|
Kurmaca mı Belgesel mi Tartışması
Türkiye’nin
önde gelen genç kuşak yapımcılarından Baran Seyhan, Adana Altın Koza
Film Festivali’nde belgesel ve kurmaca filmlerin aynı kategoride
yarıştırılmasını yanlış bulduğunu açıkladı. Gerçekten de bu Türkiye için yeni
bir kavram. Belgeseller yıllarca ne 35mm çekilebildi ne de uzun metraj süreye
yayılabildi. Ama dijital devrim film malzemesinin avantajını ortadan kaldırınca
Türkiye’de de belgesel sinema kendini daha fazla gösterebilir hale geldi.
Baran Seyhan diyor ki ‘...
Sorun, aynı kulvarda olmayan filmlerin aynı kriterlere göre yarıştırılmak üzere
ortaya çıkarılması. Ön seçici kurulun öne sürdüğü gerekçelerden biri, bu tür
durumlarla dünya ölçeğindeki festivallerde de örneğine rastlandığı. Ancak bu tür
örneklerin mutlak bir doğru olduğunu kabul etmek benim görüşüme göre safdillik
olur. Ben kurmaca sinemanın, belgesel sinemaya taban tabana zıt olduğunu
düşünüyorum. Kurmacayı veya belgeseli birbirlerine karşı herhangi bir üstünlük
atfetmeden bu görüşü savunuyorum. Bu taban tabana zıt iki türün aynı kefeye
koyularak tartılmasını ise sinemanın geleceği adına büyük bir tehlike olarak
değerlendiriyorum. Hayatı tarif ederken kurmaca sinemayı birincil değer olarak
gösteren birisi olarak bu fikrimi paylaşmayı bir borç addediyorum’.
Pekiyi, Baran’ın iddia ettiği gibi kurmaca ve belgesel birbirine taban tabana
zıt mı? Bazı kavramlar her nedense Türkiye’de bir türlü netleşmiyor. Tarihi
bağlamda ve akademik ortamda gayet net olanlar dahi bizim sınırlarımız dahilinde
sanki muğlakmış gibi tartışılıyor. Oysa belgesel ve sinema diye iki ayrı sanat
dalı yok. Belgesel, sinemanın temeli. Sinema tarihi belgesel ile başlar.
Kurmacanın tek tür olduğu, belgeseli bulunmayan tiyatro sanatını temel alan, öte
yandan belgeseli, yani gerçeği görüntülemeyi bile isteye dışlayan bir sinema
anlayışı olamaz. Tamamen stüdyo, özel olarak kurulmuş set içinde ya da sanal
ortamda yaratılmış filmler dışında belgesel içermeyen film yoktur zaten. Ama
tersi doğrudur. Salt kurmaca bir film belgeseller arasında ‘hayal ürünü’ olarak
yer bulamayabilir.
Aslında sinema söz konusu olduğunda kifayetsiz kalan sözler yerine birkaç film
göstererek yanıt vermem daha anlamlı olurdu ama burası bir gazete sütunu. Sinema
tarihinin ilk filmi, Lumiere Kardeşler’in çektiği ‘Trenin La Ciotat Garı’na
Girişi’ belgeseldir. Yani sinemanın ilk imgeleri belgeseldir. Sinema görüntüyü
kaydetmek üzere icat edildi. Zamanla o görüntünün sinemasal değerini belirleyen
etmenler, gerçek ya da kurmaca olması üzerine inşa edilmedi, teknik ve estetik
yeterliliği temelinde oluştu.
Lumiere Kardeşler’in ilk denemelerini klasman dışı tutalım. O zaman Robert
Flaherty desem, ‘Aranlı Adam’ı, ‘Kuzeyli Nanook’u anımsatsam. ‘Film Kameralı
Adam’ desem, ‘Berlin Bir Şehrin Senfonisi’ desem... Ayzenştayn’ın ‘Que Vive
Mexico’sunu, Bunuel’in ‘Ekmeksiz Toprak’ını gözlerinizin önüne getirmenizi
istesem... Joris Ivens’ten Errol Morris’e her biri birer başyapıt olan belgesel
sinema örneklerini üreten usta yönetmenlerden söz etsem... Doküdrama ve dramatik
belgesel diye farklı türler olduğunu vurgulasam... Hepinizin hayalinde önce
‘sinema’ canlanacak. Kurmaca filmlerden o kadar da ayrı bir belgesel sinema
kavramı hiç olmadı.
Kaldı ki kurmaca, sinemaya ait bir kavram değil. Edebiyat da tiyatro da kurmaca
olabilir. Hatta sadece kurmacası olan, belgesel türü olmayan tek sanat dalı
tiyatrodur. Belki de bizim sinemamızdaki temel anlatım sorunu olan teatrallik
bilinçaltımıza işlemiştir.
Dünya sinemasının en dinamik çağları olan yirmili ve otuzlu yıllarda, Sovyetler
birbiri ardına kuramlar üretirken, Hollywood prodüksiyon kavramını
mükemmelleştirirken, Almanlar dışavurumculuk, Fransızlar şiirsel gerçekçilik
akımlarını yaratırken bizim tiyatrocular döneminde çakılı kalmamız
talihsizlikten başka bir şey değil. Toplumsal koşullar böyleydi. Sinemadaki
bütün o heyecan verici gelişmeler bizde olmadı. Ama sinemacılar dönemiyle
birlikte kaydedilen aşamaları ve yeni kuşağın dünya klasmanına girişini gözardı
etmememiz gerek. Sürekli güncellenmezsek geçmişte çakılı kalırız.
Baran Seyhan’ın itiraz ettiği ‘İki Dil Bir Bavul’ karakterlerini belirli bir
mizansen çerçevesinde takip eden ve tıpkı bir kurmaca gibi kameranın varlığını
unutturarak malzemesine odaklanan bir yapım.
Dolayısıyla hem belgesel hem kurmaca kategorilerinde değerlendirilmeye açık ve
müsait. İstanbul Film Festivali’ne En İyi Film seçilen ‘Köprüdekiler’ ise
belgesel değil, basbayağı kurmaca. Belgesel malzemesi olabilecek gerçek kişileri
ve gerçek yaşamlarını yeni baştan kendi mizanseni içinde kurgulayan, bu yöntemle
bir belgesel yanılsaması yaratmayı hedefleyen ve görünen o ki başaran bir
film.
Alin Taşçıyan
atasciyan @ stargazete.com
Tarih: 28 Mayıs 2009
|
|
|

|