|
Öğrenci Belgeseli
"Öğrenci belgeseli" denince sınıf geçmek için yapılan amatör film çalışması akla geliyor.
Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Sinema konusunda iddialı üniversiteliler var.
Sinemanın yeni kuşak temsilcileri iyi planlanmış senaryolarla, az masrafla
kalıcı filmler ve belgeseller yaratıyorlar.
Okulun bitmesini beklemeden yoğun bir çalışma temposunun içine giren sinemanın
yeni kuşak temsilcilerinin boş zamanını bulmak, hele onları bir araya getirmek
neredeyse imkansız. Bir kısmı kendi projelerini yetiştirmeye çalışıyor, bir
kısmı profesyonel film setlerinde görev yapıyor. Filmini bitirenler bu kez de
tanıtım ve gösterim için bir oraya bir buraya koşturuyor. Neyse ki imdada
internet ve digital fotoğraf makineleri yetişti. İstanbul, Marmara ve Mimar
Sinan üniversitelerinden Cenk, Kürşat, Tonguç, Diğdem, Ahsen, Didem, Şafak, Alp
ve Suna, kendi yaşıtlarını temsilen film çekmenin güzel ve çileli taraflarını
anlattı.
Perdedeki hayal
"Lisedeyken Hi-8 video kameram vardı. Onunla kısacık filmler yapardım. Babamı
uyurken çekip üstüne horlama efekti koymak ya da anneme çeşitli sorular sorup
onun sesine kendi sesimle dublaj yapmak türünden şeylerdi. Lise sonda ise
geceleri matematik sorusu çözmekten sıkılıp soru bankası kitaplarına reklam
çekerdim. İlk konulu kısa filmi de yine lise sonda çektim." Bu sözler, Bilgi
Üniversitesi'nden Alp Korfalı'ya ait.
Görüştüğümüz 13 gencin ortak özelliği, sinemaya olan meraklarının çok küçük
yaşlarda başlaması. Beyaz perdedeki hayalin peşine düşen gençler, sonunda pratik
deneyim kadar teorik bilgi de gerektiren sinema sanatını, okulunda öğrenmeye
karar veriyorlar. Bazıları ÖSS Puanıyla iletişim fakültelerine, bazıları da özel
yetenek sınavıyla güzel sanatlar fakültelerinin sinema bölümlerine giriyorlar.
Okulda filmlere eleştirel gözle bakmayı öğreniyorlar. Tabii sinemanın o eski
tadı kaçıyor. Herkes filmin keyfini çıkarırken onlar, "Bu kamera hareketi nasıl
olmuş?", "Şu ışık, bu efekt nasıl yapılmış?" türünden sorular sormaya başlıyor.
Ya da bir kafeteryaya gittiklerinde önce "Burada film çekilse nasıl olur,
kamerayı nereye koyarım, güneş almıyor, ışık lazım, ışık için de para. Neyse, en
iyisi bunu dışarıda, doğal ortamda, doğal kaynaklarla çekmek" gibi konuşmalar
geçiyor zihinlerinden. "Artık şarkı dinlemek değil, söylemek istiyorum"
noktasına geldiklerinde ise kendi kısa filmlerini çekmeye başlıyorlar.
Uzun metraj kolay
"Her şeyin yolunda gittiği bir film sanırım henüz çekilmemiştir" diyor istanbul
Üniversitesi'nden Diğdem Işıkoğlu. Marmara Üniversitesi'nden Didem Erayda ise
"Kısa filmlerde değişmeyen tek kural para olmamasıdır" diyerek herşeyin neden
yolunda gitmediğini anlatıyor; "Son filmim Hediye'de erkek, sevgilisine kendini
hediye etmek istiyor. Bunu çekmek için oyuncunun büyükçe bir kargo kutusuna
girmesi gerekiyordu. Başlangıçta kolayca buluruz sandık ama tahmin ettiğimiz
gibi olmadı. Sonunda biz de bir kargo şirketiyle görüştük. Konu yönetim kurulu
toplantısına bile girdi. Bırakın sponsor olmayı, o kutuyu bile vermediler."
Didem, bunun nedeninin 'Kısa filmin' ne demek olduğunun bilinmemesi olduğunu
düşünüyor. "Türkiye'de sen ne yapıyorsun dediklerinde kısa film çekiyorum demek
hiçbir şey yapmamayla eş anlamlı. Uzaydan gelmiş muamelesi görüyoruz" diyor. Bu
nedenle Didem, kısa film çekmenin uzun metraj filmlerden daha zor olduğunu
savunuyor.
Maddi olanaksızlıklar kısa filmlerin çoğunlukla video formatında çekilmesine
neden oluyor. İşler imece usulü, arkadaş dayanışmasıyla kotarılıyor.
Arkadaşlarının filmlerine her aşamada, hatta oyuncu olarak destek veriyorlar.
Elbette rol alanlar her zaman amatör oyuncular değil. Bazen konservatuvar
öğrencileri, bazen de Toprak Sergen, Mazlum Kiper ve Ümit Çırak gibi profesyonel
oyuncuları ikna ediyorlar. Nihai amaçları sinema yönetmeni olmak ama bazen
belgesel çalışmalara da imza atıyorlar. Ortaya koydukları filmlerle sadece yurt
içinde değil, yurtdışındaki festival ve yarışmalara katılıyor, ödüller ve
burslar kazanıyor, projelerini ulusal televizyonlarda gösterme olanağı
kazanıyorlar.
İstediklerine ödül
Maddi olanaksızlıklardan sonra genç yönetmenlerin en çok şikayet ettiği ikinci
konu festival komiteleri. Didem Erayda, kısa film yapmanın zaten başlı başına
bir başarı olduğunu dile getiriyor: "Benim filmim Orhon Murat Arıburnu
birincilik ödülünü aldı ama Ankara ve İstanbul Film festivallerinde ön elemeyi
bile geçemedi. Bu durum bir standart olmadığı anlamına geliyor. Bence jüriler
karar verirken bu filmlerin başka gösterim alanı olmadığını göz önünde
bulundurmalı. Ödülü yine istediklerine versinler. Kimse buna karışmıyor. Ama
kısa filmlerin gösterimine destek olsunlar."
Türkiye ve yurtdışında gerçekleştirilen projeler arasındaki farka gelince.
Diğdem Işıkoğlu bu farkı şöyle özetliyor; "Yurtdışında, yönetmenler anlatmak
istedikleri öykü kısa filme uygun olduğunda kısa film çekiyorlar. Bizde ise
masrafı fazla olmadığı için kısa film çekiliyor."
Burs teklifleri yağıyor
Kürşat Kızbaz (İ.Ü. İletişim Fakültesi)
Mevlana'yı anlatan Rumi-Ahlaf filmi, Amerika'daki 22 üniversitede ve yedi ayrı
uluslararası festivalde gösterilen Kürşat, üç üniversiteden burs teklifi aldı.
Almanya, Fransa, Hollanda, İskoçya, İsviçre ve Japonya gösterimleri için gün
sayıyor. Film, Türkiye'deki ilk gösterim hakkını alan NTV'de de geçtiğimiz
günlerde yayınlandı. Tüm dünyaya hitap eden bir yapım ortaya koymak istediği
için konu olarak Mevlana'yı seçen Kürşat, kendini Geceyarısı Ekspresi'nin
imajını yıkmaya adamış. "Rumi-Ahlaf filmi, Mevlana'nın evrensel duygularını
insanlığa görsel olarak anlatma düşüncesi ve çabasının bir ürünüdür" diyor.
Kürşat, birbuçuk yıl süren çalışmalarının sonucunu aldığını dile getiriyor.
Çekimlerin büyük kısmını Galata ve Konya'da, bir bölümünü de Amerika'da
gerçekleştiren Kürşat, "Film yapmış olmak için film yapmıyorum. Evrensel anlamda
dünyaya hitap eden işler yapmak istiyorum. Büyük başarı hayallerim var" diyor.
Kızbaz, gelecekte ilgili oldukça umutlu. "Yapım aşamasında birçok maddi ve
teknik problem yaşıyoruz. Amerikalı yönetmenler filmi Artistic Emotional Movie
(Sanatsal ve Duygusal film" olarak adlandırdılar. Ben de kendime özgü bir film
tekniğim olduguna ve bunu gelecekte daha da geliştirebileceğime inanıyorum."
Puzzle'ın parçaları
Tonguç Sezen-Diğdem Işıkoğlu (İ.Ü. İletişim Fakültesi)
(Resim notu: Dia olarak toplu resim var. Toplu resimde soldan sağa ilkay
Nişancı, Ahsen Deniz Morva, Diğdem Işıkoğlu ve Tonguç Sezen var. Arkada kalan
iki kişi önemli değil. Diğdem sehbada oturuyor. Tonguç'un kucağında kamera var.
Ayrıca 'evrimin peşinde' filminin çekim görüntüleri ve afişi internette )
Beraber çalışan Tonguç ve Diğdem'in ilk filmi Empati, Bodrum Çevre Filmleri
Festivali'nde en iyi senaryo ödülünü kazandı. Yeni tamamladıkları "Evrimin
Peşinde" ise , İzmir 9 Eylül ve İstanbul Üniversitesi Kısa Film Festivali'nde
gösterildi. İkili, bu projede Mazlum Kiper ve Ümit Çırak gibi profesyonel
oyuncularla çalıştı. Filmin konusu ise şöyle işleniyor; "Varolmayan bir bilim
olan biyososyolojinin dünyaca tanınmış uzmanlarından Mehmet Açıkgöz,
insanoğlunun teknoloji ile birlikte değişen dünyada nasıl değiştiğini anlatıyor.
Başlıca üç ana türü bizlere gösteriyor; cep telefonlarına, arabalarına ve
televizyonlarına gereğinden fazla bağlanan insanlar. Bir sonraki aşamada da
acaba başka bir tür var mı sorusunu soruyor ve yeni bir türün keşfedilmesine
tanık oluyoruz."
Tonguç, kısa film çekmeyi bir puzzle'ın parçalarını birleştirmeye benzetiyor:
"Kısa film çekerken düşlerimin gözlerimin önünde oluştuğunu görüyorum. Adım adım
tüm parçaları hazırlayıp bir araya getiriyorsunuz ve günün sonunda elinizdeki
kasette emeğiniz yatıyor, harika bir duygu."
Diğdem Işıkoğlu ise kısa film çekmeyi evde plütonyum üretmeye benzetiyor:
"Eldeki malzemelerle film yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden de çoğu film
bir apartmandan, iki oda bir mutfaktan çıkamıyor. Her ne kadar insanın kendi iç
bunalımlarını yansıtmak istediği bir çağda üniversiteye başlıyor olsak da, ille
de bununla ilgili bir film yapmak zorunda değiliz."
Acil servise kaldırıldı
Cenk Demirkıran (İ.Ü. İletişim Fakültesi)
İlk filmi "Dinler Bahaneydi" ile ATV ana haber bültenine konu olan ve Antalya
Kısa Film Festivali'nde Türkiye'yi temsil eden Cenk'in son projesi Yukarı
Deniz'di. Cenk, yoğun bir tempoyla projesini bitirdikten sonra yorgunluktan
bayıldı ve gözünü acil serviste açtı. Bugünlerde Antalya'da "Ailesinin koruması
altında" dinlenen Cenk'le bu yüzden ancak telefonla görüşebildik." Arkadaşım
Egemen'le hazırladığımız ilk filmimizde jüri üyelerinden biri "Türk filmi böyle
olmamalı. Siz önce Türkan Şoray'ın, Kartal Tibet'in filmlerini izleyin, sonra
film çekin!" demişti. Bu beni daha da hırslandırdı" diyen Cenk, intikamı da yine
bir film çekerek almış. "Taraph toothma the Jury" (Taraf tutmadı Juri) filminde
kalıplaşmış jüri davranışlanı komedi unsurlarıyla ele alan Cenk'in diğer
filmleri Hükümsüzdür, İletişimciyaak!, Kazık ve Fransızca çekilen Toı Aussı
Elıse (Sen de Elıse). Cenk, sinemanın kendisi için çok önemli olduğunu
vurguluyor: "Belli konularda tepkimi ve yorumumu görselleştirmeyi, söylemek
istediklerimi güçlü bir araç olan sinema diliyle anlatmayı, duygularımı,
zevklerimi, yaşantımı, hayallerimi izleyiciyle paylaşmayı sağlıyor. Bazen de
kendi yaşamımdan ayrılmadan ikinci, üçüncü yaşamları ve kişilikleri bu sayede
yaşıyorum."
Alice Harikalar dünyasında
Şafak Çatalbaş (M.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi)
Şafak, "Bir dünya yaratıp insanları oraya davet etmek, o dünyada ağırlamak
büyülü bir şey. Ben de bu hayalin peşine düştüm" diyor. Film çekerken kendini
harikalar dünyasında dolaşan Alice gibi hissettiğini dile getiriyor. Şafak'ın
Çerçeve adlı filmi İtalya Unimovie Kısa Film Festivali, İsrail Tel Aviv Öğrenci
Filmleri Festivali, Antalya Altın Portakal ile İzmir Kısa Film Festivallerinde
gösterildi ve çok olumlu eleştiriler aldı. Kadrajdan çıkamayan bir adamın
hikayesini anlatan film, kıstırılmışlık ve sıkıştırılmışlık üzerine. Şafak
filmini şöyle anlatıyor; "Adam bütün gün boyunca bir duvarın dibinde oturarak
insan, hayvan ve nesnelerin önünden geçip gidişini izlemek durumundadır; durumu
komiktir ama giderek trajik bir hal alır çünkü ne yaparsa yapsın kadrajdan
çıkamamaktadır, çaresizliğin doruk noktasındadır; ta ki çok önemli bir
ayrıntının farkına varana kadar."
Sinemasız hayat çekilmez
Didem Erayda (M.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi)
"Hayata sinema sayesinde katlanabiliyorum" diyor. Didem, "Soluk Zaman" filmiyle
İfsak Video Film Başarı Ödülü'nü ve Karadeniz Kısa Film Festivali En iyi 2. Film
Ödülü'nü almıştı. Toprak Sergen'in başrolünü oynadığı son filmi Hediye ise Orhon
Murat Arıburnu En iyi Kısa Film Ödülü'nü kazandı. Kısa filmlerdeki maddi
olanaksızlıkları aşmanın çok zor olduğunu söyleyen Didem'in tek tesellisi,
Digitürk'ün Türk Sineması kuşağında ödüllü kısa filmleri göstermeye başlayacak
olması. "Hediye'nin bir şansı bu oldu, bu sayede daha büyük bir kitleye
ulaşacak. Hediye, Lou Reed'in bir şarkısıdır. Velvet Underground dönemindeki "White
light-White head" albümünde yeralmıştır. Aslında bu şarkıyı-kısa öykü de
denebilir-filme çekmeyi 1996'da istemiştim, o zaman senaryo haline getirmiştim.
Daha sonra tez projem oldu. Öncelikle Lou Reed'den izin alındı. Bunun için
Avrupa temsilcisiyle yazışıldı. Daha sonra ekip oluşturuldu. Oyuncularımın hepsi
profesyonel ve hepsi maddi karşılığı olmaksızın bu projede yer aldılar. Aynı şey
teknik ekibim için de geçerli. Çok zor, ancak eğlenceli denebilecek bir süreç
yaşandı. Sualtı çekimlerinde Toprak Sergen, 15 derece suda, bir saati aşkın
denizde kaldı, çekim için anlaştığımız ev son anda vazgeçti. Her filmde
yaşanabilecek sorunlar bizde de vardı, ancak ekibim projeye inandı ve başardık.
İstediğim sonuca yüzde 50 ulaşabildim diyebilirim. Filmimi seviyorum." Didem
şimdilerde uzun metrajlı film çekmeye hazırlanıyor.
Candy gibi bir film
Alp Korfalı (Bilgi Üniversitesi Sinema TV Bölümü)
"Siyah isimli filmimde kendim oynadım, kendim çektim, kendim montajladım, kendi
kameramla kendi ışığımı kullandım. Bu kadar "kendi" kelimesinden sonra ortaya "candy"
gibi bir film çıkmadı belki ama bazı insanlar tarafından beğenildi ve pek çok
festivalde gösterildi" diyor Alp. Okulda öğrendiği en önemli bilgiyi, "sinemada
yanlış yoktur yeter ki yapılan her şeyin bir sebebi olsun" cümlesiyle özetliyor.
"Okuldaki hocalarımdan Barış Ulus ilk dersinde siz buraya hata yapmak için
geldiniz, ama okuldan sonra kimse size ikinci hatanızı yapmanız için fırsat
vermez o yüzden okul sürecinde bol hata yapın ve doğrusunu öğrenin demişti" diye
konuşan Alp, bu nedenle şimdilik hata yapmaktan korkmadığını ifade ediyor.
Gelecekten umutlu olduğunu, yeni kuşak sinemacıların neyi niçin yaptığını bilen
ve bunu geliştirmeye çalışanlardan oluşacağına inanıyor.
Türk sineması yok
Z.Suna Dölek/ (M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi)
"Küçük Adam Büyük Adam" filmi, Cine 5 En iyi Kurmaca Film ödülünü aldı ve
Nasrettin Hoca Komedi Filmleri Yarışması'nda ikinci oldu. Cine 5 ve TRT'de,
çeşitli festivallerde, Bulgaristan ve Almanya'daki sanat okullarında gösterildi.
"Sinema yüz binlerce kişiye ilginç gelebilecek bir konuyu, yüzbinlerce kişi
tarafından anlaşılacak biçimde anlatmaktır" diyen Suna'nın "Temizlik Günü, Deus
Ex Machina ve Babaanne" adlı üç kısa filmi daha bulunuyor. Suna, Türk
sinemasının geleceğinden de bir hayli umutlu olduğunu ifade ediyor; "Bugün için
bir Türk sinemasından bahsetmek zor. Daha çok bir Türk Televizyonu'ndan
bahsedilebilir. Yeşilçam seyircisi bugünün televizyon seyircisidir, Yeşilçam
sinemacıları da bugünün televizyoncuları oldular. Sinema bugün kapitalist
Türkiye'de işleyen bir sektör değil çünkü seyircisi yok. Sanatsal alanda bir
boşluk var. Yeterli birikime sahip, yetenekli birileri görece düşük bütçeli
filmlerle bu boşluğu doldurabilir."
Film sadece kısa
Ahsen Deniz Morva/ (M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi)
Ahsen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdikten sonra Mimar Sinan
Üniversitesi'nde yüksek lisans yapmaya başladı. "Yürek Sürgünü" ile İFSAK' ta,
"Hamallar" ile Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması'nda üçüncülük ödülünü
aldı. Çengelli İğne filmi ise ulusal ve uluslarası festivallerde gösterildi.
Ahsen, kısa filmlere "Biz 'Film, sadece kısa" diyoruz. Ama bu anlayış, henüz
yerleşmemiş durumda. Kısa filmin önemli ve etkili bir ifade aracı olduğu
anlaşılmalı" diyor. Okulda aldığınız eğitim size ne kazandırdı, sorusuna da
fakültenin dekanı Profesör Sami Şekeroğlu'nun ilk dersinde söylediği cümle ile
cevap veriyor "Film çekmek kolay, film yapmak zordur demişti. Bu cümlenin
sinemaya bakışımın şekillenmesinde çok önemli katkısı oldu."
Sinemadan vazgeçmem
Kazım Öz/ (M.Ü.Güzel Sanatlar Fakültesi)
Ax (toprak) adlı kısa filmi yurt içi ve yurt dışında toplam altı ödül alan Kazım
Öz, daha sonra iki belgesel film çekti. Son çalışması olan "Fotoğraf" ise 4
ödüllü. Kazım Öz, uzun süredir çekimi için yoğun kar yağışına ihtiyaç duyulan
bir proje üzerinde çalışıyordu. Bu günlerde istediği mevsim koşullarını bulan
Öz, hava durumu değişmeden çekimlerini tamamlamak için sıkı bir tempoda
çalışıyor. Sinemayı "Hayatı parçalamak ve yeniden kurmak" olarak tanımlıyor.
"Sinema benim için artık vazgeçilmez bir tutku. Gerek toplumsal sorunlar gerek
bireysel sorunları anlatmak için çok iyi dil bence. Bu dil ile uğraşmak benim
için büyüleyici."
Ele avuca sığmayan yönetmenler
Özgü YOLCU
aksam.com.tr
|
|
 |

|