1. İzmir Bağımsız Sinema Festivali

14 - 21 Nisan 1975

Düzenleyen
İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD)







Gösterilen Filmler

Ak Günlere / 1975 / Belgesel / Muammer Özer / 00:14:00
Amerikan Tiyatrosu / 1975 / Belgesel / Muammer Özer / 00:15:00
Bitmeyen Yol / 1965 / Uzun Kurmaca / Duygu Sağıroğlu /
Endişe / 1974 / Uzun Kurmaca / Şerif Gören, Yılmaz Güney /
Sansür / 1970 / Canlandırma / Tan Oral / 00:07:00
Triumph Over Violence / 1965 / Belgesel / Mikhail Romm / 02:18:00
Umut / 1970 / Uzun Kurmaca / Yılmaz Güney / 01:40:00








Şenlikler
İki Bağımsız Sinema Şenliği
Yapılan Yanlışlar
Yeni Film Birikiminin Değerlendirilmesi

Geçtiğimiz nisan ve mayıs ayları içersinde ilki İzmir'de (14 - 21 Nisan), İkincisi İstanbul'da (23 - 24 Mayıs) olmak üzere, iki «bağımsız sinema şenliği» düzenlendi. İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD) ile İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü (BÜSK) tarafından düzenlenen iki şenliğin de Türkiye’de ticarî sinema düzeninin dışında devrimci, materyalist bir sinema anlayışının yerleşmesinden yana olan iyi niyetli arkadaşlar tarafından yönetildiği bir gerçekti. İki dernek de «İlerici - Devrimci Sinema Platformu» nda yer almaktaydılar.. Düzenlenen şenlikler ise bir yerde, yapılıp gösterilememiş yeni bağımsız sinema çalışmalarını ortaya koyacak ve bu sinema anlayışı için kafa yoran, çalışmalar yapan arkadaşların biraraya gelmelerini, çeşitli ortak sorunlar ve filmler üzerine tartışmalarını sağlayacaktı.. İzmirliler, yarışmada derece alacak, 8, 16 ve 35 mm. lik filmler için para ödülü koymamışlardı; ancak yukarıda belirtilen anlayışa uygun sinema örneklerini çevre köylerde ve gecekondu mahallelerinde dolaştırarak emekçi halkın karşısına götüreceklerini beliriyorlardı.

1. İzmir Bağımsız Sinema Festivali yöneticileri, çabaları için başlangıçta şu değerlendirmeyi yapmışlardı: «Egemen ticarî sinema düzeninin dışında, MATERYALİST SİNEMA örneklerinin hazırlanabilmesi, değerlendirilmesi, yapım olanaklarının araştırılıp örgütlenmesi, kuramsal çalışmaların gözden geçirilmesi ve tartışılması, sinemanın etkinliğinden yararlanarak emperyalist kültür ve diğer yoz - tutucu kültürlerle savaşılması için, Birinci, İzmir Bağımsız Sinema Festivali ileri bir adımdır...»
Üniversite bünyesinde çalışmak durumunda olan BÜSK yöneticileri ise, geçen yıl olduğu gibi, bu yılki ikinci yarışma için de, rektörlüğün kültür çalışmalarına ayırmakta olduğu para fonundan 10.000 liranın, ticarî düzenin dışında çalışan bağımsız sinemacıların filmlerinin biraz olsun desteklenebilmesi amacıyla «film yarışması» nda derece alacaklara dağıtılmasını sağlayabilmişlerdi.

8mm de 1. 2000, 2. 1000; 16mm de 1. 3000 2. 2000; canlandırma kategorisinde de 1. 2000 TL. ödül tutarı olarak ayrılmış durumdaydı. BÜSK yöneticileri de şenlik öncesinde görüşlerini ve amaçlarını şöyle belirlemişlerdi: «Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü Kısa Film Yarışmaları, Türkiye’de egemen sinema düzeninin dışında yapılan, mevcut kültürün etkinliğinden uzak özgün film çalışmalarını sergilemek, tartışmaya sunmak ve desteklemek amacını güder. Egemen sinema düzeninin dışındaki yapımcıların karşılaştığı maddi koşullar, ancak kısa film yapımını mümkün kılmaktadır. Günümüz Türkiye'sinde kısıtlı olanaklarla çalışan bu yapımcının tanıtılması ve desteklenmesi bir görevdir. İlerici, devrimci sinema güçleriyle işbirliği ve dayanışma içinde bu görevin yerine getirilmesi, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından bir ilke olarak benimsenmiştir»

İZMİR BAŞARISIZLIĞI VE NEDENLERİ
14-21 Nisan tarihleri arasında yapılan I. İzmir Bağımsız Sinema Festivali tek kelimeyle «başarısızlık» la sonuçlandı. Herşeyden önce, başvurma tarihine kadar yarışmaya katılmak üzere yeterli film gelmemesi ve bunun sonucu olarak «yarışma» nın iptal edilmesi dikkati çekiyordu. Gönderilen birkaç filmin yarışma dışı gösterilmesinden başka, şenlikte sinema üstüne iki de konferans verileli. Şenlik programının öteki konuları arasında «bağımsız sinema» olgusunun dışına taşan film gösterileri ve kültür olayları yer almaktaydı. Bu çizgide Yılmaz Güney’in «Umut» ve Şerif Gören’in «Endişe» gibi Yeşilçam düzeninin en ilerici örneklerinden ikisinin sunulması, şenliğe pek tabii olarak değişik bir hava katamadı. Tiyatro gösterisi ve Ruhi Su konseri ile «Sinema ve İnsan» konulu karikatür sergisi de şenliğin öteki sanat olguları arasında yer alıyordu.. Tiyatro yazarı S. Günay Akarsu, «Sanat Sorumluluğunun İzmir’deki Yanılgısı» başlıklı bir yazısında, bu bağımsız sinema şenliğini şöyle değerlendiriyordu. «.. dernek yöneticilerinin (...) düzenledikleri 1. İzmir Bağımsız Sinema Festivali, amacına ulaşamadan kötü düzenlenmiş bir kültür haftasına düşmüştü. O oranda da sönük geçti, beklenen İlgiyi çekemedi. Arkasından daha büyük bir yanlışla İstanbul’dan Türk Yazarları Tiyatrosu’nu getirttiler...» (Cumhuriyet, 29 Mayıs 1975).

İzmir'deki 1. Bağımsız Sinema Festivali, neden «başarısızlık» la sonuçlandı?
Bundan gelecek yıl için çıkarılacak ders neydi? Başarısızlığın temel nedeni, bizce, İzmir’de bir «bağımsız sinema» şenliği düzenlemenin gerekli olup olmadığını uzun boylu düşünmeksizin, dernek olarak birdenbire böyle bir şenlik yapma kararının alınmasında yatıyordu. İstanbul'da BÜSK tarafından bu tür bir şenlik, derece alan filmlere para ödülleri vermeyi de sağlamış olarak zaten yapılmaktaydı. Kaldı ki İzmirliler, yarışmayı BÜSK’ü eleştirerek ve ona bir «alternatif» olarak da düzenlemiyorlardı.

İkinci olarak İzmirliler şenlik bildirilerinde de görüldüğü üzere «materyalist sinema» amacının üzerine özellikle basıyorlardı. Oysa gerçekte bu anlayış, daha kuramsal boyutlarını «tam» olarak bulamamıştı ki, ortaya bir anda tutarlı yapıtlar çıkıversin ve şenliği anlamlandırsın. Devrimci film yaratmanın BÜSK Şenliği’nde sözünü edeceğimiz birçok tutarsız yapıt örneklerini yaratmaktan çok daha zor bir iş olduğunu, bunların «home movie» (ev sineması/aile filmi) olarak kalmayıp emekçi halka söz götürmeyi amaçlayacak filmler olmasının işleri ne kadar güçleştirdiğini bilmek gerekiyordu. Nihayet kimse de İzmir'de şenlik yapıldığı için, oraya apar topar devrimci, materyalist anlayışta film hazırlama durumunda değildi.

Üçüncü olarak bu tür şenlikler, «bağımsız sinema» ya kafa yoran kişilerin ve film çalışmaları yapanların buluşup tartışacakları birer «ortam» olma anlamı taşırdı. Ve konferanslar, açık oturumlar da ancak ilgili kişilerin toplandıkları bu «ortam» da anlam kazanabilirdi. «Bağımsız sinema» ya kafa yoranlar ve film yapanlar ise genellikle İstanbul'da bulunduklarından ve İstanbul’da zaten bir şenlik yapılmakta olduğundan, bir İkincisi için de herkesin birden kalkıp İzmir’lere akın edeceğini sanmak, baştan tutarlı bir görüş sayılmamalıydı.. Bu üç etken birleşince şu gerçek ortaya kendiliğin den çıkıverdi: Para ödülü de bulunmayan İzmir Bağımsız Sinema Festivali’ne devrimci olmasından geçtik, film gönderen çıkmadı. Birçok yazar ve sinemacı arkadaş, işleri nedeniyle İzmir’e gidemediler. Böylece İzmir, «bağımsız sinema» filmleri ve tartışmaları yönünden ister istemez sönük geçti, diğer kültürel konular daha çok ağırlık kazandı.

Yedinci Sanat Aylık Sinema Dergisi Sayı 24







İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD-1974) girişimidir. 1974'de kurulan bu derneğin başkanı Ali Özgüven, başkan yardımcısı ve sinema etkinlikleri yönetmeni Oğuz Makal'dır. İSKD, ilk film gösterisini Karaca Sineması'nda Bulgar sinemasından "Sevgi" adlı filmle yapar. Açılışı, dönemin Belediye Başkanı Sn. İhsan Alyanak ve o yıllarda doçent olan ve iki yıl sonra İzmir'de bir fakülte içinde ilk Sinema-TV bölümünü kuracak Alim Şerif Onaran birlikte yaparlar. Daha ikinci haftada yaptığı gösterimler derneğin, emniyetin “sıkı gözetim trenine” binmesi için yeterli olacaktır...

İSKD’nin “genç” tavrı ve 1960’ların sonlarındaki bağımsız bir sinema hareketi olan “Genç Sinema” hareketi gibi ‘Yeşilçam’ olarak adlandırılan sinemadan uzak kalışı nedeniyle, ilk adı ‘İzmir Bağımsız Film Festivali’ olan etkinliği yaratır. (Türk Sineması’ndan gösterdiği filmler Karanlıkta Uyananlar (Ertem Göreç-1964), Bitmeyen Yol (Duygu Sağıroğlu-1965) gibi toplumsal tanıklık filmleridir). Fuar alanındaki eski Belediye Meclis salonuna kurulan 35mm'lik gösterim aracıyla Yılmaz Güney'in "Umut" (1970) ve "Endişe"(1974) filmleri sunulur. İstanbul Sinematek yönetmeni Onat Kutlar "Politik Sinema" konulu bir konferans verir. Yurt dışında, İsveç'te filmler yapan Muammer Özer'in kısa-belgesel filmleri ilk kez İzmir'de gösterilir. Dernek kurulduğunda tam bir sanat çölü olan İzmir'de bu birkaç günlük olayın beklenen sesi verdiğini söylemek zordur.

Hürriyet Kültür Sanat
1 Temmuz 2011








Sinema Alanı

Yerli ve yabancı seks ticaretinin arasına sızabilen birkaç yerli filmden, bir de Yılmaz Güney filmlerinden başka İzmir Sinema ve Kültür Derneği'nin çalışmaları ile geçti mevsim. Parlak bir başlangıçtan sonra, bu derneğe gösterilen ilgi gittikçe azalmaya başladı. Bunun nedenlerini dernek yöneticilerinin araştırmaları ve şimdi de derneğin yaptıkları yanlışlardan kurtulmaları gerekiyor. Yoksa derneği yaşatmaları bile güç olacağa benzer.

Düzenledikleri 1. İzmir Bağımsız Sinema Festivali, amacına ulaşamadan kötü düzenlenmiş bir kültür hatasına dönüşmüştü. O oranda da sönük geçti, beklenen ilgiyi çekemedi. Arkasından daha büyük bir yanlışla İstanbul'dan Türk Yazarları Tiyatrosu'nu İzmir'e getirttiler. Gişe açısından başarı bu toplulukla dernek yöneticileri seyirciler önünde güç duruma düştü. Ama oyunun özünü kavrayamadan birkaç sloganla heyecanlanan seyirci, devrimci bilinç adına insanı çok acı düşüncelere götürecek denh önemliydi. İzmir'in devrimci amatörlerine çok büyük görevler düşüyor gerçekten. Birikim yaratan oyunlar döneminin başladığını. sloganlarla seyirciyi boşaltmadan yanlışı görüp anlamaları ve de anlatmaları gerekiyor.

29 Mayıs 1975
Cumhuriyet Gazetesi










14 nisanda başlayan, İzmir Sinema ve Kültür Derneğinin düzenlediği "1. İzmir Bağımsız Sinema Festivali" gösteri, açık oturum konferans ve sergilerle davam ediyor.

Festivale katılacak filmler vaktinde Festival Komitesine ulaşmadığı için, programdaki yarışama bölümü kaldırıldı.

Festivalde bundan sonra şunlar izlenebilecek:

18 nisanda "Devrimci Sinema" konulu açık oturum ve Tan Oral'ın "Sansür" adlı kısa filmi; 19 nisanda Merhaba Gösteri Topluluğu'nun sunacağı "Açan Açana", Onat Kutlar'ın " Siyasal Sinema" konuşması ve Şerif Gören'in "Endişe" filmi; 20 nisanda Mahmut Tali Öngören'in "Kitle Haberleşme Araçlarının Kültürel Etkileri" konuşması ve Ruhi Su'nun "Türküler Resitali"; 21 nisanda Mihail Romm'un "Sıradan Faşizm" filminin gösterisi ve kapanış.

Karikatürcüler Derneği üyelerinin İzmir Sinema ve Kültür Derneği salonunda açtıkları "Sinema ve İnsan" konulu sergi de bu süre içinde izlenebilecek.

Milliyet Sanat Dergisi, 18 Nisan 1975, Sayı 128







‘Sıradan Faşizm’ filminin gösteriminin hatırlattıkları

12 Mart 1971 askeri darbesinin üzerinden henüz iki yıl geçmişti. Üniversiteler ve gençlik hareketi “nerede kalmıştık” dercesine, hızla yeniden toparlanıyordu. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası terk edeceğim İzmir’de de, o yıllarda bu hareketlilik iyiden iyiye yükselmeye başlamıştı. İşte tam o dönemde, DEV-GENÇ’li ağabeylerden (sonradan ben de bir militan olarak, aktif siyasi mücadelelerde hep birlikte yürüyeceğimiz) bir bölümü, dağınıklığı örgütlülüğe çevirmeye dönük bir çalışmaya yönelmişti. Dönemin ağır baskı koşullarını dikkate alarak yeni bir örgütlenme biçimine girişmişlerdi: Özellikle, gençliğin bir araya gelmesine kapı aralayacak bir kültürel etkinlik örgütlenmesi!

İşte tam böyle bir ortamda İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD) kuruldu. Yıl 1973 olmalı. Ali Özgüven, Oğuz Makal, ben ve birkaç arkadaş daha yönetim kurulunu oluşturmuştuk.

İstanbul’daki Sinematek ile Oğuz Makal’ın kurduğu iletişim sayesinde, haftada bir gün İzmir’in büyük sinema salonlarında nitelikli, seçkin filmler göstermeye başladık. Film gösterimlerimizde, İzmir’de o dönemin en büyük sinema salonlarından Şan, Sema ardından da Karaca Sineması salonları izdihama varan bir ilgiyle hınca hınç doluyordu. Tabii politik filmlere ağırlık veriyorduk. Sinema tarihinden, Sovyet Sineması'ndan, klasikleşmiş örnekler gösterim programımız içinde baş sırada idi.

İSKD film gösterimleri çok büyük ilgi görünce, arada Ruhi Su ve benzeri konserleri örgütlemeye de girişmiştik.

İşte, ‘Potemkin Zırhlısı’, ‘Sıradan Faşizm’ gibi daha pek çok önemli filmle ben ilk o sıralarda tanıştım…

O yıllarda filmler minik elektronik aygıtlarda, DVD’lerle gösterilmiyordu. Kocaman 2 film bobini, bir oda büyüklüğünde gürültülü sinema makinası ve bir makinist aracılığıyla gerçekleşiyordu bu görsel sanat faaliyeti. (Hani film kopunca, ıslıkların çalınarak makinistin uyarıldığı; “makiniiiist uyuma!” diye bağırıldığı yıllar.)

Filmleri genellikle, Onat Kutlar’ın İstanbul Sinematek’inden ya otobüs bagajında ya da çok pahalı olduğu için çok ender, mecbur kaldığımızda kullandığımız THY Kargosu ile İzmir’e getirtiyorduk. O yıllarda zaten adım başı bir kargo şirketi de ulaşım da yoktu.

Bu arada, bazen ben de bizzat İstanbul’a gidip, rahmetli Onat Kutlar’ın Sıraselviler’deki Sinematek’inden koca bir çuval içinde bobinleri aldığım da oluyordu. İstanbul’a şöyle bir bakınıp, koca çuvalla, en kestirme yoldan o yıllarda Topkapı’daki otobüs garajına ve İzmir otobüsüne kendimi atıyordum.

Eh, kolay mı? Koskoca bir kitle otobüsün bagajındaki, o hafta göstereceğimizi ilan ettiğimiz filmi bekliyordu!..

Bir keresinde, Fransızca alt yazılı politik içerikli bir Sovyet filmini o zamanki heyecanımla, gayet “ajitatif bir dille” alt yazılarından izleyicilere “simültane” olarak çevirdiğimi ve seyircilerin alkış tuttuğunu da hatırlıyorum. Simültane çeviri dediysem, bugünkü uluslararası toplantılardaki simültane çevirilerle karıştırılmasın ama… O günkü Karaca Sineması’nın beyaz perdesi önündeki sahnesinin kenarına ilişmiş vaziyette; perdeyi görüp, alt yazıları okuyabilmek için boynumu kırarak, ama en ilginci de; sesimi izleyiciye duyurmada kullandığım elimde mitinglerde kullandığımız koca megafonla! Bu koşullarda, onca zorluk içinde de olsa güzel, unutulmayacak gönüllü çalışmalar yapmıştık.

ARTI TV’nin 2 bölüm halinde göstereceğini ilan ettiği, Sovyet yönetmen Mikhail Romm’un yönettiği ve tümü Hitler’in -ele geçirilen- özel film arşivi, SS subaylarının çektiği özel filmler, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve kimi diğer ülkelerin devlet arşivleri gibi kaynaklardan belgelerin kurgulanmasıyla gerçekleştirdiği ‘Sıradan Faşizm’ filmi birden aklıma o günleri de getiriverdi.

***

İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD) sonra ne oldu diye soracak olanlar olursa, onu da söyleyeyim.

12 Mart 1971 askeri darbesinin içeri tıktığı devrimci gençler, çıkartılan kısmi bir “affın” eşitlik ilkesine aykırılık itirazları ile açılan davaların kazanılması sonucu genele uygulanmasıyla özgürlüklerine kavuştular.

12 Mart darbesiyle duraksayan mücadele kaldığı yerden devam ederek, yeniden hız kazandı. Bizim İSKD de varlığını sürdürse de ara dönemdeki hızını kaybetti.

Bizler de kendimizi örgütlü politik mücadelenin yakıcılığı içinde bulduk…


2 Eylül 2017
Yalçın Ergündoğan
yalcin.ergundogan@gmail.com
https://www.kuyerel.org/yazarlar/yalcin-ergundogan/siradan-fasizm-filminin-gosteriminin-hatirlattiklari/