Fotoğraf Siyasal Bir Sanattır
Hobi fotoğrafları siyasaldır. Her şeyden önce, günde size bırakılan 3-4 saati, aptal kutusu televizyonu seyretmekle eşdeğer olabilecek bir biçimde, yağmurda çamurda deklanşöre basmakla geçirmek, düzenin / sistemin sizi istediği gibi yönlendirmesini sağlar. Zihinsel bir etkinlik gösterdiğinizi sanır ama hiçbir şey yapmış olmazsınız. Oturup bir kitap okusanız, yaşamınız değişebilir, gerçekten öyledir, kitabına bağlı ayrı konu. Yaşamınızın değişmesi istenmediği için, size o hobiler sunulur. Üste bir de para verirsiniz.

Reklam fotoğrafları siyasaldır. Siyaset yönetir. Reklamlar da, 4-5 yılda 1 yapılan oy verme işlemi yerine, her gün kezlerce yapılan alışveriş eylemini yönetir, yani manipule eder. Sizi hiç gereksinmeniz olmayan malları almaya yönlendirir. Hangi insanın yılda 6 çift ayakkabıya gereksinimi vardır? Bizde herkes yılda ortalama bu kadar ayakkabı satın alıyor. Hangi işsiz insanın cep telefonuna gereksinimi vardır? Bizde 1 milyon kişinin var. 40 dolarlık donu giymek kime ne kazandırır? Bizde her yerde satılıyor. Bunların fotoğrafları olmasa, kimse onları satın almaya özenmezdi.

Fotoğraf propagandadır. Fakir evinde iftar açarken Müslüman demokrat başbakan fotoğrafı "best-seller" dır. Kapatılacak SEKA fabrikasının kapısında eski başbakan fotoğrafı yarı "best-seller" dır. Sosyal demokrat başbakan yardımcısının cenaze namazında saf durması orta karardır, durmasaydı "best-seller" fotoğraf olurdu, muhtemelen de görevden alınırdı. Cellat hitler'in de kullandığı, haydut Amerika'nın da kullandığı müthiş bir propaganda aracıdır.

Fotoğraf, aynı zamanda en koyu siyasetin uygulandığı alan olan popüler kültürdür. Ünlülerin, mankenlerin, futbolcuların, sunucuların fotoğrafları milyonlarca genci alın teriyle çalışmak yerine, bir gecede sınıf atlama hayalleri kurdurup, yıllarca manipule eder. Onların giysilerine, parfümlerine milyarlarca YTL harcatır. Jestlerini, mimiklerini taklit ettirir, onları kurma bebeklere döndürür.

Fotoğrafın en keskin siyasal yönü, gerçekleri çarpıtmasıdır ki siyaset yalnızca bununla uğraşır. Gerçeği söyleyen ideoloji yoktur. En azından şimdilik yoktur, diyelim. Fotoğrafın gerçekleri çarpıtması, çoğul anlatımlılığının suistimalidir ve çok sık yapılır.

Yine de fotoğraf tarihtir. Yine de, fotoğraf ortaya çıkalı beridir bazı gerçekler artık saklanamamaktadır. Toplama kampları, savaş meydanları, evsizler, vd gözlerden uzak tutulamamaktadır. Polisler her ülkede adam coplamakta ve bunlar kayda geçmektedir. Haydut işgalciler Irak'ta, Filistin'de ve daha bir çok coğrafyada halkları katletmekte ve bunlar kayda geçmektedir. Ancak, çirkin fotoğrafları seven azdır, güzel fotoğrafların zihinsel ve kültürel yönetimini çoğunluk yeğler.

Yönetmeyen bir fotoğraf nasıl bir şey olurdu? İnanın bilmiyorum.

Fotoğrafın gücü Fotoğraflar, haberi kimi zaman bir adım ileri götüren, haberde anlatılan olayları daha "gerçekçi" şekilde gözler önüne seren belgeler.

Aşağıdaki üç bilindik fotoğrafı çeken fotoğrafçılar, tüm dünyada tanınan bu tarihî kareleri anlatıyorlar.

Irak askerinin ölümü

"Bu fotoğraf, paramparça olmuş bir kamyonun içinde, tanınmaz halde yanmış bir Irak askerini gösteriyor.

Kamyonun arka tarafından güneş ışığı geliyor. Çevredeki herşey yanmış ya da parçalanmıştı. Bu yüzden fotoğraf neredeyse siyah beyaz çekilmiş gibi görünüyor.

Sabah erken saatlerdi, bütün geceyi ayakta geçirmiştik. Bir, bir buçuk saat içinde bir ateşkes ilan edilmesi bekleniyordu. Nasıriye'den Basra'ya doğru ilerliyorduk. Ve bu görüntüyle karşılaştık... Otobanın ortasında tek başına duran bir kamyon.

Amerikan ordusundan bir görevliyle beraberdim. "Ölülerin fotoğraflarını çekmeyi anlayamıyorum" dedi bana... Ne söyleyeceğimi bilemedim. Aklıma gelen ilk şey "Eğer ben bu fotoğrafları çekmezsem, annem ve pek çok kişi, savaşın filmlerde gördükleri gibi olduğunu sanmaya devam edecekler" demek oldu."



Yer: Irak
Tarih: 1991 - Körfez Savaşı
Fotoğrafçı: Ken Jarecke





Vietnam'da napalm saldırısı

"Bu fotoğraf dokuz yaşındaki Vietnamlı kız çocuğu Kim Fuk'u, cildi yanıklar içinde koşarken gösteriyor.

Kim'in arkasında, Güney Vietnamlı askerleri de kaçarken görüyorsunuz. Kim'in kardeşleri de yanında. Birisi, geri dönmüş yoğun, siyah dumana bakıyor.

Kim çok kötü görünüyordu, öleceğini düşündüm.

O gün, pekçok fotoğraf çekmiştim ve kasabadan ayrılmak üzereydim. Tam o sırada iki uçak gördüm. Her iki uçak da dörder tane napalm bombası attı.

Beş dakika sonra yardım çığlıkları atan insanlar koşmaya, kaçmaya başladılar.

Kim beni gördüğü anda, Vietnamca, "bana su verin. Yanıyorum, kavruluyorum" diye bağırmaya başladı.

Ona biraz su verdim ve yardım edeceğimi söyledim. Onu arabama alıp yaklaşık 15 kilometre ötedeki hastaneye götürdüm.

Hastane ölen ya da ölmek üzere olan Vietnamlılar'la, askerlerle doluydu. Kimse çocuklarla ilgilenmiyordu.

Gazeteci olduğumu söyledim. Kim'in ölmesini istemediğimi haykırdım.

Yardım ettiler..."



Yer: Vietnam
Tarih: 1972
Fotoğrafçı: Nick Ut




'Korkma. Ben artık yanındayım...'

"Bu fotoğrafı 19 Nisan 1995'te, Oklahama bombalamasında çektim.

Fotoğrafta bir itfaiyeci, cansız bir bebeği kucaklamış, okşuyor.

Bu fotoğrafta beni en etkileyen özelliklerden birisi, itfaiye erinin, çocuğu bir polis memurundan almadan önce eldivenlerini çıkarmış olması.

İtfaiye erleri sert, ateşe dayanıklı eldivenler kullanırlar.

Yaşayıp yaşamadığından emin bile olmadığı bu bebeği kucağına almadan önce eldivenlerini çıkaran itfaiye erinin, belki de farkında olmadan ne kadar düşünceli davrandığını görmek beni çok etkiledi.

Kucağındaki bebeğe bakan itfaiyecinin yüzündeki ifade, "Korkma. Ben artık yanındayım... Herşey düzelecek. Senin için ne gerekiyorsa yapacağım" der gibi.

Kucağındaki kız çocuğunun ölü olduğunun farkında değil..."



Yer : Amerika Birleşik Devletleri
Tarih : 1995
Fotoğrafçı : Charles Porter

Mutlu ŞAHİN
7 Kasım 2005

Şeyh Bedreddin Film Kolektifi
www.seyhbedreddin.net