş ve Avcı”,
1988’de “Kaplumbağa ile Tavşan”, 1990’da TRT tarafından çocuk sağlığının
korunması için “Sağlığımızı Koruyalım”, 1992’de Kültür Bakanlığı adına Fazıl
Hüsnü Dağlarca’nın aynı adlı şiirinden “Balina ve Mandalina”, 1993’te yine
Kültür Bakanlığı adına sigaranın zararı üzerine üçer dakikalık beş filmden
oluşan “Öhö, öhö, öhö” filmlerini yapmıştır.
1992’de Cemal ve Meral Erez’in eğitici filmleri “Şaşkın Sihirbaz ve Şakacı
Şapka” her bir harfe birer dakika ayrılarak A’dan Z’ye Türk alfabesinin tüm
harflerini çizgi film biçiminde anltan bir çalışmadır.
Ali Murat Erkorkmaz’ın “Quick Ease” adlı çizgi filmi 1983 Fransa Annecy
Canlandırma Film Festivali’nde 350 film arasından ilk ona girmiştir.
Pasin-Benice stüdyosunun başanimatörü ve yönetmeni Derviş Pasin’in 1988’de
yaptığı 50 dakikalık uzun metrajlı “Boğaç Han” ve bir seri “Dede Korkut
Hikayesi” Japon çizgi filmciliğinden bile daha nitelikli bulunmuştur.
5. Ankara Ulusal Film Festivali’ne katılıp ödül alan Nimet Yardımcı’nın
gerçekleştirdiği, yaşlı bir kunduracı ile iyi kalpli üç cinin öyküsünü anlatan
“Kunduracı ve Cinler” bir Grimm Kardeşler masalının çizgi film uyarlamasıdır.
Yine Pasin-Benice atölyesinin Yalvaç Ural’ın senaryosundan yola çıkarak
hazırladıkları ve televizyonda da yayınlanan “Evliya Çelebi”, Ali Murat
Erkorkmaz’ın Mazhar-Fuat-Özkan’ın “Vak-the Rock” klibi için hazırladığı karakter
de sayılmadan geçilemeyecek çalışmalardır.
Yalvaç Ural ve Sunder Erdoğan’ın yarattıkları ve TRT’de yayınlanan “Küçük
Abdullah” adlı çizgi film Hollanda Televizyonu’nda da gösterilmiş ve Ural bu
çalışmayı “çocuk yazınımız ve çizgi dünyamızın Batı’nın çok gerisinde kaldığının
düşünüldüğü bir dönemde oldukça başarılı bir çalışma olarak nitelendirmiştir.
Kültür Bakanlığı, tarihsel Türk tiplemeleri üzerine çizgi film yapma kararı
vermiş ancak “Red Kit Dede Korkut’a Karşı”, “Toygar” gibi filmlerin yapılması
halktan büyük tepki almıştır.
Kasım 1990’da yayınlanan Dede Korkut’un “Dünya Güzeli” adlı masalının bir bölümü
“Aktay” filminde “Bismillahirrahmanirrahim ve bihi nastain”diye söze başlaması
bu ulu kişinin İslam öncesi Türk destanlarıyla ilgili olması bakımından
eleştirilmiştir.
1988 ve 1989’da İstanbul’da “Anadolu Sanat Merkezi”nin hazırladığı ve Kültür
Bakanlığı ile Vakıfbank’ın ve Kadıköy Belediye Başkanlığı’nın desteklediği bir
“Anadolu Uluslararası Çizgi Film Festivali” düzenlenmiştir. Ümit Solak, Tonguç
Yaşar, Ateş Benice, Tunç İzberk, Derviş Pasiner, Nilüfer Bora, Orhan Büyükdoğan,
Meral-Cemal Erez, Bülent Ateş, Erim Gözen, Oğuz Aral, Ferruh Doğan, Tekin Aral,
Eflatun Nuri ve Tan Oral gibi sanatçıların katıldığı bu festivale ayrıca 21
ülkeden 195 çizgi film katılmış, filmler ücretsiz olarak gösterilmiştir.
Türkiye’de ilk çizgi film semineri 1989’da TRT yöneticileri ve Kültür
Bakanlığı’nın temsilcilerinin de katılımıyla gerçekleşmiş; bu seminer Türk çizgi
filminin gelişimi için çok olumlu bulunmuştur.
1990’lı yıllar ülkemizde animasyon türünde gerek çizgi filmlerin gerekse kukla
filmlerinin geliştiği gerçek dönemdir. Sinemamızın bu türünde gecikerek de olsa
bir gelişme sağlanmış olması büyük bir mutluktur.
Bu yıllarda, çizgi filme yeni bir bakış açısı daha eklenmiş, “çocuğa dini ve
milli çizgi film” sloganıyla TRT ve Devlet Bakanlığı 1990-1991 yıllarında,
“Emre”, “Süleyman Çelebi ve Mevlit ”, “Yusufçuk”, “İnsanlar Yaşadıkça” başlıklı
çizgi filmleri yaptırmıştır. Bu filmlerin, “Ten Ten”, “Tom ve Jerry”, “Uyuyan
Güzel”, “Taş Devri”, “Cici Kız”, “Donald Duck” ve “Ghost Busters” (Hayalet
Avcıları) gibi filmlere alternatif olarak gösterilmesi ise yeni bir tartışmanın
başlamasına neden olmuştur.
Kültür Bakanlığı ise “diskoya giden, kola içen, hamburger yiyen” gençliğe karşı,
“milli değerleri yeğ tutan bir gençlik yaratmak üzere filmler yapmayı düşünerek
“Alparslan”, “Ergenekon Destanı”, “Bilge Kağan”, “Keloğlan”, “Pembe İncili
Kaftan” gibi filmler yaptırmıştır.
Bütün bunlar İslami kesimi de harekete geçirmiş ve Tele-Çizgi ajansının sahibi
Tufan Mengi donanımlarının yerinde olduğundan söz ederek çocuklara çanların
çaldığı, kendi kültürümüzü yansıtmayan, toplumun inandığı değerleri görmezden
gelen filmler yayınlandığını ileri sürdü.
İslami kesim işi biraz daha ileriye götürerek, “kökü içerde çizgi film
kahramanları, kökü dışarıda çizgi film kahramanlarına karşı” sloganıyla 1993’te
Diyanet İşleri Bakanlığı adına “Bir Hikaye, Bir Ders”, “Keloğlan”, “Küçük
Mücahit”, “Nasreddin Hoca”, “Bosna Alevler İçinde” adlı çizgi filmleri
yapmıştır.
Çizgi filmin gibi eğitici bir konunun,İslami kesim tarafından benimsenip siyasi
maksatla kullanılmasından önce Üniversitelerimizin Güzel Sanatlar Fakülteleri
Sinema-Tv Animasyon bölümleri başta olmak üzere ilgili resmi kuruluşları da işi
ciddiye almıştır.
Çizgi film 1984 yılından itibaren Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde ders olarak
gösterilmektedir. Ayrıca Orhan Büyükdoğan Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü
Mimar Sinan Üniversitesi)’nde, Ahmet Sipahioğlu Dokuz Eylül Üniversitesinde
çizgi film dersleri vermiş, Tahsin Özgür de “The Turkish Daily Animator” (Günlük
Türk Canlandırması) adlı uluslararası nitelikteki haber mektubunu yayınlamıştır.
1988’den itibaren yapıla gelen “Anadolu Çizgi Film Festivali” 1994’ten sonra Demo
Tanıtım Organizasyon Ltd., Kültür Bakanlığı ve Çizgi Filmciler Derneği’nin
katkılarıyla uluslararası bir kimliğe büründürülmüştür. Amacı, ülkeler arası
dostluk ve barışın sürdürülmesi için, yarınları kuracak olan çocukların, kendi
ülkeleri dışındaki kültürleri tanımaları ve Türkiye çizgi film yapımcılarının
dünyaya açılması olarak belirtilen festivalin filmleri ücretsiz
olarak gösterilmiştir.
Türkiye'de Çizgi Film
31 Mayıs 2007 Perşembe
|
|
|

|