Türkiye'de Belgesel Sinemanın Geleceği Parlak
Şenay AYDEMİR
20.09.2008

Türkiye sinemasında son dönemde belgesel ve kısa film üretiminde hatırı sayılır bir artış söz konusu. Bu olumlu gelişmeyi tetikleyen bazı nedenler var kuşkusuz. Bunlardan birisi teknolojideki gelişmeler. Dijital kameraların yaygınlaşması ve herkesin ulaşabileceği maliyetlerde satılması, "derdi" olan herkes için büyük fırsatlar sunuyor. Öte yandan, son yıllarda sayıları hızla artan özel üniversitelerle birlikte sinema bölümlerinin sayısındaki artış ve artık birçok kentte düzenlenmeye başlanan film festivalleri Türkiye'de "kurmaca uzun metraj" film dışında bir alan olduğunu göstermesi bakımından önemli oldu. Bugün artık film festivallerine sayıları yüzlerle ifade edilen kısa film ve o kadar çok olmasa da azımsanmayacak kadar belgesel film başvuruyor; her festival, yarışma bölümleri için ön elemeler yapmak zorunda kalıyor.

Bu yıl 5'incisi düzenlenen Bodrum Uluslararası Film Festivali de bunlardan birisi. Yıllardır belgesel sinemaya özel bir önem veren, bu alanda ilk ya da ikinci filmini çeken yönetmenlerin filmlerini sinema eleştirmenlerinin değerlendirmesine tabi tutarak ödüllendiren Bodrum Film Festivali'nde bu yıl da birbirinden güzel belgeselleri izleme fırsat bulduk. Benim de aralarında bulunduğum Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin değerlendirdiği dokuz belgesel dışındaki yapımlar da Türkiye'de belgesel sinemanın önemli bir aşama kaydettiğinin göstergesi gibiydiler.

Bu yılki belgesellerde kadın hikâyelerinin fazlalığı ilk dikkat çekici özellik olarak öne çıktı. Ayrıca bu filmlerin büyük çoğunluğunun kadınlar tarafından çekilmiş olması da ayrı olumlu gelişme. "Son Kumsal", "Lilit'in Kız Kardeşleri", "Gölün Kadınları" ve "She-J" kadın yönetmenler tarafından çekilen filmlerdi. Karadeniz Sahil Yolu'nun yol açtığı olumsuzlukları ve binlerce yılda oluşan kıyı şeridinin yok oluşunu anlatan "Son Kumsal" dışındaki filmlerin kadın hikâyelerini perdeye taşımaları; sinemada kendisine fazla yer bulamayan kadın yönetmenlerin ve kadın sorunlarının aktarılmasında belgeselin önemli bir rol üstlenebileceğini göstermesi bakımından dikkate değerdi. Yine yönetmenleri arasında kadınların da bulunduğu kolektif bir ürün olan "Bu Ne Güzel Demokrasi" de bu kategorinin içine alınacak filmlerden.

Belgesel sinema tüm dünyada üretimi ve gördüğü ilgi artan bir alan. Bunun nedenlerinden biri de bir tür habercilik yapıyor olmaları. Ama belgesel sinemayı, televizyon haberciliğinden ayıran özellikleri var kuşkusuz. Her şeyden önce, gerçekten bağımsız olabilmek gibi bir şansı kullanabiliyor. İkinci olarak, haber görüntüsünün ötesinde, sinemasal bir görüntü estetiği ve kamera kadrajıyla ve kurguyla karşılaşıyoruz. Televizyon haberciliğinin "şok" görüntülerinden ve kurgusundan çok, sinema diline daha yatkın bir kurgudan söz etmek mümkün. Böylece, Gölün Kadınları ve Kurbağa Sesiyle Uyanmak'ın anlattığı doğa sorunlarına ya da "3 Saat", "Bu Ne Güzel Demokrasi" gibi filmlerin işlediği Türkiye'nin iki önemli problemi üniversite sınavı ve demokrasi konularına daha detaylı bir bakış atma fırsatı yakalayabildik.

Sonuç olarak Bodrum'da gösterilen filmler, gelişmeye açık yanlarının eksiklerinden fazla olması, harcanan yoğun emek ve ele aldığı konuları itibariyle Türkiye'de belgesel sinemanın gelişmeye açık bir damar yakaladığının göstergesi olarak kabul edilebilir.

3 SAAT VİZYONA GİRMELİ
Festivalde SİYAD Ödülü'nü paylaşan iki filmden birisi olan "3 Saat", üniversiteye hazırlanan farklı kültürlerden, farklı okullardan 6 gencin hazırlık sürecine ve sonrasına dair önemli bir çalışma. Bütün bir yılı bu gençlerle birlikte geçiren yönetmen Can Candan ve ekibi, ortaya 110 dakika gibi bir uzun metraj film süresi kadar uzun ama tıkır tıkır işleyen akıcı bir yapım çıkarmış. Karakterlerin sınav sürecinde ve sonrasında yaşadıklarına da yakından tanıklık etme fırsatı sunan filmin Türkiye'deki sinema izleme alışkanlıkları ve tercihleri nedeniyle vizyona girme şansı çok yok gibi. Umarız olur. Ama üniversiteye hazırlanan gençlerin ve ailelerinin mutlaka izlemesi gereken bir film.

DEMOKRASİ HERKESE LAZIM
Belmin Söylemez, Berke Baş, Haşmet Topaloğlu ve Somur Vardar tarafından yönetilen "Bu Ne Güzel Demokrasi!" ise 2007 genel seçimleri öncesi milletvekili olmak için aday olan altı kadının seçim öncesi çalışmalarını anlatıyordu. Bir profesör, bir iş kadını, bir Kürt aktivist, iki eski genelev çalışanı ve muhalefet partisin en genç adayı.. Filmin en güçlü yanı, anlatılan kadınların ait oldukları siyasal partilerin kimliklerine bürünme ve bu dili benimsemelerini süreç içinde göstermesi. Özellikle iktidar ve muhalefet partisinden aday kadınların "kadın politikası" üretmek yerine parti programlarını öne çıkarmaları; genelev çalışanı kadınlar ve Kürt aktivistin propagandalarını kadın sorunları üzerine kurması ve bütün bu süreç içinde ortaya çıkan "eşitsiz" rekabet koşulları Türkiye demokrasisinin sorunları hakkında da ipuçları taşıyor.

SON KUMSAL, BODRUM'DAYDI
Festivaldeki bir diğer olumlu gelişme ise bir süre önce İnebolu Belediye Başkanı tarafından sansürlenen Rüya Arzu Köksal'ın yönettiği "Son Kumsal" belgeselinin Bodrum'da özgürce gösterilmesi oldu. Öte yandan, Karabük Belediyesi tarafından düzenlenen bir etkinlikte Başbakan'ı eleştirdiği için belediye başkanıyla tartışan ve konuşması kesilen Latife Tekin, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan, "Son Kumsal" belgeselinin yönetmeni Rüya Arzu Köksal ve yapımcısı Aydın Kudu'nun katıldığı "İfade Özgürlüğü" başlıklı panel festivalin dikkat çekici bir etkinliğiydi.